Şair Yunus Emrenin Hayatı Ve Eserleri

Konusu 'İslami dini sözler' forumundadır ve Beyza tarafından 12 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Beyza

    Beyza Moderatör

    Yunus Emre İsmail Hacının torunudur ve Karaman’da (H:638/M:1240) senesinde dünyaya gelmiştir. Doğum ile vefat tarihlerin kesin olarak bilinmemekle birlikte bu yıllar tahmini olarak yazdığı kitap olan Risüaletünnushıyye’ den çıkarılmaktadır.Yunus Emre’nin dedesi İsmail Hacı Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş ve Karaman oğullarından halen Karaman’a 29 km. uzaklıkta bulunan eski yerde geniş bir arazi satın aldığını T.C. Başbakanlık arşivlerindeki Yavuz Sultan Selim İl yazıcı defterinden öğreniyoruz.

    Bulunan belgedeki adlar az değişikle halen günümüzde kullanmaktadır. Karaman oğulları beyliğini seçmelerinde onlarla olan akrabalık bağlarının bulunmasından kaynaklanmaktadır. İsmail Hacı topluluğu Horasan’dan gelip, Larende’ nin 29 km doğusunda, şu anda Yeşildere Kasabası sınırları içerisinde bulunan vadiye yerleştikten sonra burada bir zaviye kurdu. Yunus Emre aynı vakitte buradan elde ettiği gelirlerle her gün yüzlerce muhtaç kişiye yardım etmiştir.

    Daha sonraları gerek kendi köyü olan Karye-i Yunus Emre’de gerekse Karaman’da kiriş haneleri ve vakıflar zaviyeler kurmaya devam etmiştir.Osmanlı İmparatorluğu zamanında Yunus Emre’nin mezarının Karaman’da olduğuna dair belgeler ve deliller mevcut ve o zamanlar aksini söyleyen bir kimse bile yoktu.Öte taraftan yine tarih araştırmacıları Yunus Emre’nin tahsilini Konya ilinde yaptığını ve kendisinden (35-40) yaş büyük olan Mevlana’dan ders aldığını belirtiyorlar.

    Bu hâl ister istemez Yunus Emre’nin Karaman’da bulunduğunu kuvvetlendiriyor. Gerçi Yunus Emre bu halı şiirlerinde: (Mevlana hüdavendigar bize nazar kılalı, anın görklü nazarı gönlümüz aynasıdır.Mevlana meclisinde saz ile işret oldu, Arif maniye daldı, çok biledir ferişteh) diye belirtir. Fakat bir kere Hacı Bektaşi Veliden söz etmez. Osmanlı Devletinin aşağı yukarı her tarafını gezen şanlı Türk Seyyahı Evliya Çelebi 1648 senesinde Karaman’a gelmiş camileri ve türbeleri gezmiştir.İşte Evliya Çelebi burada Yunus Emre’den de söz etmiş ve şöyle demiştir: Kirişçi Baba Camiinde, Yunus Emre hazretlerinin mezarı bulunmaktadır. (vs.)Bu arada diğer bir belge var ki hayli ilgi çekicidir. Halen T.C. Başbakanlık arşivi 18304 numarada kayıtlı bulunan bu belge; özetle Yunus Emre’nin türbesinin aydınlatılması için ödenek ayrılması hakkında 1235 yılında yazılmıştır.

    Tüm bu belgelerde Yunus Emrenin Karamanlı olduğu kesin olarak önceden beri biliniyordu.Tarih hiçbir zaman yalan söylemez...

    Yaklaşık 700 senedir Şiirleri Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın kıymet, his ve düşüncelerini dile getirişi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliğine sahiptir. Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre'nin şiirlerinde ahlak, din, hikmet, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, (gönül kırmamak) konusuna farklı bir önem verir ve (üstün bir özellik) olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler.

    Bu arada Yunus Emre'yi öne çıkaran bir başka bir önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri kendisi bizzat hayatında uygulamasıdır. (Din tamam olunca doğar muhabbet) diyen Yunus, İslam'ın sabır, kanaat, cömertlik, hoşgörürlük, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus'un sanat anlayışı, dini ve milli değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçe'nin en güzel vede en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur.

    Sahiden de 11.12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan'da , Anadolu'da Yunus Emre... Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur, aşktır; Yüce Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, gösterişe, nifaka, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, şekilciliğe karşı çıkmıştır. Yunus Emre aynı vakitte tüm insanlığa hitap eden büyük şairlerdendir. Bu manada Mevlana'nın bir benzeridir. O'nun Mevlana kadar fazla tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe'nin Batı'da Farsça kadar bilinmemesi, öte yandan da Türk aydınlarının onu ihmal etmesindendir. Yunus'taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle bağdaşmış (sevgi felsefesi)’nin bir parçası ve hatta sonucudur.

    Nitekim Yunus'un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl özdeşleştirdiğini gösteren en etkili mısralarından birisi (Yaradılanı hoş gör / Yaradan'dan ötürü)’dür. Yunus Emre'ye göre insanlar, din, mezhep, millet, ırk, renk, makam, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Yüce Allah'tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu manada ayrılamazlar. Yaşadığı çağın doğruları göz önünde bulundurulduğunda Yunus'un bir başka önemli yanı ortaya çıkar;

    Şair Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam manasıyla (milli bir sanatçı)' dır.