Biyografi Talha Bin Ubeydullah (r.a) Kimdir?

Konusu 'İslam büyüklerinin hayatları' forumundadır ve Lasey tarafından 22 Nisan 2019 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Yaşayan Şehit: Talha B. Ubeydullah (r.anha)

    Hz. Talha B. Ubeydullah (r.anha), miladi 590 yılında, nübüvvetten 20 sene önce Mekke'de dünyaya geldi. Babası Ubeydullah b. Osman, annesi Sa'lebe bt. Abdullah'tır. Künyesi Ebu Muhammed, lakapları ise Talhatü'l-Hayr, Talhatü'l-Feyyad ve Talhatü'l-Cevvad'dır. Hz. Ebu Bekir gibi o da Teymoğulları kabilesindendir.

    Cesur, cömert ve zeki bir tüccar olan Hz. Talha Mekke'nin de sayılı okur-yazarlarındandı. Hamne bint. Cahş, Ümmü Gülsüm bt. Ebu Bekir başta olmak üzere birçok evlilik yapan Hz. Talha'nın bu evliliklerden on erkek çocuğu, üç de kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Medine'ye hicret ettiğinde Allah Resulü (s.a.v), onu Ubey b. Ka'b (r.anha) veya Ka'b b. Malik ile kardeş kılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) ile tüm gazvelere katılmış ayrıca birkaç seriyyede de yer almıştır. Peygamber Efendimiz'den (s.a.v) bize tam 38 hadis rivayet etmiştir.

    Ticaretin hakkını ve ahlakını öğreten bir tüccar, savaşlarda Resul-i Ekrem Efendimize (s.a.v) kalkan misali yiğit bir asker olan Hz. Talha (r.anha) Miladi, Aralık 656/Hicri, Cemaziyelahir 36 yılında Cemel Vakası'nda şehit edilmiştir.[1]

    YOLUNA YOLDAŞ, SIRRINA SIRDAŞ!


    Mekke'de İslam güneşi doğmuş ve o güneşten herkesin istifade etmesi için önce Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) sonra da O'nun en sadık dostu Hz. Ebu Bekir (r.anha) büyük gayret gösteriyordu. İşte o ilk günlerde 7 kişi imana taşınmış ve 8. yıldız da semadaki yerini almayı bekliyordu. İman halkasının sekizinci yıldızı olacak Talha b. Ubeydullah (r.anha)o sıralarda ticaret için Busra'da bulunuyordu. Busra'nın rahibi ile karşılaşan Talha'ya rahip Mekke'ye son peygamberin geldiğine dair işaretleri sormuş ve ardından şöyle söylemişti: "Ey genç! Sakın O'nu kaçırma! Sakın bu fırsatı yani onula birlikte olma, ona dost olma, yoluna yoldaş olma, sırrına sırdaş olma, canına canan olma fırsatını kaçırma! Sakın ayağına kadar gelen bu fırsatı kaçırma!"[2]

    Bursa'dan kafasındaki soru işaretleri ile dönen Talha (r.anha), önce annesine Mekke'de ilginç şeylerin olup olmadığını sordu. Annesi ise Abdulmuttalib'in torunu Muhammed'in (s.a.v) peygamberliğini ilan ettiğini söyleyince Talha tebessüm etti; ancak annesi bunun onu neden ilgilendirdiğine kızarak tepkisini gösterdi. Annesinden hemen sonra Hz. Ebu Bekir'in yanına giden Talha durumu ondan öğrendi ve kendisini bir anda Huzur-ı Saadet'te buldu. Önce Hz. Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) ardından Hz. Ebu Bekir'e (r.anha) baktı ve içinde şu cümleleri geçirdi: "Bu iki insan asla dalalet üzere birleşmez, bir araya gelemez." Bu düşüncelerden sonra kelime-i şehadet getiren Hz. Talha (r.anha), gökyüzünün sekizinci yıldızı olmuştu.[3]

