Tevekkülün anlam ve önemi Sahip olduğu bütün yeteneklere ve ulaştığı başarılara rağmen insan temelde zayıf bir varlıktır. Onu varlık sahnesine çıkaran kudret, onun yükümlülüklerini hafif tutmuş (Nisa, 28), ona gücünün yettiği kadar yük yüklemiştir. (Bakara, 286) Çünkü "insan zayıf olarak yaratılmıştır" (Nisa, 28). Kur’ân’ın bu vurgusu, insanın fizik yapısından çok psikolojik yapısına, ruhsal alan özelliklerine yöneliktir. Tevekkül, hukuk dilinde çok kullanılan "vekâlet" kökünden türemiş bir fiildir. Yine aynı kökten türeyen "tevkîl" fiili ile bağlantılıdır. Tevkil, bir işi gördürmek üzere onu birine havale etmek ve bu konuda ona güvenmek demektir. Tevekkül de, havale edilen is konusunda sadece vekile güvenmek anlamını ifade eder. Bir Kur’ân terimi olarak tevekkül ise, yapılması gereken bir iş konusunda gerekli olan her araç ve yönteme başvurduktan sonra, beklenen sonu Allah’a havale etmek, bu konuda ona sonsuz bir güven beslemek demektir. Tevekkülün Felsefesi Tevekkül pratik alan işi değil, bir muhakeme ve yargı işidir. Esası da, tevhid inancına, son noktada her şeyin Allah’ın kudret ve iradesinin eseri olduğuna inanmak esasına dayanmaktadır. Tevekkülünüz varsa, üzerinize düşeni yaparsınız; gücünüzün dışında kalan konuda ise Allah’ın hükmüne ve adaletine güvenirsiniz. İste tevekkül ile kaderin buluştuğu hassas nokta burasıdır. Bu inceliğin gözetilmemesi durumunda ise" kadere bühtan" tutumu ortaya çıkar: Ya, ‘olan biten her şeyin merkezinde insan ve onun iradesi vardır ’anlayışı ile ilâhi takdir ve hikmet göz ardı edilir, yada insan irade ve yeteneğini inkâr eden (pasif ka- derci) bir anlayışa esir olunur. Tevekkülü Yanlış Anlamak Şu ayet bu konuyu daha da aydınlatacak niteliktedir: "Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin,onları rezil etsin, olara karşı size yardım etsin…"(Tevbe 14). Görüldüğü üzere, Müslümanların Allah’tan yardım görerek zafere ulaşmaları, onların savaşmaları şartına bağlanmıştır. şu halde Kur’ân’ın emrettiği tevekkül, bütün önlemlerin alınması, yapılacak islerin tükenmesi evresi ile kayıtlıdır. "Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alın" (Nisa, 71), "Kendinizi tehlikeye atmayın" (Bakara 195) ayetlerindeki mesaj da aynıdır (Nisa, 102; Enfal, 60). Tevekkül kelimesinin taşıdığı "vekil edinme" "bir işi görme konusunda yetki verip ona güvenme" gibi zahiri anlamlara takılıp kalınması halinde Kur’ân’ın getirdiği tevekkül anlayışının dışına çıkılması ve yanlış bir tevekkül anlayışına saplanıp kalınması söz konusu olabilir. Nitekim Hz. Peygamber döneminde de bu konuda tereddüt yaşanmış olduğunu görüyoruz. Sahabilerden Hz. Enes (r.a.) in anlattığına göre bir adam "Ey Allah’ın Resulü, devemi bağlayıp da mı tevekkül edeyim, yoksa onu serbest bırakıp da mı tevekkül edeyim!" diye sorunca Hz. Peygamber (s.a.s.) "Onu bağla,sonra tevekkül et" buyurmuşlardır.(Tirmizî, Kıyâme,60 . No. 2517.)