Zekatta temlik şart mıdır?

Konusu 'Zekat vermek' forumundadır ve Lasey tarafından 16 Nisan 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Temlik

    Zekatı, ona ehil olanlara vermek yani onların mülkiyetlerine geçirmek (temlik) şarttır. Bu şart iki unsur içerir; birincisi temlik işlemi, ikincisi ise temlikin yapıldığı şahsın zekatı almaya ehil oluşu. Fakihlerin temlik terimine genelde bir malın mülkiyetini zekat alacak şahsa doğrudan nakletme işlemi şeklinde dar bir anlam verdiklerini belirtmek gerekir. Bu itibarla bir kimse zekat niyetiyle bir fakir veya yetimin karnını doyursa bu zekat borcunu ortadan kaldırmaz. Ancak zekata niyet edilerek, onlara gıda maddeleri verilse zekat ödenmiş olur. Çünkü zekat niyetiyle fakire, yetime mal vermek temliktir. Böylece onlar kendi malından yemiş olur.

    Klasik dönem İslam hukukçularının büyük çoğunluğuna göre cami, okul, yol, köprü, çeşme yapımı gibi hayır kuruluşlarına zekat verilmez; ölü kefenleri alınmaz ve ölülerin borçları zekatla ödenmez. Çünkü bu durumlarda temlik gerçekleşmez; yani zekat, borcu ödenen kişinin mülkiyetine geçmemektedir. Hayır kurumlarına zekatın dışında bağışlar şeklinde yardımlar yapılmalı, zekat ise sadece fakirlere verilmelidir. Çünkü İslam dininde imkanı olan müslümandan sadece zekat borcunu vermesi değil, bunu da aşarak Allah'ın kendisine verdiği malını hayırlı faaliyetlere sarfetmesi istenmektedir.

    İslam'ı yaymak, korumak, müslümanlara düşmanlarından zarar gelmesini önlemek amacıyla yapılan harcamalar zekat yerine geçer. Çağımızda yoksullara ve acizlere bakmak için kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumlara da zekat verilir ve bu vekaleten veya dolaylı temlik sayılır.

    Temliki dar manasıyla alan fakihler bir fakiri zekata mahsup olmak üzere bir dairede oturtmakla da zekat borcunun ödenmiş olmayacağını, çünkü bunun temlik sayılmayacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak evin kullanımının ekonomik bir değerinin bulunduğu, fakirin evde oturduğu müddetçe onun kullanım (menfaat) mülkiyetine sahip olduğu ve bu açıdan temlikin gerçekleştiği düşünülürse araya göstermelik bir para alışverişinin girmesine gerek olmadığı görüşü daha doğrudur.

    Zekat usul (baba, anne, dede, nine) ve fürûa (çocuk ve torun) verilemez. Çünkü zekat verenle usul ve fürûu arasında çok sıkı bir mülkiyet bağı ve menfaat ortaklığı vardır. Dolayısıyla burada tam anlamıyla temlik gerçekleşmez. Aynı şekilde kişi zekatını karısına da veremez. Ebû Hanîfe'ye göre kadın da zekatını kocasına veremez.

    Fakir bir kimsede alacağı olan zengin ona, “Alacağımı sana zekat olarak veriyorum” dese temliki dar ve formel (şeklî) manada anlayan fakihlere göre bu şekilde zekat borcu ödenmiş olmaz. Çünkü zengin zekat borcunu fakirin eline teslim etmedikçe temlik gerçekleşmez ve borçtan kurtulmaz. Ancak temliki geniş manasıyla alırsak bu da bir nevi temliktir, zekat yerine geçer. Bunun için de borçlu, borcunu alacaklıya ödeyip sonra tekrar zekat olarak ondan alması şeklinde bir şeklî ve dolaylı işleme gerek yoktur.

    Yapılan bir harcamanın veya ödemenin fıkhen zekat sayılabilmesi için fakihlerce ileri sürülen niyet ve ehline temlik şartları netice itibariyle hem zekatı verenin bilinçli ve iradî şekilde hareket etmesini sağlamaya hem de fakirin haklarını korumaya matuf tedbirler olarak anlaşılmalıdır. Fakihlerin temlik terimini dar manasıyla ve şeklî bir işlem olarak yorumlamaları da esasen fakirin hakkını gözetmeye yönelik bir çaba olmakla birlikte bu yaklaşım bazan gülünç hilelerin de yolunu açmaktadır. Doğru olanı, temlike geniş mana verilmesi ve dolaylı temliklerin yeterli sayılmasıdır.

    Borçlu, zengin alacaklısına "Bana zekatını ver, senin borcunu ödeyeyim" dese alacaklı da zekatını ona verse, zekat borcunu ödemiş olur. Borçlu onu aldıktan sonra kendi borcunu ödemek zorunda değildir. Ama borç yerine, aldığı zekatı verirse borcunu ödemiş sayılır.

    Temlikin gerçekleşmesinde gözetilen ikinci husus ise, temlikin zekatı hak edenlere yapılmasının şartıdır. Bu itibarla zekat zenginlere ve onların küçük çocuklarına verilemez. Çünkü onlar zekata ehil değildir. Zenginin yetişkin çocuğu, nafakası babasına ait de olsa, zengin sayılmaz. Zenginin fakir karısı da böyledir.

    Hz. Peygamber kendi soyuna zekat verilmesini yasakladığı için zekat Haşimoğulları'na da verilemez. Böylece Hz. Peygamber bir devlet gelirini hakda etselersülalesine yasaklayan tek tarihî şahsiyettir. Belki de o, bu uygulaması ile zekat mallarına göz diken kötü kişilerin çeşitli istismarlarına mani olmak istemiş ve zekat gelirlerini Haşimoğulları'na yasaklamıştır. Haşimoğulları; Hz. Ali, Abbas, Ca‘fer Tayyar, Akýl ve Haris b. Abdülmuttalib soyundan gelenlerle bunlar tarafından hürriyete kavuşturulan kişilerdir.