Yediğin gıdaların helal olması!

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Abdullah tarafından 14 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. Abdullah

    Abdullah Süper Moderatör Süper Moderatör

    Yediğin gıdaların helal olması!
    Muhammed Zeki Ceylan

    [​IMG]

    Yediğin gıdaların helal olması, insanın manevi istikameti ilerlemesi için çok önemli bir vesiledir. Çünkü haram ve şüpheli şeylerle beslenen kişide ibadet arzusu ve kulluk sevdası olmaz. İstekler nefsın arzulara göre şekillenir. Allah c.c : “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin…” (Bakara, 168) buyurarak helal ve temiz gıdaları yememizi istemektedir.

    Hz. Resulullah (a.s) şöyle buyrulmuştur:
    “Allah Teala, kulunu helal peşinde koşmaktan yorulmuş vaziyette görmeyi sever.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 65)

    Hz. Ali r.a diyor ki: Resulullah (a.s): “Yediğiniz şeylerin en temizi, kendi kazancınızdan olandır. Helal rızık kazanmak için yorulup da yatanlar, günahları afv ve mağfiret edilmiş olduğu halde uykuya varırlar” buyurmuşlardır.

    Haram lokmanın, üzerimizdeki tesirleri hakkında Abdülkadir Geylani (k.s) bizleri şöyle ikaz etmiştir:
    “Haram yemek kalbi öldürür, helal yemek ise ihya eder. Lokma var seni dünya ile, lokma var seni ahiret ile meşgul eder. Lokma var, seni Halık Teala’ya rağbet ettirir.”

    Süfyân-ı Sevrî k.s-:
    “Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helalliği nisbetindedir.” buyurmuştur.

    Kizim süte su kat denildiğinde anne Ömer r.a görmese Allah c.c görür diyen annemizden Ömer bin Abdülaziz (r.a) gibi bir büyük alim…….

    ------Isırdığı elmanın hakını ödemek için yillarca çalışan hz. Sabit r.a İmam-ı Azam r.a gibi bir evlat dünyaya gelir.

    Küfe şehrinin köylerini haydutlar basıp koyunları çalmışlardı. İmam-ı Azam (r.a) bu çalınan koyunlar şehre getirilip satılır düşüncesiyle, (koyunun 7 sene yaşadığını bildiği için) yedi sene koyun eti yemedi...

    İnsanın karakterinın şekillenmesi için iki önemli tesir vardır.
    1. Sevdiği, arkadaşlık yaptığı insanların manevi durumu.
    2. Yediği gıdanın helallik durumu.
    arkadaşlık yaptığın kişi, yanlış yolda ise seni de yanlışa sevk eder. Eğer doğru yolda ise seni de doğru yola yönlendirir. Helal lokmada insanı yola yönlendirirken; haram lokma insanı Allah c.c uzaklaştırır. Mahşerde «Nereden kazandın ve nereye harcadın?» sorusuna hazırlığını dünyada yapıp mahşere öyle çıkmak lazım.

    Peygamber Efendimiz, a.s vefatı esnasında “Ashabım, kimin malını farkında olmadan almış isem, işte malım, gelsin alsın!.. Kime haksız bir yere vurduysam, işte sırtım, gelsin vursun!..” buyurmuştur.

    Mü’min ihtiras ve hırs ile hareket etmemeli kanaat ve tevekkülle dairesi içerisinde yaşantısını Allah c.c rizası istıkametınde yaşamalı, mülkün Allah’ın c.c olduğunu unutmamalıdır. Allahın ona verdiği nimeti ancak Allahın c.c emrettiği şekilde kulanmalı, verilen nimeti yerinde kulanılır, yerine sarfedılırse mükafat kaynağı olmuş olur.

    "Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim." Mü’minun 51

    Bunun nimete, mükafata dönüşmesi için bu malın, paranın nerde ve nasıl kazanıldığı çok önemlidir. Kazanılan her şeyin bir kazanma şekli vardır. Bu kazanma Allah c.c koyduğu ölçüler dairesi içinde şekilenmeli. Bu şekillenmeye görede insanın gönlü şekillenir. Harcamalar da bu şekillenişe göre gerçekleşir.

