Peygamberimizin (s.a.v.) oğlu İbrahim ne zaman vefat etmiştir

Konusu 'Hz.Muhammedin hayatı' forumundadır ve Lasey tarafından 5 Aralık 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Peygamber Efendimiz’in oğlu Hz. İbrahim ne zaman ve nasıl vefat etti? Tebük dönüşünden sonra yaşanan vak’alar…

    Allah Rasulü (s.a.v)’in Mısırlı Hazret-i Mariye’den İbrahim adında bir oğlu dünyaya gelmişti. Hazret-i İbrahim, Tebük dönüşü hastalandı ve bir müddet sonra vefat etti. Allah Rasulü (s.a.v) buna çok üzüldüler. Mübarek gözlerinden sessiz sessiz merhamet damlaları döküldü. Şöyle buyurdular:

    “Göz ağlar, kalp de mahzun olur, ancak biz Rabbimiz’in razı olacağı sözden başkasını söylemeyiz! Vallahi ey İbrahim! Biz senin firakınla çok mahzunuz!” buyurdu. (Buhari, Cenaiz, 44; İbn-i Sa’d, I, 138)

    Rasulullah (s.a.v) bir taş getirilmesini emretti ve onu kabrin başına dikti. Hazret-i İbrahim’in kabri böylece bir alametle belirlendi. Kabrinin üzerine ilk defa su serpilen de o oldu.[1]

    Bu sırada güneş tutulmuştu. Ashabdan bazıları, bunu bir cahiliye adeti olarak Hazret-i İbrahim’in vefatına bağladılar. Hazret-i Peygamber (s.a.v) ise hadise esnasında iki rekat namaz kıldı ve ashabın bu düşüncelerini tasvib etmediğini bildirerek:

    “Güneş ve Ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Bunlar hiç kimsenin ne ölümünden ne de hayatından dolayı tutulur. Ay ve Güneş tutulması görünce Allah’ı zikre koyulun ve namaz kılın!” buyurdular.[2] (Nesai, Kusuf, 14)

    NECAŞİ’NİN (R.A.) VEFATI

    Receb ayı içinde iken, Habeş Necaşisi vefat etti. Allah Rasulü (s.a.v), arada deniz bulunduğu ve karadan da günlerce gidilecek mesafe olduğu halde Necaşi’nin vefatını hemen o gün ashabına haber verdi ve:

    “–Uzak bir beldede ölen kardeşinizin cenaze namazını kılınız!” buyurdu.

    Sahabiler:

    “−Ya Rasulallah! Kimdir o?” diye sorduklarında, Fahr-i Kainat (s.a.v):

    “–Necaşi Ashama’dır! Bugün Allah’ın salih kulu Ashama öldü! Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz!” buyurdu ve gıyabi cenaze namazı kıldırdı. (Müslim, Cenaiz, 62-68; Ahmed, III, 319; IV, 7)

    Sonradan Necaşi’nin gerçekten tam da Allah Rasulü’nün haber verdiği gün vefat ettiği öğrenildi.

    ÜMMÜ GÜLSÜM’ÜN (R.A.) VEFATI

    Şaban ayında da Hazret-i Peygamber (s.a.v)’in mübarek kızları, Hazret-i Osman -radıyallahu anh-’ın da zevce-i muhteremeleri olan Ümmü Gülsüm -radıyallahu anha- rahmet-i Rahman’a kavuştu.[3]

    PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN NAMAZINI KILDIĞI MÜNAFIK

    Tebük Seferi’nden iki ay kadar sonra, yani Zilkade ayında münafıkların reisi Abdullah bin Übey’in fitne ve fesat dolu hayatı nihayete erdi. Onun ölümüyle münafık hareketin temeli sarsıldı ve geride kalan diğer münafıkların ekseriyeti, tevbe ederek hakiki Müslümanlardan oldular.

    O ölünce, oğlu Abdullah, babasının vasiyeti üzerine Allah Rasulü’ne gelip:

    “–Ya Rasulallah! Abdullah bin Übey öldü. Gömleğini ver de ona kefen yapayım. Cenaze namazını kıl ve onun için istiğfar ediver!” dedi.

    Peygamber -aleyhissalatü vesselam- sırtından gömleğini çıkarıp ona verdi, hazırlanınca da namazını kıldırdı. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu:

    “Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar, Allah’ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler.” (et-Tevbe, 84) (Buhari, Cenaiz, 23; İbn-i Mace, Cenaiz, 31)

    Fahr-i Kainat (s.a.v)’e niçin böyle yaptığı sorulunca:

    “–Gömleğim ve onun üzerine kıldığım namazım, onu Allah’tan gelecek azaba karşı korumaz! Fakat ben bu sayede onun kavminden bin kişinin Müslüman olmasını umuyorum.” buyurdu.

    Nitekim Abdullah bin Übey’in böyle Allah Rasulü’nün gömleğinden ve üzerine kılacağı namazdan şifa ve şefaat dilemiş olduğunu gören Hazreclilerden bin kişi, müşrikliği bırakarak Müslüman oldular.[4]

    Dipnotlar:

    [1] İbn-i Sa’d, I, 144; İbn-i Abdilberr, I, 59.

    [2] Günümüzde de bazı bölgelerde, Ay ve Güneş tutulması esnasında namaz kılmak ve dua etmek yerine davul çalmak, silah atmak gibi davranışlar görülmektedir. Bu bid’at ve hurafeye dayalı bir halk inancı olup İslam’la hiçbir alakası yoktur. Yine baykuşun ötüşünü uğursuz sayarak gözyaşı dökmek de aynı yanlış anlayıştan neş’et etmektedir.

    [3] İbn-i Sa’d, VIII, 38.

    [4] Ayni, VIII, 54; Diyarbekri, II, 140-141.