Biyografi Sahabi Umeyr Bin Sa'd ın (r.a) nın Hayatı

Konusu 'İslam büyüklerinin hayatları' forumundadır ve Lasey tarafından 20 Ocak 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Umeyr Bin Sa'd (r.a)

    Umeyr ibni Sa’d (r.a) genç yaşta müslüman olan sahabi. Yaşının küçüklüğüne rağmen Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) arkasında namaz kılmaktan geri kalmayan, mescidden ayrılmayan aşıklardan… İslamın nuruyla büyümüş olan ve yetimlikten valiliğe kadar yükselen bir mücahid kahraman…

    Umeyr ibni Sa’d, küçük yaşta babası vefat etti ve annesi, Culas İbni Suveyd isminde Evs kabilesine mensup zengin biriyle evlendi.
    Umeyr bu ailede büyüdü. Culas ona baba muhabbetini aratmadı ve Umeyr de onu babası gibi sevdi, hürmet etti. Birlikte mescide gidip gelirlerdi annesi buna çok sevinirdi. Çocuğun gönlünün Peygamber sevgisiyle dolmasını isterdi. Küçük Umeyr o sevgiyle büyüyordu ve genç yaşlarına geldiğinde büyük bir imtihanla karşı karşıya geldi. Şöyle ki:

    Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) hicretin dokuzuncu yılında Bizanslılarla savaşmak üzere Müslümanların hazırlanmasını emretti.
    Tebük Seferine çıkılacaktı. Mevsim yaz. Sıcaklar çoğalmıştı, meyveler olgunlaşmış, nefislere zor gelen, mümin ve münafığın birbirinden ayırt edileceği bir zamandı. Müminler sefer hazırlıkları için infak yarışına başlamıştı. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in yoluna bütün mallarını veriyorlardı. Münafıklar da azim ve gayretleri kırmaya, özel oturumlarında İki Cihan Güneşi Resul-i Ekrem Efendimiz'in aleyhinde konuşmaya ve şüpheler doğurmaya çalışıyorlardı.


    Umeyr İbni Sa’d (r.a) küçüktü ama mescidden ayrılmazdı. Müminlerin hayırda nasıl yarıştıklarını görüyordu. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (radıyallahu anh) Efendilerimizin evlerinde ne var ne yok getirip Allah Resulünün (s.a.v)’in önüne koyduklarını gördü. Abdurrahman İbni Avf (radıyallahu nah)’ın omuzunda bir çuvalla altınları getirip huzura koyduğunu, Muhacir ve Ensar kadınlarının ziynetlerini çıkartıp Resul-i Ekrem Efendimize verdiklerine şahid oldu.

    O küçüktü fakat ufku genişti. Düşünen bir gençti. Bu infak yarışında babalığı Culas’ı görememenin üzüntüsü içinde evine döndü. Bunca zenginliğine rağmen ondan ses çıkmamasına bir mana veremiyordu. Onun hamiyyet damarlarının harekete geçmesi için mescidde gördüğü, duyduğu haberleri söylemeye başladı. Gözleri yaşartan o nadide sahneleri bir bir nakletti. Bütün Ashab-ı kiramın yarış halinde olduğunu, şartların zorluğuna rağmen onların şehitlik özlemiyle sefere katılmak için müracaat ettiklerini, fakat Rasulullah (s.a.)’in bunlara cevap veremediğini bildirdi. Çünkü binilecek hayvan sayısı azdı. Culas bunları dinledi ve sonunda Umeyr’in aklını başından giderecek şu cümleyi söyledi: “Eğer Muhammed’in sözleri doğru ise biz eşeklerden daha kötü olalım.”

