Zekat vermeyenin ahiretteki cezası nedir?

Konusu 'Zekat vermek' forumundadır ve Lasey tarafından 17 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Verilen sadakalar, veren kişiyi hastalık ve musîbetlere karşı koruyan birer siper-i saikadır. Yoksullar, fakirler ve garipler, aslında varlık sahipleri için büyük bir nîmettir. Zîra cennet kapıları, onların duaları ile açılır.

    ZEKAT VERMENİN ŞARTLARI NELERDİR?

    alemlerin Efendisi (s.a.v.) Ramazan aylarında bütün ibadet ve ihsanlarını artırır, Rabbiyle doyumsuz bir mülakat iklîmine girerdi. Nitekim İbn-i Abbas (r.a.) şöyle der:

    “Resûllullah, insanların en cömerdi idi. O’nun en cömert olduğu zamanlar Ramazan’da Cebraîl’in (a.s.) kendisi ile buluştuğu vakitlerdi. Cebraîl (a.s.) Ramazan’ın her gecesinde Peygamber Efendimiz ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bu sebeple Resûlullah, Cebraîl (a.s.) ile buluştuğunda, hiçbir engel tanımadan esen rahmet rüzgarlarından daha cömert davranırdı.” (Buharî, Bed’ü’l-Vahy 5, 6, Savm 7; Müslim, Fezail 48, 50)

    FİTRE NASIL FARZ KILINDI?

    Orucun ardından “Bayram Namazı” ve “Sadaka-i Fıtr” emredildi. Resûlullah Sadaka-i Fıtr’ın Müslümanlardan büyük-küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine bir sa’[1] hurma veya bir sa’ arpa olarak farz kılındığını bildirdi.[2]

    İhtiyaç sahipleri hakkında da:

    “Onları bu (bayram) gününde aç dolaşmaktan kurtarınız!” buyurdu. (İbn-i Sa’d, I, 248)

    FITIR SADAKASI NE ZAMAN VERİLELİ?

    Fıtır sadakası, bayram namazından önce verilirse makbul bir sadaka olur, namazdan sonra verilirse fıtrın dışında bir sadaka yerine geçer.[3]

    ZEKAT NASIL FARZ KILINDI?

    Fıtır sadakasından bir müddet sonra da “Zekat” emri geldi. ayet-i kerîmelerde buyrulur:

    “Sailin (isteyenin) ve mahrûmun (iffeti dolayısıyla isteyemeyenin), servette malûm bir hakkı vardır.” (ez-Zariyat, 19)

    “Onlar ki zekat vazifelerini en güzel şekilde îfa ederler. (Zekat vermek ve onu en layık yere ulaştırmak için çalışırlar, böylece nefislerini tezkiye ederler.)” (el-Mü’minûn, 4)

    “(Ey Peygamber!) Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin! Ve onlar için dua et! Çünkü Sen’in duan, onlar için sükûnettir (huzur kaynağıdır).” (et-Tevbe, 103)

    KUR’aNDA NAMAZ VE ZEKAT NEDEN BİRLİKTE ZİKREDİLİR?

    Zekat, Kur’an-ı Kerîm’de yirmi altı yerde namazla birlikte zikredilir. Dört yerde ise müstakil olarak geçer. Bunlardan Mü’minûn Sûresi’ndeki, namazdan ayrı olarak geçmekle birlikte orada da namaz kılanların zekatlarını verdikleri husûsu ifade buyrulur. Bunun sebebi, “bedenî” ve “malî” olmak üzere iki gruba ayrılan ibadetlerde, bu ikisinin, birinci sırada ve eş değerli olarak yer almasıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

    “Namaz kıldığı halde zekat vermeyen kimsenin namazı(nda hayır) yoktur!” buyrulmuştur. (Heysemî, III, 62)

    ZEKAT KİMLERE VERİLİR KİMLERE VERİLMEZ?

    Zekat; mektep, kurs, hastahane gibi hükmî şahıslara verilmez. Zîra o, Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi, sekiz sınıf muhtaca ait bir haktır.[7] Böyle müesseseler, kendilerine verilen zekatı fakirlerin aslî ihtiyaçları dışında sarf edemezler. Ancak kursta bulunan muhtaç öğrencilere ve i’lay-ı kelimetullah maksadıyla ilim öğrenen talebelere harcayabilirler. Zîra zekatın, geçiminden aciz fakirlerin aslî ihtiyaçlarını (havayic-i asliye) karşılamak üzere verilmesi ve bunun araştırılması, onun sıhhat şartlarındandır. Bu sebeple kendilerine zekat tevdî edilen müesseseler bu prensibe hassasiyetle riayet etmelidirler. Aksi halde Hak katında mes’ûl olurlar.

    Kur’an-ı Kerîm’de zekatın hangi şahıslara verilebileceği şu şekilde tasnîf edilmektedir:

    “Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fukaraya (geçimini temin edemeyen, ya da çok zor temin edebilenlere), mesakîne (hiçbir şeyi olmayanlara), onun üzerine amil olanlara (zekat toplama memurlarına), müellefe-i kulûba (kalpleri İslam’a ısındırılması gerekenlere), kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yolundakilere (mücahidlere, dînî ilim talebelerine vs.) ve yolda kalmışlara mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (et-Tevbe, 60)

    Dernek ve vakıf gibi hükmî şahıslara da ancak ayette buyrulan sekiz yere ulaştırmaları şartıyla zekat verilebilir. Bu, dikkat edilmesi gereken mühim bir husustur.