    İSTERSENİZ ÖLDÜRÜN


    Mekke'de o dönemde iman etmek demek, işkence görmeye razıyım demekti. Talha b. Ubeydullah da buna rıza göstermişti iman ederek. Ona en çok karşı çıkan tıpkı Hz. Musab'da olduğu gibi annesi Sa'be olacaktı. Mekke'de ona yapılan işkenceye şahit olan Mesud b. Hıraş vakıayı bize şöyle aktaracaktı: "Ben Safa ile Merve arasında dolaşırken kalabalık bir grubun bana doğru geldiklerini gördüm. Kenara çekildim ve gelenlerin kimler olduklarını görmek için beklemeye başladım. Baktım ki en önde elleri boynuna bağlanmış bir genç ve arkasında ellerindeki kamçılarla o gence vuran adamlar var. En arkada ise yaşlı bir kadın, o da eli kamçılı adamlara sürekli emirler yağdırıyor, onlara gence sürekli vurmaları için emirler veriyordu. Çok merak ettim, kendi kendime dedim ki: ‘Kim bunlar? Bu genç nasıl bir suç işlemiş ki böyle bir cezayı hak etmiş olabilir?' Etraftaki insanlara bu gencin kim olduğunu sorduğumda dediler ki: ‘Bu genç Talha b. Ubeydullah'tır'. Ben, ‘Onu döven, ellerindeki kamçılarla ona kırbaçlar vuran kimlerdir?' diye sordum. Oradakiler: ‘Bunlar Teymoğulları mensuplarıdır. Yani Talha'nın akrabalarıdır.' dediler. Bunun üzerine ben de tekrar sordum: ‘Peki şu bağırıp çağıran kadın kimdir?' Onlar dediler ki: ‘O da Talha'nın annesi Sa'be'dir.' Ben, ‘Peki, ne istiyorlar ondan?' diye sordum. Onlar, ‘Talha babalarının dininden yüz çevirip Muhammed'in dinine tabi olmuş. Akrabaları da ona işkence ederek onu yeniden atalarının dinine çevirmeye çalışıyorlar.' diye cevap verdiler. Ardından bir müddet bu genci takip ettim. Akrabaları ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar o gencin ağzından çıkan cümle şu idi: "İsterseniz beni öldürün, ama ben asla dinimden dönmeyeceğim."[4]

    İKİ DOST


    İşkence bununla da sınırlı kalmıyordu. Esedü'l-Kureyş/Kureyş'in Aslanı lakaplı Nevfel b. Huveylid, Talha'nın ağabeyi Osman ile beraber Hz. Ebu Bekir ve Hz. Talha'yı (r.anha) yüz yüze iplerle sıkıca birbirlerine bağlamıştı. Onları böyle görenler ikisi için "Karneyn İki yakın dost" derlerdi. İşkence günlerinden sonra da Hz. Talha (r.anha) bu sözü çok sevdiği için kendisini her zaman böyle tanıtırdı.[5]

    Mekke'de zorluklar, şiddet en üst seviyeye ulaşmıştı. Allah Resulü'ne (s.a.v) Medine yolu görünmüştü. O kutlu hicrette Hz. Talha da yer aldı. Hz. Ebu Bekir'in ailesini de alıp Medine'ye hicret etmişti Hz. Talha. Medine'ye hicretten sonra müşrikler yine onları rahat bırakmamıştı. Müminlere Bedir'in meydanı görünmüştü. Ancak bu savaşta Hz. Talha, EbuSüfyan'ın kervanına istihbarat için gönderildiği için katılamamış ve ayrıca kervanı da kaçırdığı için Allah Resulü'nün (s.a.v) yanına üzgün bir şekilde gelmişti. Onun bu halini gören Hz. Peygamber (s.a.v) tebessüm etti ve Bedir'de muzaffer olduklarını anlattı. Ancakbu kez de o savaşta yer alamadığı için üzülünce Resul-i Ekrem (s.a.v) onu Bedir ashabından saymış ve ganimetten ona da pay vermişti.[6]

    SOLUMDA TALHA VARDI!