    Umeyr can evinden yıkılmıştı. Nasıl olurdu bu? O güne kadar imanlı bildiği baba yerine sevdiği kimse bir sözüyle imanından olurdu? Ne yapmalı, nasıl davranmalıydı? Düşünüp taşındı ve samimi bir şekilde Culas’a bu sözünü Allah Resulü (s.a.v)’e bildireceğini söyledi. Derhal mescide gitti ve Culas’dan duyduklarını Resul-i Ekrem Efendimize anlattı. İki Cihan Güneşi Peygamberimiz Umeyr’i yanında alıkoydu. Mescide gelmesi için haber gönderdi. O da hemen geldi. Resul-i Ekrem Efendimiz ona: “Umeyr’in senden duyduğu söz nedir?” dedi ve anlattıklarını tekrar etti. Culas: “O benim hakkımda yalan söyleyip iftira atmış.” dedi. Kendi fasıklığını, nifakını gizledi. Küçük Umeyr ikilemde kaldı. Nasıl bir davranıştı bu anlayamadı. Çocuk haliyle ancak ağlamaya başladı. Ancak sadakati tamdı. Gözyaşları içerisinde dua etti. “Ya Rabbi! Peygamberin Muhammed (s.a.v)’e, doğruyu ve yalancıyı belli edecek bir ayet indir” diyerek Allah Azze ve celle'ye yalvardı. Bu arada Allah Resulü (s.a.v) Efendimizi sekinet hali kapladı. Bir müddet sonra kendine geldi ve nazil olanı vahyi bildirdi. Culas korkudan ne diyeceğini bilemedi ve: “Ya Rasulallah! Tevbe ediyorum” diyerek hatasının bağışlanmasını istedi. Nazil olan ayetin meali şöyle idi:

    “Onlar, kötü bir şey söylemedik diyerek Allah’a yemin ederler. Onlar o küfür kelimesini kesinlikle söylediler. İslam’a girdikten sonra yine kafirlik ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti tasarladılar. Halbuki intikam almaları için Allah’ın, Resulü ile onları lutfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebeb yoktu. Eğer tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Yok yanaşmazlarsa Allah onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba uğratır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara yardım edecek bir kimse de bulunmaz.”
    (Tevbe suresi: 74)

    Umeyr’in gözleri bu defa sevinç gözyaşlarıyla ıslandı. Resul-i Ekrem Efendimiz mübarek eliyle onun kulağını tuttu ve: “Çocuk! Kulağın duyduğunu tam duymuş. Rabbin seni doğruladı” buyurdu.

    Yetimlikten Valiliğe

    O, çocuk yaşta Resul-i Ekrem Efendimiz'e tam teslim olmuştu. Onun sevgisini geçici sevgilere değişmemişti. İman konusunda titizdi, dininde samimiydi ve gençliği de böyle geçti. Ömrünü bu aşk ve ihlasla, Allah ve Resulü yoluna dünyalık her şeyini, hatta canını verebilecek bir iman vecdi içinde geçirdi. Hz. Ömer (radıyallahu anh) devrinde Humus’a vali tayin edildi. Humus halkını toplayıp bir hitabede bulundu. İslamın şaşmaz ölçülerini, pörsümez prensiplerini şöyle duyurdu:

    “Ey cemaat! Şüphesiz İslam, muhkem bir kale ve metin bir kapıdır. İslamın kalesi adalet, kapısı ise haktır. Kale yıkılıp kapı kırıldığı vakit bu dinin yurdu harap edilir. Sultan sert olduğu sürece, İslam daima kalacaktır. Sultanın sertliği kamçıyla vurmak, kılıçla öldürmek değildir. Fakat adaletle hükmetmek ve hakkı yerine getirmektir.”

    Umeyr İbni Sa’d (radıyallahu anh) Humus’ta bir yıl kaldı. Halifenin emri üzerine Medine’ye döndü. Hz. Ömer (radıyallahu anh) onu tekrar Humus’a göndermek istediyse de o ailesinin bulunduğu köye gitmek üzere izin istedi. Halifenin izniyle gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer (radıyllahu anh) ona misafir gönderdi. Üç gün yanında kalan misafirine her gece bir arpa ekmeği ikram edebildi ve dünyalık olarak bir şey biriktirmemişti. Valilik onu değiştirmemişti. Halife’nin gönderdiği dinarları dahi almak istemedi. Ancak ailesinin ısrarı üzerine aldı. Ertesi gün yine kendine harcamadı çevresinde daha muhtaç durumda olanları buldu ve onlara dağıttı.

    İşte iman nuruyla kalpleri parlayan yiğitler!.. Yıldız insanlar!.. İhtiyaçları olsa dahi kardeşini kendine tercih edenler!.. Mal ve çocukların fayda vermediği o güne hazırlananlar!.. O dehşetli günde faydalanmak üzere infak edenler, dağıtanlar… O gün biçmek için ekenler!.

    Umeyr İbni Sa’d (radıyallahu aanh) Hz. Ömer (radıyallahu) devrinde vefat etti. Ahirete, dünyalık bir şey bırakmadan göçtü. Allah Azze ve celle'den şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.