    Allah c.c şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez." Maide 87
    Yavuz Sultan Selim Han hz. devrinin ahlakı yüceliğini gösteren pek çok vaka vardır. Mısır seferine giderken ordunun Gebze yakınlarından geçtiği yerler bağlık bahçelikti. Sultan Selim Han:
    – Acaba askerlerim sahibinden izinsiz üzüm ve elma koparıp yediler mi, diye endişelendi.
    Sonra yeniçeri ağasını huzuruna çağırttı:
    – Ağa, fermanımdır! Bütün yeniçeri, sipahi ve azap askerlerimin heybeleri yoklansın. Heybesinde bir elma veya üzüm salkımı çıkan asker olursa, derhal huzuruma getirilsin, diye emretti.
    Yeniçeri ağası derhal harekete geçerek heybeleri araştırdı. Sonra sultanın huzuruna gelerek:
    – Sultanım, koparılmış hiçbir meyve izine rastlamadık, dedi.
    Yavuz bu habere çok sevindi. Endişeden kurtuldu. Ellerini açarak:
    – Allah’ım, sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Bana haram yemeyen bir ordu ihsan eyledin, diyerek dua etti ve yeniçeri ağasına:
    – Şayet askerlerim izinsiz meyve koparmış olsalardı seferden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen bir ordu ile fetih mümkün olmaz, dedi.

    Efendimiz a.s şöyle buyurdu:"Bir kimse (Allah için) uzun bir yolculuğa çıkmıştır. Saçları darma dağınık, toza toprağa bulanmış bir vaziyette ellerini semaya uzatarak: "Ya Rabbi Ya Rabbi” diye dua eder. Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram kısacası kendisi haramla beslenmiş olursa böylesinin duası nasıl kabul edilir?" Darimi, Rikak, 9

    Yusuf Bin Esbat Hz. şöyle der:
    Genç bir kimse Allah (c.c.) ibadet ettiğinde, şeytan avanesine der ki: “Bakınız! Yediği, içtiği helalden mi?” Eğer yediği içtiği haramdan ise, “Bırakın boş yere yorulsun. Haram yemesi bize yeter.” der. Zira haram yiyen kimsenin ibadeti kendine fayda vermez.

    Belli bir otorite ve güç etrafında elde edilen; Kayırma ve rüşvet gibi yollarla toplanmış servetler, İnsanın elinde bir anda şişen balon gibidir. Bu balonların kimi dünyada patlamakta, kimi de mahşerde patlayacaktır . Bu servetler ebedi bir iflastır.

    Helalinden kazanmayan aş aş değildir
    Hak için akmayan yaş yaş değildir.
    Gövdem üstünde başim var deme
    Secde etmeyen baş baş değil.

    Bahşiş diye verilen rüşvetlerden kaçınmak, paranın kaynağının ismi değişsede mahiyetler değişmez.
    Allah c.c şöyle buyuruyor: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin’’. Bakara, 188
    Hz. Resulullah a.s buyuruyor: “Rüşvet alan da veren de ateştedir.”

    Ağiret inancı zaıf olan insan hak-hukuk tanımayan, gaspçı ve acımasız bir varlığa dönüşebilmektedir.
    İslâm; İstediğin gibi kazan, istediğin gibi harca! şeklinde bir anlayışı asla kabul etmez. Muaz b. Cebel r.a demiştirki:"Kıyamet günü her kul mutlaka Allah’ın c.c huzurunda durur ve şu dört soru sorulup cevabı alınmadan bir yere gidemez: bedenını nerede kulandığından, ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, ilminden ve ilmiyle amel edip etmediğinden, malını nerden kazanıp nereye harcadığından" Tirmizi,nr 2416,2417

    Efendimiz a.s şöyle buyurur:
    -“Yer yüzünde en güzel ameller 3'tür ;
    1-) İlim talep etmektir
    2-) Cihattır
    3-) Helal kazançtır.
    İlmi talep eden Allah ın sevgilisidir. Cihat eden Allah ın velisidir. Helal dan kazanan cenabı hakka karşı cömerttir.”

