Zahid İsfehani hayatı

Konusu 'İslam büyüklerinin hayatları' forumundadır ve Adile tarafından 5 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Zahid İsfehani Kimdir?

    Muhammed Zahid El-Kevserî Hazretleri ilk tahsilini memleketi Düzce’de gördükten sonra on beş yaşlarında iken Düzce’den ayrılarak İstanbul’a gitmiştir. Burada zamanının büyük Alimlerinden Eğinli Hacı İbrahim Hakkı Efendi, Ali Rıza Fakiri, Muhammed Es’ad Dede, Hacı Selim Silistrevi, Alasonyalı Şeyh Ali Zeynelabidin Efendi ve daha başka büyük zatlar ile Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’nin Baş Halifesi Hasan Hilmi Kastamoni (k.s) Rahmetullahi aleyh’den dersler aldı. Daha sonra devrin kuvvetli alimlerinden oluşan bir heyetten aldığı icazet ile Fatih Camii Şerifinde ders tedrisi ile meşgul olmaya başlamıştır.

    İttihat vede Terakkicilerin gadabına uğrayan Üstad Kastamonu’da bir medreseye Müderris olarak tayin edilmiştir. 3 sene kadar Kastamonu’da kalan Üstad tekrar İstanbul’a dönmüştür.

    29 Zilkâde 1338 Senesinde Şeyhülislâm Vekilliğine ( Şeyhülislâm’ın yerine derslere girerek ders verme. Ders Vekilliği ) tayin edilmiştir. Fakat bir süre sonra Laleli Medresesi’nin yıkımına karşı çıkıp dava açtığı için görevinden azledilmiştir.

    Üstad 1341’de ( 04 Aralık 1922 ) Mısır’a hicret etti. Mısır’a Hicret ettikten sonra’da boş durmayan Üstad talebe yetiştirmeye devam etti. Yetiştirdiği talebeler arasında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü eski müdür ve hocalarından Merhum Ahmed Davudoğlu, yine aynı yerde görev yapan hocalardan merhum Ali Yakub Cenkçiler, Merhum Mustafa Rûnyun vede Merhum Ali Ulvî Kurucu beyler ile Abdülfettah Ebû Gudde ve Muhammed Avvame gibi kıymetli ve mümtaz alimler vardır.

    18 Zilkâde 1371 ( 11 Ağustos 1951 ) de Mısır’da vefat ederek, İmam-ı Şafii hazretleri’nin yakınına defnedilmiştir.

    O’NUN HAKKINDA SÖYLENENLER

    Prof.Dr.Muhammed Ebû Zehra ( Ezher Şeyhlerinden ) : Muhammed Zahid El-Kevser’nin yeri doldurulamaz. O Selef-i Salihin’in ( Geçmiş hayırlı Salih Ulema ) bakiyesidir ( artıp devrimize ulaşanıdır). O “ Alimler, Nebilerin Varisleridir “ hakikatine mazhar bir alimdir. Kendisi fevkalade mütevazi bir zattı. Yazdığı yazılarında büyük bir makam sahibi olmasına rağmen ( Şeyhülislâm Vekilliği ) resmi ünvanını kullanmazdı. O Mısır’da bir Hazine idi. Arapça’yı saf ve mükemmel kullanırdı.

    Ahmed Hayri Efendi ( Talebesi ) : O Fıkıh’da İmam-ı Pezdevi, İlm-i Ricâl-i Hadis’de Yahya bin Main, Akaid’de İmâm-ı Maturidi veya İmam-ı Eşari gibi idi.

    Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi ( Son Osmanlı Şeyhülislâmlarından Akaid ve Kelâm’da Müçtehid İmâm) : Ben Zahid Efendi’nin büyük bir alim olduğunu bilirdim. Ama bu kadar büyük olduğunu bilmezdim. O’nun burada ( Mısır ) Sapıklarla girdiği münazaraları görünce değerini daha iyi anladım. Altın’ın ayarı ateş’te belli olurmuş.

    Kendisi, hayatı, fikirleri ve tesirleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler 1995 yılında kendisini anmak maksadı ile İlksav vede Düzce Konur Alp Çevre Derneğince düzenlenen Muhammed Zahid El-Kevseri, Hayatı, Eserleri ve Tesirleri Sempozyumunun tebliğlerine (aynı ad ile kitap haline getirilmiştir ) bakmaları tavsiye olunur. Eser 1996 yılında İstanbul’da basılmış olup; Seha Neşriyat tarafından neşredilmiştir.

