Veda Haccı ve Peygamberimizin Vefatı

Konusu 'Hz.Muhammedin hayatı' forumundadır ve Lasey tarafından 13 Eylül 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Veda Haccı ve Peygamberimizin Vefatı

    Peygamberimiz (s.a.v.), 632 yılında hac yapmak için Mekke’ye gitmeye karar verdi. Bunu duyan binlerce Müslüman, Kâbe’ye gitmek için yola çıktı. Mekke’ye ulaştıklarında haccetmek için Mekke’ye gelenlerin sayısı yüz bine ulaştı. Mekke’de bir araya gelen Müslümanlar, Peygamberimiz (s.a.v.) ile birlikte Kâbe’yi tavaf ettiler. Daha sonra hep beraber Arafat’a çıktılar. Peygamberimiz (s.a.v.) burada Müslümanlara bir konuşma yaptı. Sözlerine Allah’a (c.c.) şükür ile başladı. Allah’tan (c.c.) başka ilah olmadığını, kendisinin de onun kulu ve resulü olduğunu bildirdi. Müslümanların birbirleriyle kardeş olduğunu, hiç kimsenin soyundan ve ırkından dolayı birbirine üstünlüğünün olmadığını, üstünlüğün ancak takva yani Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına bağlılık ile olduğunu belirtti. İnsanlardan, birbirlerinin temel hak ve özgürlüklerine saygılı olmalarını istedi. İnsanların canlarının, mallarının ve namuslarının kutsal olduğunu söyledi. Erkeklerin ve kadınların birbirleri üzerinde haklarının bulunduğunu belirtti ve kadınların haklarının gözetilmesini istedi. İslam dininin temel kaynağının, Allah’ın (c.c.) kitabı Kur’an-ı Kerim ve kendisinin sünneti olduğunu ifade etti. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) yaptığı bu konuşmaya Veda Hutbesi, yaptığı hacca da Veda Haccı denildi. Çünkü Allah Resulü (s.a.v.), bir daha hac yapma imkânı bulamadı.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Arafat’ta yüz binden fazla Müslüman’a şu şekilde hitap etti:

    “Hamd Allah’a mahsustur. Ona hamd eder, ondan yardım isteriz. Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve resulüdür. Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha beraber olamayacağım. İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise canlarınız, mallarınız, namus ve şerefiniz de öylece mukaddestir;
    her türlü tecavüzden korunmuştur. Ashabım! Yarın Rabb’inize kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız.

    Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu hemen sahibine versin. Biliniz ki faizin her çeşiti kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalip’in oğlu Abbas’ın faizidir. Lakin ana paranız size aittir. Ne zulmediniz. Ne de zulme uğrayınız. Ashabım! Dikkat ediniz Cahiliye’den kalma bütün âdetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye Devri’nde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalip’in torunu Rabia’nın davasıdır.
    Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Müminler! Size iki emanet bırakıyorum. Ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emanet, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber’in sünnetidir. Müminler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabb’iniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem’densiniz. Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, kırmızı tenlinin siyah üzerinde, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir. Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da malı da helal olmaz. Fakat gönül hoşnutluğu ile vermişse başkadır. Bu nasihatlerimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki bildirilen kimse,
    burada bulunup da işitenden daha iyi kavramış olur. ‘Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz?’ diye sordu. Dinleyenler, ‘Allah’ın dinini tebliğ ettin, vazifeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz.’
    dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), ‘Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab!’ buyurdu.”

    Hz. Muhammed (s.a.v.), hac görevini yerine getirdikten sonra Medine’ye dönerken yolda hastalandı. Medine’ye vardığında hastalığı arttı. Hatta mescide namaz kıldırmaya gidemez duruma geldi. Allah Resulü (s.a.v.), kendisi mescide gidemediğinde Müslümanlara namaz kıldırmak için Hz. Ebu Bekir’i (r.a.) görevlendirdi. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) hastalığı çok uzun sürmedi. Allah’ın Resulü (s.a.v.), 8 Haziran 632’de vefat etti. Resulullahın (s.a.v.) vefatı çevrede hemen duyuldu. Bu haber, sahabiler üzerinde derin bir üzüntü meydana getirdi. Birçok kişi ne diyeceğini, nasıl davranacağını bilemedi. Müslümanlar, Peygamberimizin (s.a.v.) vefat ettiğine inanmak istemediler ve onun evinin önünde beklemeye başladılar. Bu arada münafıklar “Muhammed hak peygamber olsaydı, ölmezdi.” gibi sözler söylediler. Bunu duyan Hz. Ömer (r.a.) “Kim Muhammed öldü derse onun boynunu vururum.” dedi. Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz. Muhammed’in (s.a.v.) vefat haberini alır almaz Peygamberimizin (s.a.v.) evine geldi ve kızı Hz. Aişe’nin (r.a.) odasına girdi. Resulullah’ın (s.a.v.) yüzündeki örtüyü kaldırdı ve onu alnından öpüp ağladı. Sonra da dışarıya çıkıp üzgün ve şaşkın hâlde bekleyen Müslümanlara şöyle seslendi: “Sizden her kim Muhammed’e (s.a.v.) tapıyorsa iyi bilsin ki Muhammed (s.a.v.) öldü.
    Her kim Allah’a kulluk ediyorsa iyi bilsin ki Allah bakidir, ölümsüzdür.” Ardından da şu ayeti okudu: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”(1) Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) yaptığı bu konuşma ve okuduğu ayet, Müslümanları biraz sakinleştirdi.

    Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) cenazesini damadı Hz. Ali (r.a.) yıkadı. Ona, amcası Hz. Abbas (r.a.) ve oğulları yardımcı oldu. Peygamberimizin (s.a.v.) cenazesi, vefat ettiği yer olan eşi Hz. Aişe’nin (r.a.) odasında toprağa verildi. Mescid-i Nebi’de, Peygamberimizin (s.a.v.) kabri ile minberi arasındaki yere “tertemiz gül bahçesi” anlamında Ravza-i Mutahhara denilmektedir.