    Malı nerelere harcamamız da çok önemlidir. Bir hadisi şerifte şöyle rivayet ediliyor:
    - "Helalı talep etmek her Müslümana farzdır”
    Efendimiz a.s buyururlar ki:
    “Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır.” (Ahmed bin Hanbel)
    Paranın mahkumu değil, hakimi olmak lazımdır. Bu da hakimler Hakimi o lan Allah’ın c.c emrine uymakla olur. "Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?’’ Tekasür 8

    epruli.com
  2. Abdullah

    Abdullah Süper Moderatör Süper Moderatör

    Cevap: Yediğin gıdaların helal olması!

    Servet; İslamın koyduğu ölçüler içerisinde elde edilmeli. Düştüğümüz ticari zorluklardan dolayı faize bulaşılmamalı, namaz kılan ve hacca giden giydiği elbise, yediği yiyecekler ibadet ettiği ev,……………. Kime ait olduğunun muhasebesini iyi yapmalıdır. Ne ile rabbinin huzurunda olduğunun şurunda olmalı Müslüman.

    Allah c.c: “Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır." Bakara 275

    "Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez." Maide sûresi, 5 / 87.

    Efendimiz a.s: “-Ümmetime öyle bir zaman gelecek ki, başındakiler zülüm ile yönetim yapacaklar, ulemaları tamahkar, kullar ibadetlerini riya içinde olacaklar, tüccarları faiz ile ticaret yapacaklar, kadınları dünya ziynetine düşkün olacaklar.” Buyurmaktadır

    Kredi kartları da; Harcayanlar değil, sadece harcatanların kazandığı bir sistemdir……………………..

    Hz. Peygamber şöyle uyarmıştır: "Öyle bir zaman gelecektir ki, kişi malını helalden mi haramdan mı elde ettiğini önemsemeyecek." Buhari, Ticaret, 58

    Hz. Ali r.a: "Bir tüccar mesleğiyle ilgili dini bilgileri öğrenmediği zaman faizin içine batar. Sonra batıkça batar, batıkça batar, …..’’ demiştir.

    Hz. Ömer r.a : "Dini husularda bilgi edinmiyen kise bizim çarşilarımızda tıcaret yapmasın’’ demiştir.

    Abdullah bin Ömer (r.a.) : "Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çivi gibi olsanız da haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez." diye söylemiştir.
    Bir hadisi şerifte:"-Allah temizdir,temizden başkasını kabul etmez.”

    Adamın biri Resulullah (a.s) gelerek: “Efendim “Ben haram olmadan evvel şarap ticareti yapardım; bundan para kazandım. Şimdi bu paraları yer ve Allaha (c.c.) itaat edersem (yani Allah (c.c.) yolunda sarfedersem) bu ibadetten bana bir mükafat var mı?” diye sordu. Efendimiz a.s şöyle cevaplandırdı. "Sen bu şekilde kazandığın bütün servetini Hac ve Cihad yolunda harcasan veya hepsini sadaka olarak dağıtsan bile, Allah (c.c.) katında sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşımaz. Zira Allah (c.c.) temizdir.ancak temizi kabul eder” ve el-Maide Suresi 5. ayet-i celileyi okudu: “Ey Muhammed! De ki, helal ve haram eşit değildir.”

