Takva mertebesi nedir?

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Adile tarafından 4 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Takva mertebesi

    Takva vikaye kelimesinden gelir. Gayet iyi korunup sakınmak ve sipere girip nefsi, kötülüklerden kurtarmaktır. “Kişi, mahsurlu olan şeylerden korkarak mahsursuz olanı terk etmedikçe takvaya ulaşamaz.” (Kütüb-i Sitte c. 17, s. 458) hadîs-i şerifinin gereğince; harama düşmek korkusuyla helal bile olsa şüpheli durumlardan kaçınmak gerekir.

    Yani haramdan ifrat derecede korunmak, şüpheli şeylerden de azamî derecede sakınmak takvadandır. Bu bakımdan takvanın mertebeleri söz konusudur. Bu mertebeler Risale-i Nûr’da şu şekilde açıklanmıştır: “Şirkten takva, kebairden takva, masivadan (Allah (cc) den gayrısı) kalbini hıfzetmekle takva, ikab (ceza) dan içtinap etmekle takva, gazaptan tahaffuz etmekle (korunmak) takva’’. (İşaratü’l-İ’caz, s.148)

    BİRİNCİ MERTEBE

    Şirkten takva ki son derece önemlidir; çünkü tevhid esasının zedelendiği ve insanların yakîn’inin (sağlam ve kat'i olarak Allah’ı bilmek) azaldığı günümüzde şirkû'l ağraz (kasten yapılan fiil, inadî şirk), şirk'ül esbab (Allah’tan başka sebeplere tesir kuvveti vermek) şirk-i hafî (Allah’tan ümîdini kesmek, Allah’ın rızasını değil de başkalarının rızasını esas maksat yapmak) ve şirk-i alûd (Cenab-ı Hakk'tan gaflet edip başkasından medet beklemek) gibi şirkin çeşitleri korkunç mesafeler kaydetmiştir. Şirkin her çeşidinden Allahü Teala’ya sığınmak ve sırat-ı müstakîm dışındaki bütün yolları terk etmek şarttır. Tanımlara baktığımızda şirkin çeşitleriyle içli dışlı olduğumuz günümüzde, şirkten korunmanın kolay olmayacağı anlaşılıyor.

    Hz. Ebû Bekir (ra)'dan rivayet edilen şu hadîs-i şerife dikkat edelim. Resûl-ü Ekrem (sav) buyurmuşlardır ki: "Şirk sizin aranızda karıncanın kımıldamasından daha gizlidir."
    Ben "Ey Allah'ın Resûlü! Şirk ancak Allah azze ve celle'den başkasına ibadet etmek değil midir? Yahut Allah'la birlikte başkasına tapmak değil midir?" dedim.
    Resûlullah (sav): "Allah hayrını versin ey Sıddık!. Şirk sizin aranızda karıncanın kımıldamasından daha gizlidir. Sana onun büyüğünü, küçüğünü giderecek bir şey haber vereyim mi?" dedi.
    Ben de: "Hay hay ya Resûlallah" diye cevap verince,
    "Her gün üç defa, `Ey Allah'ım!.. Bile bile şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediklerimden de senden af dilerim!" dersin. Şirk: Bana filan ve Allah verdi demendir. Denktaşlık ise: `Eğer filan olmasaydı, beni filanca öldürecekti.' demektir!.. "(İmam-ı Mervezî, Müsned-i Ebû Bekir Sıddık, sh. 89- 91, Hadis No:17.) buyurdular. Hadîsin beyanından anlaşıldığı üzere günümüz toplumunda şirkten takva son derece önemli olmuştur.

    İKİNCİ MERTEBE

    Günahlardan, kebairden takvadır. Takva kelimesinden çoğunlukla bu mana kastedilmiştir. Bedîüzzaman Hazretleri, “Bu tahribat ve sefahat ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan def'-i mefasid ve terk-i kebair uss-ül esas olup büyük bir rüçhaniyet kesbetmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır… Hem takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takva, böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinap, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta niyetiyle, takva namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla, menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a'mal-i salihadır.” diyerek bu zamanda şerleri uzaklaştırmanın, günahları terk etmenin en büyük esas olduğu, tahribata karşı ancak takva sahiplerinin dayanabileceği, takvada da salih amelin olduğu üzerinde durup günahın terkindeki vacip sevabını ve bir vacibin çok sünnetlere mukabil sevabı olduğunu ifade etmekte ve günahtan kaçınıp, sakınmanın üzerinde durarak bize günahı terk etmenin kıymetini ve kazancını anlatmaktadır. (Kastamonu Lahikası)


