Tevekkülün Fazileti

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Abdullah tarafından 18 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. Abdullah

    Abdullah Süper Moderatör Süper Moderatör

    Tevekkülün Fazileti
    Tevekkülün Önemi ve Değeri

    [​IMG]

    Tevekkül, makamların en üstünü olup, mukarrebûn makamına çıkmış velilere ait hallerin en faziletlisidir.
    Yüce Allah, herkese tevekkülü emretmiş ve tevekkülü imanın şubelerinden saymıştır. “Eğer imanınız varsa, Allah’a tevekkül edin” buyurmuştur.
    Tevekkül, imanın hakikatine ulaşmaktan meydana gelir ki, buna yakîn denir. Her şeye gücü yeten ve en güzel vekil olan zatı müşahede etmek, kula gerçek iman ve tevekkül halini kazandırır.
    Yine yüce Allah; “Allah tevekkül edenleri elbette sever” buyurmuştur. Bu âyette Hak Teâlâ, tevekkül edenleri dostu yapmış, onlara muhabbetini ihsan etmiştir. Bu ne büyük bir makamdır. Yüce Allah bir kimseyi severse, bu onun kurtuluş ve zafere ulaşması demektir. Zira sevilen, azap edilmez, uzaklaştırılmaz, Rahmet ve Cemal’den mahrum edilmez.
    Hak Teâlâ diğer bir âyette, “Kim Allah’a tevekkül ederse, Allah ona yeter” buyurmuştur,
    Yani Allah tevekkül eden kimseyi, kendisinden başkasına muhtaç etmez. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. O, kuluna şifa veren ve afiyet ihsan edendir; bu durumda O’na, güvenen mümin de O’nun üstlendiği bir işte başkasından yardım istemez. İşte bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v),
    “Kim insanların en güçlüsü olmak isterse Allah’a güvenip dayansın” buyurmuştur.
    Diğer bir hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    “Allah’a tam tevekkül etseydiniz, kuşların rızkını verdiği gibi size de gönderirdi. Kuşlar, sabahları mideleri boş ve aç gider. Akşam mideleri dolmuş, doymuş olarak döner.”
    İsa Peygamber (a.s) şöyle demiştir: “Kuşlara bakın. Onlar ne ekip biçer, ne de biriktirirler. Allah Teâlâ onları gün be gün rızıklandırır. Eğer, ‘Bizim karınlarımız kuşlarınkinden daha büyük’ derseniz, o zaman da büyük baş hayvanlara bakın; Allah Teâlâ onlara nasıl rızık vermektedir.”
    Resûl-i Ekrem (s.a.v), “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na ortak koşmamak ve ibadet etmek; kulların Allah üzerindeki hakkı da O’na ortak koşmayanlara azap etmemektir” deyince Hz. Muâz (r.a),
    “Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?” diye sordu Kâinatın Efendisi (s.a.v),
    “Hayır, müjdeleme, çünkü buna güvenip tevekkülde gevşeklik gösterirler” buyurdu.
    İmam Takî (Muhammed Cevad) (r.a) diyor ki: “Kim Allah Teâlâ’ya güvenir ve sığınırsa, insanlar kendisine muhtaç olur.”
    Yine o şöyle demiştir: “Kim Allah Teâlâ’ya bağlanıp, tevekkül ederse, Allah Teâlâ onu her türlü kötülükten ve düşmandan korur.”
    Maruf el-Kerhî (k.s), “Kim Allah Teâlâ’ya tevekkül eder O’na sığınır ve güvenirse; Allah Teâlâ onun yardımcısı olur” demiştir.
    Şakik-i Belhî (k.s): “Rızkı hususunda Allah Teâlâ’ya tevekkül eden kimsenin güzel huyları fazlalaşır, cömert olur ve ibadetlerinde vesvese bulunmaz” demiştir.
    Lokman (a.s), oğluna şöyle tavsiyelerde bulunmuştur:
    “Allah’a tevekkül etmek, O’na imanın esaslarındandır. Allah’a tevekkül etmek, kulu Rabb’ine sevdirir. İşleri Allah’a havale etmek, Allah’ın kulunu doğru yola iletmesinden gelir. Kul, Allah’ın hidayeti (ve yardımı) sayesinde O’nun rızasına uygun hareket eder. Kulun Allah Teâlâ’nın rızasına uygun hareket etmesi, kendisine ilâhî ikram ve ihsanları kazandırır.”
    Lokman (a.s) başka bir sözünde şöyle demiştir: “Her kim Allah’a tevekkül eder, O’nun kazasına teslim olur, işi O’na havale eder, ilâhî takdire razı olursa, dinini ayakta tutmuş, kendini hayra adamış ve kulun işini güzelleştirecek güzel ahlâkları elde etmiş olur.”
    Ebû Muhammed er-Rasibî (k.s) şöyle diyor: “İnsan ile Allah Teâlâ arasındaki en büyük perde, insanın Allah Teâlâ’ya değil de, kendisi gibi aciz olan birine güvenmesidir.”
    Bir adam, Hatemü’l-Esam’a (k.s) tevekkül hakkındaki halini sorduğunda şöyle demiştir: “Rızkımı, başkasının yiyemeyeceğini bildim ve nefsim buna mutmain oldu. Allah Teâlâ’nın her şeyi gördüğünü bildim ve hep O’ndan hayâ ettim.”
    Zünnun el-Mısrî (k.s) der ki: “Tevekkül eden, emin ve metin olur.”
    Seleme b. Dinar’a, “Ey Ebû Hazım senin sermayen nedir?” diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Allah Teâlâ’ya güvenip, insanlardan bir şey beklememendir.”
    Ebû Derda (r.a) şöyle demiştir: “İmanın en üst noktası ihlâs, tevekkül ve Rabbü’l-âlemine tam teslimiyettir.”
    Sehl et-Tüsterî (k.s) şöyle demiştir: “Makamlar arasında tevekkül kadar üstün olanı yoktur. Peygamberler, giderken tevekkülün hakikatini götürmüşlerdir, ondan geride bir miktar şey kalmıştır. Onu da sıddık ve şehitler pay etmişlerdir. Kim ondan azıcık alırsa sıddık ve şehit olur.”
    Ebû Muhammed Sehl et-Tüsterî (k.s) şöyle derdi: Şu dört şeyi ihmal etmeyiniz:
    1. Allah Teâlâ’dan işlerin en hayırlısını isteyin, buna istihare denir.
    2. İşlerinizi sâlih insanlara danışın. Buna istişare denir.
    3. Sadece Allah’a güvenin. Buna tevekkül denir.
    4. Allah’tan yardım isteyin. Buna istiane denir.

    (Kaynak: Siraceddin Önlüer, Kalp Alemi, Semerkand Yayınları)