Sünneti Terketmenin Hükmü

Konusu 'Peygamber Efendimizin sünnetleri' forumundadır ve saadet tarafından 30 Nisan 2017 başlatılmıştır.

  1. saadet

    saadet Moderatör

    “Yarın Allâh’a müslüman olarak kavuşmak isteyen kişi, namazları ezân okunan yerde kılmaya devam etsin. Şüphesiz ki Allah, sizin Peygamber’inize hidâyet yollarını açıklamış ve emretmiştir. Bu namazları cemaatle kılmak da hidâyet yollarındandır. Şâyet siz de cemaati terk edip namazı evinde kılan adam gibi yapacak olursanız, Peygamber’inizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamber’inizin sünnetini terk ederseniz, sapıklığa düşmüş olursunuz…” (Müslim, Mesâcid, 257)

    Ahmed bin Hanbel Hazretleri de:

    “Mushaf-ı Şerîf’e baktım ve otuz üç yerde Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e itaatin emredildiğini gördüm.” buyurmuş, sonra şu âyet-i kerîmeyi okumuştur:

    فَلْيَحْذَرِ الَّذ۪ينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِه۪ٓ اَنْ تُص۪يبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُص۪يبَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

    “…Oʼnun (Rasûlʼün) emrine muhâlif davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar.” (en-Nûr, 63)

    FİTNE NEDİR?

    Ardından bu âyet-i kerîmeyi tekrar tekrar okumuş ve şöyle buyurmuştur:

    “Âyette isâbet edeceği bildirilen fitne nedir? Şirktir, küfürdür. Herhâlde o fitne kişinin başına şöyle gelir: Bir kişi, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bir sözünü reddettiğinde kalbine bir eğrilik gelir, kalbi kaymaya başlar. Sonunda o kişinin kalbi hidâyetten tamamen uzaklaşır ve sahibini helâk eder.”

    Bunları söyleyen Ahmed bin Hanbel, daha sonra da şu âyet-i kerîmeyi okumuştur:

    “Hayır, Rabbʼine yemin olsun ki aralarında çıkan herhangi bir anlaşmazlık hususunda Senʼi hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla kabullenmedikçe îmân etmiş olmazlar.” (en-Nisâ, 65) (İbn-i Batta el-Ukberî, el-İbânetü’l-Kübrâ, no: 99; İbn-i Teymiyye, es-Sârimü’l-Meslûl, Beyrut 1417, I, 59)

    KUR’ÂN’I KERÎM’LE VE HADÎS-İ ŞERÎFLERLE AMEL ETMEK

    Büyük Hak dostu Şâh-ı Nakşibend Hazretleri de şöyle buyurmuştur:

    “‒Biz Allâh’ın lûtfu ile (mânen) her ne elde ettiysek, Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hadîs-i şerîfleriyle amel etmek sûretiyle elde etmişizdir. Bu amelden bir netice alabilmek için de takvâ ve şer’î kāidelere riâyet etmek, azîmete sarılmak, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat prensipleriyle amel etmek ve bid’atlerden kaçınmak lâzımdır.”

    İmâm-ı Rabbânî Hazretleri sünnet-i seniyyeye ittibâ husûsunda çok hassas davranırdı. Küçük-büyük her hareketinde mutlaka Efendimiz’in sünnetine uyar ve herkese de böyle yapmalarını tavsiye ederdi. Bir defasında şöyle buyurmuştur:

    “Muvaffak olmamızda bizim gayretimiz de ne oluyor ki! Ne oluyorsa hepsi Allâh’ın lûtfudur. Ama buna bir sebep ve vâsıta gösterilmesi gerekirse o zaman derim ki bu sebep; öncekilerin ve sonrakilerin efendisi olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e muhabbetle bağlanıp Oʼnun nurlu izinden gitmektir. Ben bütün muvaffakıyetlerimin sebebini buna bağlıyorum. Allah Teâlâ ne lûtfetmişse hepsi işte bu bağlılık ve Oʼnun peşinden gitmem sebebiyledir. İnsana bir şeyin azı veya tamamı nasip olmamışsa bunun tek sebebi de, Efendimiz’e tam olarak uyma hususunda bir kusur ve noksanı olduğu içindir.

    ALLAH TEKTİR, TEKİ SEVER

    Bir defasında gaflete düşerek abdesthâneye girerken önce sağ ayağımı attım. O gün birçok mânevî hâllerden mahrum kaldım.” (Kişmî, Berekât, s. 197)

    Yine bir gün talebelerinden birine:

    “‒Bizim bahçeden birkaç karanfil getir!” buyurmuştu. O da gidip altı tane karanfil getirdi. İmâm-ı Rabbânî bunu görünce hafif mahzun bir edâ ile şöyle buyurdu:

    “‒Bizim talebeler hâlâ Peygamber Efendimiz’in hadîsinde bildirilen; «Allah tektir, teki sever!» kāidesine dikkat etmiyorlar. Hâlbuki buna dikkat etmek müstehabdır. İnsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehab, Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği şeydir. Allah Teâlâ’nın sevdiği bir amelin karşılığında bütün dünya ve âhiret verilse, hiçbir şey verilmemiş demektir. Biz müstehaba o kadar riâyet ederiz ki yüzümüzü yıkarken bile suyu önce sağ tarafımıza getiririz. Zira işlere sağdan başlamak müstehabdır.”

    Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Âlemlerin Rabbi’nin Habîbiʼdir. Ümmet-i Muhammed de O’nun sünnetine sarılarak Cenâb-ı Hakkʼın sevdikleri mertebesine nâil olurlar. Zira seven, sûret ve sîret bakımından sevdiğine benzeyen diğer insanları da sever.