    ÜÇÜNCÜ MERTEBE

    Masivadan kalbini hıfzetmekle takva; kişinin kendisini Rabbinden uzaklaştıracak şeylerden kaçınması ve yönünü Allah’a çevirmesidir. İnsan böylelikle yaratıcısı ile olan rabıtasını artırıp tefekkürünü zenginleştir. Ve marifetini ziyadeleştirerek yönünü fanî olan şeylerden bakî olan Allah’a doğru çevirir. Bu haslet hadislerde çok defa övülmüştür.

    DÖRDÜNCÜ MERTEBE
    İkaptan içtinap etmekle takvadır. Buradaki ‘ikap’ ceza manasında olup Allah’ın ahirette ceza vermesinden korkmayı ve ona göre yaşamayı ifade eder. Kur’an-ı Kerîm’de bu cezanın şiddetinden bahsedilmiş ve sakınılması gerektiği işlenmiştir. Zaten insanın ibadet etmesinde ya cehennemden kurtulmak, ya cenneti elde etmek veya sadece Allah (cc)’ın rızasına erişmek vardır ki üçü de caiz görülmüştür.


    BEŞİNCİ MERTEBE
    Gazaptan tahaffuz etmekle takva: Gazap kelimesi kamusta bela, musîbet, afet manalarında kullanılmıştır. Yani dünyada verilen ceza denilebilir. Bu bakımdan kavimlerin başına gelen felaketler gazab-ı ilahî olarak isimlendirilmiş, bu hadiselere anasırın hiddete gelmesi denilmiştir. Mesela Fatiha-i Şerife’de “…gazap edilmiş olanların ve dalalete düşenlerin yoluna değil!’’ derken gazap edilenlerin Yahudiler olduğu rivayet edilmiştir. Bu noktadan da baktığımızda dünyada helake uğrayan kavimler arasında en çok Yahudileri görmekteyiz. İşte Müslümanların her vakit gazab-ı İlahîden Allah’a sığınmaları ve her rekatta Fatiha-i Şerife ile bunu tekrar etmelerine, gazaptan tahaffuz etmekle takva denilir. Bu da son derece önemli ki günde en az kırk defa tekrar etmemiz emredilmiştir.

    Kur’an-ı Kerîm takva üzerinde önemle durmakta, bizi takvaya teşvik edip cezayı hatırlatmaktadır. Mesela; Bakara sûresi 197. ayetinde, en hayırlı azığın takva olduğu bildirilmektedir. Ve yine Maide sûresi 2. ayetinde iyilik ve takva üzere yardımlaşmayı, ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmamayı emretmekle takvanın kıymetini anlatmaktadır.
    Allah (cc) kendisinden hakkıyla korkmayı ve bu korku ile insanların rahmete kavuşmasını murat etmiştir. Allah (cc) insanları havf (korku) ve reca (ümit) arasında tutarak rahmetine celbetmektedir. Buradaki korku Allah’ın (cc) zatından korkmak değil, onun vereceği cezadan korkmaktır. Zîra zatı, korkulmaya değil sevilmeye layıktır. alimler Allah’tan korkmayı; şu şekilde açıklamıştır; itaat etmek, isyan etmemek veya her vakit Allah’ı zikretmek diye tanımlamışlardır.Buraya kadar saydığımız takvaya nail olanların hadis ile de zikredilmiş özellikleri vardır. Bunlar:
    • Verilen hükme rıza göstermek
    • Nimetlere şükretmek
    • Belaya sabretmek
    • Dilinden doğru çıkar
    • Vaadine ve ahdine vefa gösterir
    • Kur’an’ın ahkamını kendine yol yapar. (Kütüb- i sitte c.16.s343)
    Allah (cc) hepimizi müttakîlerden eylesin. Şirkten koruyup günahlardan muhafaza etsin. Kendinden gayrısının kalbimize girmesine izin vermesin. Cezasından emin olup gazabından korunan kullarından eylesin. amin!