    Bu yol her zaman zaferlerin, sevinçlerin yolu değildi bilakis meşakkat yoluydu. Takvimler Uhud'u gösteriyordu. Uhud demek Talha (r.anha) demekti. Uhud'un seyri mü'minlerin aleyhine dönünce, sahneye Talha bin Ubeydullah ve onun gibi birkaç yiğit çıkmış Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) korumasız kalmış, mübarek yüzü kanlar içinde oldu halde orduyu toplamak için çırpınıyordu. O'nu (s.a.v) bu halde yalnız bırakmak olmazdı. Allah Resulü'nün (s.a.v) sağı dolu olduğu için Talha (r.anha), O'nun (s.a.v) soluna geçecekti. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Uhud'da sağımda Cebrail, solumda ise Talha vardı."[7] Allah Resulü'nü (s.a.v) bir an olsun bırakmadığı için lisan-ı Nebi'de (s.a.v) böyle anılacaktı.

    UHUD DEMEK TALHA DEMEK

    Allah Resulü'nün (s.a.v) Uhud'da solunda yer alan Talha için ne zaman Uhud bahsi açılsa Hz. Ebu Bekir şunu söyleyecekti: "Uhud, Talha'nın günüydü."[8] Sözü Sa'd b. EbuVakkas aldığında ise: "Uhud günü Talha hepimizden daha cesur ve cömert davranıyordu. O, Allah Resulü'nü koruma adına elinden geleni yapıyor, Efendimiz'in (s.a.v) önünde kendini korkusuzca siper ediyordu."[9]diyecekti.

    CENNET VACİP OLDU

    Uhud'da öyle bir sahne vardı ki o sahnede yalnızca Talha bin Ubeydullah bunu yapabilirdi dedirtecek kadar cesaret isterdi ve müşrik saflarından bir ok atılmış ve ok Resul-i Ekrem Efendimize (s.a.v) doğru geliyordu. Hz. Talha (r.anha) bunu fark etti ve bir an bile tereddüt etmeden sağ elini o şer okuna doğru uzattı. Hz. Peygamber'e (s.a.v) siper olan o el paramparça oldu ama Resul-i Ekrem'e (s.a.v) zarar gelmemişti hamd olsun. Vücudunun çeşitli yerlerinden de yaralar alan Talha (r.anha) yığılıp kalmıştı. Hz. Muhammed (s.a.v) onun için feryat ediyordu: "Koş Ey Ebu Bekir! Gel kardeşin Talha'ya yardım et, ona sahip çık!"[10] Uhud kan rengine bürünmüştü. Hz. Muhammed (s.a.v) yanında ensardan iki sahabi ile onlara yaslanarak yüksekçe bir yere çıkmaya çalışıyordu. Ancak takati yetmiyordu. Bunu farkeden Hz. Talha kendisi de kanlar içinde olmasına rağmen güçlükle geldi ve: "Bas Ey Allah'ın Resulü! Sırtıma bas da öyle çık" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) onun bu hareketine duygulandı ve memnun oldu. Talha'ya (s.a.v) şu müjdeyi vermeyi de ihmal etmedi Hz. Peygamber (s.a.v): "Talha'ya cennet vacip oldu!"[11]Hz. Talha bu müjdeye sevindi ve çok şaşırdı. Küçük bir amel olarak gördüğü bu davranışı Allah katında cennet kazandıran bir amel olarak karşılık bulmuştu.

    YAŞAYAN ŞEHİT!

    Allah Resulü (s.a.v) bir gün kutlu mescidinde hutbede şu ayeti kerimeyi okudu: "Müminler içinde Cenab-ı Allah'a (c.c) verdikleri sözde duran nice erler vardır…"[12] Bu ayet okununca orada bulunan sahabilerden biri ayağa kalktı ve: "Sözlerini değiştirmeden bekleyenler kimlerdir? Bunlara örnek verir misin Ya Resulullah!" dedi. Allah Resulü (s.a.v) soruya cevap vermeyince o sahabi efendimiz soruyu tekrarladı. Az sonra mescide üzerinde yeşil elbiseleriyle Talha b. Ubeydullah (r.anha) girdi. Hz. Peygamber (s.a.v) onu görünce tebessüm etti ve soruyu sorana yönelerek: "İşte! Bana sorduğun sorunun cevabı…Şu yeşil elbise giymiş insana bak! İşte o, Allah yolunda şehadeti isteyip ve o yolda verdiği ahdi değiştirmeden duran birisidir." Sahabiler gıpta ile ona bakarken Allah Resulü (s.a.v) bununla da yetinmemiş ve Asr-ı Saadet'ten günümüze kadar Hz. Talha'nın anılacağı o müthiş sözünü de söylemişti: "Yeryüzünde yaşayan bir şehit görmek isteyen Talha b. Ubeydullah'a baksın."[13] Yaşayan bir şehit idi o…