    Ebulleys-Semerkandi, Zeyd Bin Erkam’dan (R.A.) naklen anlatıyor: “Hz. Ebubekir’in (r.a.) son zamanlarında, iftar yemeklerini bir kölesi getirirdi. Halife Hz.Ebubekir (r.a.) yemeğin nereden geldiğini, kimler tarafından hazırlandığını, hangi kazançla meydana getirildiğini sorar, ondan sonra yerdi. Bir akşam her nasılsa sormaksızın ağzına bir lokma attı. Köle durumu garipsemişti. “Efendim,” dedi. “Yemeğin ahvalini sormadınız mı?” .. Hz. Ebubekir: “Karnım çok acıkmıştı da acele ettim. Şimdi söyle bakalım” buyurdu. .. Köle, cahiliye devrinde oynadığı bir oyunun karşılığını yemek olarak ancak şimdi alabildiğini ve bu yemeğin o olduğunu anlattı. Hz. Ebu Bekir (r.a.) yuttuğu lokmanın haram yoldan kazanıldığını öğrenince çok üzüldü. Yemeği bırakmakla kalmadı, parmağını boğazına sokarak kustu. Orada bulunanlar, bir lokma için bu zahmet ve ızdıraba niçin katlandığını sorunca: … “Resulullah (a.s)dan duydum ki: “Cenab-ı Hak(c.c.) haram lokma yiyenlere Cenneti haram kılmıştır.” dedi.



    Allah cc tüm canlıların rızkını verir ama çalışmayı mecbur etmiş. biz çalışmasak da cenabı hak rızkımızı verir.
    Hikmet ehli bir zat demiştirki: ‘’ İnsanlar rızıklarını temin hususunda 5 mertebeye ayrılırlar:
    1. Bazıları rızkın Allah’tan c.c geldiğini bilir.
    2. Bazıları rızkın çalışıp çabalamaya bağlı olduğunu, Allah’ın c.c hiçbir müdahalesi olmadığını düşünür ki, böyle biri kafir olur.
    3. Bazıları da rızkın hem Allah ‘dan c.c hem de kendi çalışmasından geldiğini düşünür ki, böyle biri müşrik olur. Allah‘ın c.c kendisine rızık verip vermediğini bilmeyen kimse ise şüpheci münafıklardan olur.
    4. Bazıları da rızkın Allah ‘dan geldiğini bilir. Ancak çalışıp kazanırken günah işler ve kazandığının da hakkını (sadaka ve zekatını) vermez. Böyleleri fasık (günahkar) olur.
    5. Bazıları da rızkın Allah ‘dan c.c geldiğini ve çalışmanın da rızkının gelmesi için bir sebep olduğunu bilir. Kazandığının hakkını (sadaka ve zekat) verir. Çalışırken Allaha c.c ası olup günah işlemez. İşte böyleleri de halis müminlerdir

    İslam’da harama gidecek adımlar da haramdır.
    Hz. Resulullah a.s;
    “Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tacir; nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû, 4) buyurulmuştur.
    Çünkü nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberlik vasfını kazanan gönlü hassas bir tüccar, etrafı için huzur ve berekete vesile olurken, kendisi için de dünyevi ve uhrevi iki saadete de mazhariyet elde eder. Ancak dünya ihtirasına mağlup olanlar, bu alemde saltanat sürer gibi görünseler de, sonsuz alemin ebedi birer sefili ve yoksulu olmaktan kendilerini kurtaramazlar.
    Allah c.c
    “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının..” Maide sûresi, 88 buyurmuştur. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor :
    - “Allah çalışan mümini sever” -"En faziletli amel helal kazançtır." Münavi, Feyzul-Kadir, 2/26 -‘’Helali aramak cihattır." Münavi, a.g.e, 4/270
    En güzel iş, ticaret işidir nitekim efendimiz de bu işi yapmış ve bizlere tavsiye etmiştir.bir hadisi şerifte şöyle buyruluyor:
    - “Ticaret yapın çünkü rızkın onda dokuzu ticarettedir”
    Hz. Ömer (r.a.) buyurur: “Çarşıda, çoluk çocuğum için helal kazanarak hazırlanırken, ölümün bana gelmesini istemekten daha çok ölümü istediğim yer yoktur.”




    Bir gün Hz. Peygamber a.s çarşıda bir satıcıya uğradı. Önündeki buğday yığınının içine elini daldırdı. Islak olduğunu hissedince: “–Nedir bu?” diye sordu. Adam:
    “–Yağmur ıslattı ey Allah’ın Resulü! a.s” dedi.
    Efendimiz
    “–Bu ıslak kısmı üstte bırakıp insanların görmesini sağlayamaz mıydın? Aldatan benden değildir…” buyurdu. (Müslim, Îman, 164)

    ..Hz. Ömer r.a-, bir kimse methedildiği zaman, metheden şahsa, üç şeyi sormuştu:
    “– Sen onunla hiç komşuluk, yolculuk, veya ticaret yaptın mı?”
    Muhatabı üçünü de yapmadığını söyleyince:
    “– Öyleyse onu methetmeyin, çünkü siz onu lâyıkıyla tanımıyorsunuz!” buyurdu.