    Ayrıca talebelerinden Ali Ulvi Kurucu merhum bazı eserlerinde vede röportajlarında üstad’dan bahseder. Yine talebelerinden Abdülfettah Ebû Gudde, Sabrın Sonu adı ile Faruk Beşer tarafından Türkçe’ye tercüme edilip 1981 yılında neşredilen Safhatun min Sabri’l-Ulema adlı eserinde Kevseri Hazretlerinden bahseder.

    30 kûsur esere tahkikat yazan Hazret, bir bu kadar esere’de takdim ve tanıtma yazıları yazmıştır ki bunların her biri başlıbaşına birer eser hüviyetinde’dir. Türkçe’ye Hanefi Fıkhının Esasları adı ile tercüme edilen eseride müstakil bir eser olmayıp bir esere yazmış olduğu Mukaddime’dir. Üstad ayrıca yirmi bir eser daha vermiştir.

    ESERLERİN’DEN BAZILARI

    1_El-Medhalu’l Amm lî Ulûmi’l-Kur’an: Yazma halinde 2 cilt olan bu eser maalesef kaybolmuştur.

    2_ İrğam el-Merid : İsmi Azgınların burnunu yere sürten manasına gelen bu eser, Tevessül, Rabıta ve Tasavvuf hakkında bir eserdir. Altın Silsile adı ile Türkçe’ye Tercüme edilmiştir.

    3_Is’âdu’r-Râki ale’l Merâki : Et-Tehtavi’nin Merâkı’l-Felâh’ında ki hadislerin tahrici hakkındadır.

    4_Er-Ravdu’n Nâdır : İmam-ı Rabbani’nin biyografisi hakkındadır.

    5_ Te’nîbu’l-Hatîb : Hatîb’ul Bağdadi’nin İmam-ı Azam Ebû Hanife Efendimiz hakkında ki tenkitlerine cevap.

    6_Nazratun Âbira : Hz.İsa (A.S)’ın göğe kaldırıldığı ve kıyamete yakın yeryüzüne ineceğini ortaya koyan bir eser. (Tercüme olunup Rıhle Kitap tarafından neşredildi.)

    7_Et-Tahrîru’l Veciz : İcazetnamesidir. Son dönem Osmanlı Ulemasını tanıtıcı bir özelliğede sahiptir.

    Üstad’ın ayrıca çeşitli ilmi dergilerde yazmış olduğu makalelerde vefatından sonra Makalâtu’l Kevseri adı ile toplanıp neşredilmiştir. Eserleri’nin Vehhabi olan Suudî Arabistan’da neşri veya ülkeye sokulması yasaktır. Zira Üstad fevkalade büyük bir alim olup karşısındakileri cevapsız bıraktığı gibi aynı zaman’da fevkalade sıkı bir Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat Müdafiidir. O’nun için gerek Hadis ve Sünnet inkârcıları, gerek Tasavvuf inkârcıları ve gerekse Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat düşmanları ve İmam-ı Azam Ebû Hanife ile Hanefiyye düşmanlarının amansız bir susturucusudur

    Her ne kadar Suudî Arabistan hükümeti tarafından Yemenli bir alime cevab yazdırıldıysada İslâm Aleminde bu cevab değersiz görülmüştür.

    O nedenle İlim sahasında mücadele edemeyip, cevaptan aciz kaldıkları Üstâd için özellikle sanal alemde ismi, cismi belirsiz sözde İlim aşığı İnternet mollaları na Saldırı emri verilmiş olup bu çapsız, elifi görse mertek sanacak olan ancak aşağılarada konmayıp Ebû filanca falanca diye güya kendilerine ünvan vermeye çalışan SOYTARILARCA Tekfir ve Tahkir edilmektedir.

    Ancak bunların hiçbir önemi yoktur.Zirâ bu durum tamamen acziyyetten kaynaklanmaktadır!

    Yine ilginçtir gizli bir el, Üstâdın kaleme aldığı eserlerin Türkiye'de ki basım işlerinede engel olmak için elinden geleni yapmaktadır! Tercüme olunan Makalatının yayın hakkını satın alan yayınevi yaklaşık altı,yedi yıldır bu eseri basmamakta ve kimseye satmamaktadır!Bir başka yayınevi bu eseri tercüme ettirmeye kalktığında ise karşısında Türkiye'de ki uzaktan akrabalarını bulmuştur!!!

    Ancak unutulmamalı ki GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ!!! Birileri istemesede Cenâb-ı Hâk elbette ki Hakk'ı ortaya çıkaracaktır!!!