    Hz. Talha, lisan-ı Nebi'de (s.a.v) sadece "Şehidü'l-Hayy/ Yaşayan Şehit" değildi. Dürüst bir tüccar olan Talhatü'l-Hayr idi. İnfakı etmeyi, mü'min kardeşlerine yardımda denizler gibi engin olan Talhatü'l-Cud idi. Feyizde, berekette Allah'ın ihsanını kazanan ve Numan kuyusunu kardeşlerine infak ettiği için Talhatü'l-Feyyad idi.[14] Kısacası yine Hz. Peygamber'in (s.a.v) ifadesi ile tün dünyadaki Talhaların Talhası/Talhatü't-Talha[15] idi o…

    AĞLATAN ZENGİNLİK

    Günlerden bir gün Talha (r.anha) evinde mahzun bir şekilde oturmuş, bir şeyler düşünüyordu. Onun bu halini gören hanımı Su'da hatun yanına gelmiş ve neden bu halde olduğunu sormuştu. Hz. Talha bu soruya: "Ey Su'da! Biliyorsun dün bir arazi sattım ve karşılığında yedi yüz bin dirhem aldım. Onu alıp evin bir köşesine koydum ancak şimdi ben ölsem ve Allah'ın karşısına çıkarılsam nasıl hesap vereceğim?" diye cevap verdi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Hanımı ona: "Üzülmene gerek yok! Şimdi çağırırız ihtiyaç sahibi olan dostlarımızı, akrabalarımızı onlara dağıtırız." dedi. Talha (r.anha): "Bunu gerçekten yapar mısın?" diye şaşkınlık ve sevinçle hanımına baktı. Hanımı hiç beklemeden gitti ve eşe-dosta haber verdi. Tüm ihtiyaç sahiplerinin o gün yüzü güldü. Ancak yüzü onlardan daha fazla gülen biri vardı. O da o malı infak ederek gönül huzuruna kavuşan Talha b. Ubeydullah idi.[16] Fazla zenginlik göz yaşartıyordu onun gibi yiğit insanların dünyasında. O günlerde Allah Resulü (s.a.v) vefat ettiği için onun kabrine bakarak Hz. Talha iç geçiriyordu. Hayatta olsa ne de çok sevinirdi bu davranışına…

    SON SAYFA

    Hayat bir defter ise her defterin son yaprağı gelirdi. Hz. Talha bugüne kadar o deftere cesareti, cömertliği, sadakati, teslimiyeti yazmıştı. Son söz, son an, son sayfa önemliydi. Oraya tüm hayatın özeti yazılmalıydı; ama bu özet diğerlerinin de üzerinde olmalıydı. Kalem o sayfaya geldi ve başlık Cemel idi. İslam ümmetinin zor günleri kaleme alınıyordu. İki mü'min taife karşı karşıya gelmişti. Kardeşin, kardeşine kılıç çekeceği acı günlerdi. Hz. Aişe yanında Allah Resulü'nün (s.a.v) cennette komşularım[17] dediği Talha (r.anha) ve Zübeyr (r.anha) ile bir cephede, öteki cephede ise yine Allah Resulü'nün (s.a.v) amcasının oğlu, İslam'ın dördüncü Raşid Halifesi Hz. Ali… Müminlerin Emiri Hz. Ali, Talha (r.anha) ve Zübeyr (r.anha) ile savaş olmadan önce görüşmüş, onların yanlış yaptığını onlara hatırlatmıştı. Bu konuşmanın ardından Hz. Talha savaş başlamasına rağmen geride durmuş ve eli kılıcını taşımaya güç yetirememişti. Ancak onu böyle gören Mervan b. Hakem ona ucu zehirli bir mızrak atmış ve yiğit insanı ayağından yaralamıştı. Talha acılar içinde yerde kalmıştı.[18]