    “ Gayr-i müslim bir zatın;
    “– Acıbadem’de tarla komşum Rebi Molla’nın ticaretteki güzel ahlakı vesilesiyle müslüman oldum. Molla Rebi, süt satarak geçimini temin eden bir zattı. Bir akşam vakti bize geldi ve:
    “– Buyurun, bu süt sizin!” dedi.
    Şaşırdım:
    “– Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki!” dedim.
    O hassas ve zarif insan:
    “– Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülat devresi (yediği otların vücudundan tamamen izalesi) bitinceye kadar sütünü size getireceğim...” dedi.
    Ben:
    “– Lafı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helal olsun!..” dediysem de Molla Rebi:
    “– Yok yok, öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!..” deyip hayvanın tahavvülat devresi bitene kadar sütünü bize getirdi.
    İşte o mübarek insanın bu davranışı beni ziyadesiyle etkiledi. Neticede gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidayet güneşi içime doğdu.

    Hikmet ehi bir zat şöyle demiştir . ‘’ Bir tüccarda bu üç haslet bulunmasa, o hem dünya hem de ağirette muhtaç durumdadır. 1. şu üç şeyden korunmuş bir dil: yalan, boş vaatler ve yemi 2. şu üç şeyden saf bir kalp: aldatmaca, hiyanet ve haset 3. şu üç şeyde riayet eden nefis: cemaatle namaz kılmak, Cuma namazlarını kaçırmamak, günün belli saatlerinde hiç olmasa mesleği ile ilgili ilimleri okumak ve Allah c.c rızasını başka her şeye tercih etmek .

    Bir gün saka (sucu) gelip Vefa Hz. nin huzuruna gelir; utana sıkıla

    “-Efendim!” der, “sizin cocuğunuz bizim kırbalara (su tulumlarına) dadandı . Bugün altıncı kırbayı da çuvaldızla delmiş. Size söylemekten başka care bulamadık…” Vefa Hz. leri:
    “Evlat, üzülme! Ben bir çaresine bakarım. Haydi, al şu parayı, sen kendine kırba al. Ben de bunun çaresine bakayım.” der.
    Vefa Hz.leri de düşünür, taşınır, bir türlü çocuğun neden bu zararı yaptığını bulamaz. Eşini çağırır:
    “-Hanım gel bakalım!” der. “Bizim oğlan kırbaları delermiş. Düşün bakalım, bu kötülük nereden geliyor?” Hanım:
    -“Efendi! Sen getiriyorsun, biz yiyoruz. Haram getirdinse sen getirdin; suç, günah, hata senindir.” Der

    -“Hanım, ben düşündüm, bulamadım hatamı. Şimdi git biraz da sen düşün, hem de çok düşün, acele etme düşün.” der. “Bu suç ya sende, ya bende!”
    Hanım gider, biraz sonra gelir.

    “-Efendi! Efendi! Ben hatırladım…Ben bizim oğlana hamile iken, falanca hanımlara misafirliğe gitmiştim. O gün orada masanın üzerinde bir portakal duruyordu. Portakalı görünce canım çekti. Utandım istiyemedim, ev sahibesi hanımdan bir su rica ettim. O mutfağa su almaya gidince, yakamdaki toplu iğneyi çıkarıp, masada duran portakala batırıp dilime değdirdim. O imrenmem geçti.” der.
    Vefa Hz.:
    “-Haydi git o hanımdan helallik dile.” - Bizim oğlan altı yaşında, 6-7 senedir, senin toplu iğne bizim oğlanın elinde çuvaldız oldu. O portakal da sakanın su tulumları oldu.


    muhammedzekiceylan@hotmail.com