Tarikatın faydaları

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Beyza tarafından 23 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Beyza

    Beyza Moderatör


    Tarikatın faydaları nelerdir?

    "DOKUZUNCU TELVİH"
    "Tarikatin pek çok semerâtından ve faydalarından yalnız burada 9 adedi'ni icmâlen toptan beyan edeceğiz:
    Tarikatın en büyük hedeflerinden birisi de nefsi ıslah ve terbiye edip, tevekkül ve teslimiyeti temin etmektir. Dünya ve ahretinde saadeti ancak tevekkül, teslimiyet ve rızayı kazanmak ile mümkündür.

    Birincisi:
    İstikametli tarîkat vasıtasıyla, saadet-i ebediyedeki sonsuz mutluluk ebedî hazinelerin anahtarları ve menşe'leri kaynakları ve madenleri olan hakaik-i imaniyeniniman hakikatleri inkişafı gelişmesi ve vuzuhu açığa çıkması ve aynelyakîn gözle görülür derecesinde zuhurlarıdır.meydana gelmesidir

    İkincisi:
    Makine-i insaniyenin insan vücudunun merkezi ve zembereği olan kalbi, tarîkat vasıta olup işletmesiyle ve o işletmekle, sair diğer letaif-i insaniyeyi insani latifeler harekete getirip, netice-i fıtratlarına yaratılışlarının sonucuna sevk ederek hakikî gerçek insan olmaktır.

    Üçüncüsü:
    Alem-i berzah berzah alemi ve âhiret seferinde, tarîkat silsilelerinden bir silsileye iltihak edip ve o kafile-i nuraniye ile ebed-ül âbâd yolunda arkadaş olmak ve yalnızlık vahşetinden kurtulmak ve onlarla, dünyada ve berzahta manen ünsiyet yakınlık etmek ve evham ve şübehatın şüphelerin hücumlarına karşı, onların icmaına toplanmasına ve ittifakına birleşmesine istinad edip, dayanıp herbir üstadını kavî sağlam bir sened ve kuvvetli bir bürhan delil derecesinde görüp, onlarla o hatıra gelen dalalet sapıklık ve şübehatı şüpheleri def'etmektir.uzaklaştırmaktır

    Döِrdüncüsü:
    İmandaki marifetullah Allah’ı tanıma ve o marifetteki tanımadaki muhabbetullahın Allah sevgisinin zevkini, safi tarîkat vasıtasıyla anlamak ve o anlamakla dünyanın vahşet-i mutlakasından kesin vahşetinden ve insanın kâinattaki gurbet-i mutlakasından kesin ayrı kalmasından kurtulmaktır. Çok Sözlerde isbat etmişiz ki: Saadet-i dâreyn Dünya ve ahiret mutluluğu ve elemsiz lezzet ve vahşetsiz ünsiyet ve hakikî zevk ve ciddî saadet, iman ve İslâmiyetin hakikatındadır. İkinci Söz'de beyan edildiği gibi: İman, şecere-i tûbâ-i Cennet'in Cennet’teki Tuba ağacının bir çekirdeğini taşıyor. İşte tarîkatın terbiyesiyle, o çekirdek neşvünema olgunlaşır bulur, inkişaf eder.gelişir

    Beşincisi:
    Tekâlif-i şer'iyedeki dinde yapılması gerkenler hakaik-i latifeyi, tarîkattan ve zikr-i İlahîden gelen bir intibah-ı kalbî kalbdeki etkiler vasıtasıyla hissetmek, takdir etmek... O vakit taate, suhre gibi değil, belki iştiyakla özlemle itaat edip ubudiyeti kulluğu îfa eder. yerine getirir.

    Altıncısı:
    Hakikî gerçek zevke ve ciddî teselliye ve kedersiz lezzete ve vahşetsiz ünsiyete, hakikî medar ve vasıta olan tevekkül makamını ve teslim rütbesini ve rıza derecesini kazanmaktır.

    Yedincisi:

    Sülûk-u tarîkatın tarikat yolculuğunun en mühim şartı, en ehemmiyetli neticesi olan ihlas vasıtasıyla, şirk-i hafîden Allah’a gizli ortak koşma ve riya iki yüzlülük, özü sözü bir olmama ve tasannu' gibi rezailden halâs olmak ve tarîkatın mahiyet-i ameliyesi olan tezkiye-i nefs nefis terbiyesi vasıtasıyla, nefs-i emmarenin kötülüğü emreden nefisin ve enaniyetin benliğin tehlikelerinden kurtulmaktır.

    Sekizincisi:
    Tarîkatta, zikr-i kalbî kalbi olarak yapılan zikir ile ve tefekkür-ü aklî akıl ile düşünme ile kazandığı teveccüh yönelme ve huzur ve kuvvetli niyetler vasıtasıyla, âdetlerini ibadet hükmüne çevirmek ve muamelât-ı dünyeviyesini,dünyevi işlerini a'mal-i uhreviye ahirete dair işler hükmüne getirip sermaye-i ömrünü ömür sermayesini hüsn-ü istimal etmek iyiye kullanmak cihetiyle, ömrünün dakikalarını hayat-ı ebediyenin sünbüllerini verecek çekirdekler hükmüne getirmektir.

    Dokuzuncusu:
    Seyr-i sülûk-u kalbî kalb ile yapılan manevi yolculuk ile ve mücahede-i ruhî ruhi olarak gayret sarfetme ile ve terakkiyat-ı maneviye manevi gelişme ile, insan-ı kâmil olgun insan olmak için çalışmak; yani hakikî mü'min ve tam bir müslüman olmak; yani yalnız surî değil, belki hakikat-ı imanı ve hakikat-ı İslâmı kazanmak; yani şu kâinat içinde ve bir cihette kâinat mümessili evrenin temsilcisi olarak, doğrudan doğruya kâinatın Hâlık-ı Zülcelaline Allah abd kul olmak ve muhatab olmak ve dost olmak ve halil olmak ve âyine olmak ve ahsen-i takvimde güzel bir yaratılış üzere olduğunu göstermekle, benî-Âdemin insanoğlunun melaikeye rüchaniyetini üstünlüğünü isbat etmek ve şeriatın İslam dininin imanî inanç ve amelî ibadet cenahlarıyla yönleriyle makamat-ı âliyede yüce makamlarda uçmak ve bu dünyada saadet-i ebediyeye bakmak, belki de o saadete girmektir”.