    ŞEHADET

    O güne kadar Allah'a, Resulü'ne (s.a.v), onun halifelerine tereddütsüz biat eden Hz. Talha,biatını bozarak gitmek istemiyordu. Bir asker onun yakınlarına geldi. Talha (r.anha) ona kimin askeri olduğunu sorunca Hz. Ali'nin askeri olduğunu öğrenince: "Uzat elini Ali'nin adına sana biat edeyim. Ben şu an ölüm yolundayım. Allah'ın huzuruna biatını bozmuş biri olarak gitmek istemiyorum." dedi.[19]Asker durumu geldi Hz. Ali'ye haber verdi. Hz. Ali koşarak onun yanına geldiğinde o güzel insan ruhunu Rahman'a teslim etmişti. Dakikalarca başında gözyaşı döktü. Hz. Hasan babasına üzülüyordu derin üzüntüsünden ötürü bir şey olacağından korktuğu için. Hz. Ali hem ağlıyor hem de şu sözleri söylüyordu: "Ey Talha! Yıldız dolu şu semanın altında seni toprağa serili görmek bana çok ağır geldi."[20] Talha'nın (r.anha) elini, yüzünü temizleyen Hz. Ali, oğlu Hasan'a (r.anha) dönerek: "Keşke baban yirmi yıl önce ölseydi de bu günleri görmeseydi."[21] diyordu.

    Müminlerin Emiri Hz. Ali onu kefenledi, namazını kıldı ve Basra'da el-Kela'ya defnetti.[22] Daha sonra Hz. Talha kızı Aişe'nin gördüğü bir rüya ile defnedildiği yerden Irak/Basra'ya nakledildi.[23]Hayat defterinin son yaprağına kırmızı kan ile "Şehadet" yazdı Hz. Talha. Sözünde sadık kaldı, şehit olarak yaşadı ve şehit olarak bu dünyaya veda etti. Allah o yiğit insandan razı, o da Allah'tan razı idi…

    "İsterseniz beni öldürün, ama ben asla dinimden dönmeyeceğim."

    "Yeryüzünde yaşayan bir şehit görmek isteyen Talha b. Ubeydullah'a baksın."

    "Ey Talha! Yıldız dolu şu semanın altında seni toprağa serili görmek bana çok ağır geldi."

    Hayat defterinin son yaprağına kırmızı kan ile "Şehadet" yazdı Hz. Talha. Sözünde sadık kaldı, şehit olarak yaşadı ve şehit olarak bu dünyaya veda etti.

    [1] Detaylı bilgiler için bkz. Erul, Bünyamin, "Talha b. Ubeydullah", DİA, XXXIX, 504-505.

    [2]İbn Hacer, el-İsabe, VI, 950.

    [3]Halid Muhammed Halid, Rical Havle'r-Resul, s. 353.

    [4]İbn Hacer, el-İsabe, III, 1825-1826; Yıldırım, Muhammed Emin, Şehidü'l-Hayy/Yaşayan ŞehitTalha b. Ubeydullah, s.38-39.

    [5]İbnü'l-Esir, Üsdü'l-Ğabe, III, 85.

    [6]İbnSa'd, Tabakat, III, 216; İbn Esir, Usdü'l-Ğabe, III, 85.

    [7]Heysemi, Mecmau'z-Zevahid, IX, 148.

    [8]ed-Dimaşki, Subulu'l-Hüda, XI, 309.

    [9]Vakıdi, el-Meğazi, I, 254.

    [10]İbnSa'd, Tabakat, III, 217.

    [11]Tirmizi, Menakıb, 21.

    [12]Ahzab, 33/23.

    [13]Tirmizi,Menakıb,22; Hakim,el-Müstedrek, III, 424.

    [14]Kandehlevi, Hayatü's-Sahabe, II, 477.

    [15]ed- Dimaşki, Subulu'l-Hüda, XI, 309.

    [16]İbnSa'd, Tabakat, III, 157.

    [17]Tirmizi, Menakıb, 22.

    [18]Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, IX, 150; İbnKesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, VII, 242.

    [19]İbn Esir, el-Kamil fi't-Tarih, III, 132.

    [20]İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, VII, 242.

    [21]Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, IX, 150.

    [22]İbnSa'd, Tabakat, III, 223.

    [23]Mehmet Zihni Efendi,Meşahiru'n-Nisa, II, 18.