    Peygamber Efendimiz zekat hakkındaki ilahî emir üzerine, zekatın nelerden, ne miktarda verileceği ve ne kadar malı olana farz kılındığı hakkında bir yazı yazdırdı ve onu kılıcına bağladı. Vefatına kadar bu yazıyı yanında bulundurdu ve ona göre amel etti. Allah Resûlü’nden sonra Hazret-i Ebûbekir (r.a.) ve ondan sonra da Hazret-i Ömer (r.a.) de ona göre amel ettiler.[8]

    ZEKATIN HİKMETİ NEDİR?

    Zekatın; varlıklı insanların servete ram olma netîcesinde muhtemel azgınlıklarına set çekmek, muhtaçların zenginlere karşı kin ve haset gibi menfî temayüllerle dolmalarını engellemek, ictimaî hayatı korumak ve fertleri birbirine muhabbetle kenetlemek gibi pek çok ferdî ve ictimaî hikmetleri vardır. Fakir ve zengin arasındaki denge ve muhabbeti temin açısından İslam ictimaî nizamında “zekat ve infak” ibadetinin çok mühim bir yeri vardır.

    Zekat ve infaktaki hikmetlerden biri de, ferdî sermayenin dehhameleşmesine (anormal büyümesine) ve bu sûretle zayıfların istismarına veya aralarında kin ve haset husûle gelmesine manî olmaktır. Çünkü zenginlik, bir övünme ve büyüklenme vesîlesi olursa, zengin için akıbet hazîn olur. Oysa bir toplumda, yardım eden veya yardım edilen bütün fertler, maddî ve manevî cihetlerden birbirlerine muhtaçtırlar.

    Bilinmelidir ki mülk, mutlak manada Allah’a aittir. İnsanların mülk üzerindeki sahipliği ise günümüzde yeni îcad edilen devre mülk usûlüne benzer. Yani servet, Allah’ın kuluna geçici olarak verdiği bir emanettir. Bu yüzden fertlerin onu kullanması, birtakım ilahî ölçülere bağlanmıştır. O, mülkün hakîkî sahibinin emrettiği istîkamette kullanılmalı veya sarf edilmelidir. Şayet servet, ilahî emirlere zıt bir sûrette kullanılırsa, insanları azdırmaya, türlü kibir, zulüm ve haksızlıklara sürüklemeye çok müsaittir. Böyle bir afete sürüklenenlerde mal sevgisi, kalbe yerleşir. Cenab-ı Hakk’ın dünya nîmetleri içinde sadece mal ve evladı “fitne” olarak zikretmiş olması, bunların kalbe girerek adeta putlaşması tehlikesine binaendir. Bu bedbahtlığa düşenleri îkaz için Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

    “…Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! O gün cehennem ateşinde (bu biriktirilen altın ve gümüşler) kızdırılıp bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. (Ve onlara denilir ki:) «İşte bu, nefisleriniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!»” (et-Tevbe, 34-35)

    ZEKAT VERMEYENLERİN DURUMLARI NE OLACAK?

    Resûlullah da zekatı ihmal edenlerin acı akıbetini şöyle ifade buyurmuştur:

    “Zekatı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak levha haline getirilir ve sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu levhalar soğudukça, sahibine azab için tekrar kızdırılır. Süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar bu böyle devam eder. Netîcede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.”

    Ashab:

    “–Ya Resûlallah! Peki zekatı verilmeyen develerin durumu nedir?” diye sorduklarında Hazret-i Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    “–Develerinin hakkını ödemeyen her deve sahibi, -ki su başlarına geldikleri zaman sağılıp sütünden muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır- kıyamet günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer de, bir tek yavru bile hariçte kalmamak şartıyla en semiz halleriyle gelerek o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile ısırırlar. Öndekiler geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle devam eder. Netîcede kişi, yolunun ya cennete veya cehenneme çıktığını görür.”

    Ashab-ı kiram, sığır ve koyunların zekatını ödemeyenlerin durumunu sorduklarında da Allah Resûlü benzer cevaplar verdi. (Müslim, Zekat, 24; Buharî, Cihad, 48)

    ZEKAT VE SADAKA VERME ADABI NEDİR?

    Zekat ve sadakalarda nezaket husûsuna da çok dikkat etmek gerekmektedir. Başa kakmak, kötüsünden vermek gibi zekatı ve sadakayı boşa çıkaran davranışlardan uzak durmak gerekir. Bilhassa veren, alana karşı bir teşekkür edası içinde olmalıdır. Çünkü onu farz olan bir borçtan kurtarıp ecre nail eylemektedir. Verilen sadakalar ise, aynı zamanda, veren kişiyi hastalık ve musîbetlere karşı koruyan birer siper-i saikadır. Yoksullar, fakirler ve garipler, aslında varlık sahipleri için büyük bir nîmettir. Zîra cennet kapıları, onların duaları ile açılır.

    Sadaka verirken riayet edilecek edebi talim eden ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

    “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, işte onların Allah katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, hilim sahibidir. Ey îman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi başa kakmak ve incitmek sûretiyle, yaptığınız infak ve sadakalarınızı boşa çıkarmayın!..” (el-Bakara, 262-264)

    Dipnotlar:

    [1] Sa’: 1040 dirhem ağırlığındaki buğday veya arpayı alabilen bir hacim ölçeğidir. 1 sa’, şer’î dirheme göre yaklaşık 2,917 kg; örfî dirheme göre ise 3,333 kg. ağırlığa denktir.

    [2] Buharî, Zekat, 70-78; Müslim, Zekat, 13.

    [3] İbn-i Mace, Zekat, 21.

    [4] İbn-i Sa’d, I, 248-249.

    [5] Ebû Davûd, Edahî, 3-4/2792; İbn-i Sa’d, I, 249.

    [6] Muvatta, Hac, 205.

    [7] Bkz. Tevbe, 60.

    [8] Buharî, Zekat, 38; Ahmed, II, 14.