Soru Peygamberimiz Miraçta Allah'ı görmüş müdür?

Konusu 'Dini Sorular Ve Cevapları' forumundadır ve Lasey tarafından 7 Kasım 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    PEYGAMBERİMİZ MİRAÇTA ALLAH’I GÖRDÜ MÜ?

    Allah Azze ve celle, Mirac’ı, Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan buyurur:

    وَالنَّجْمِ اِذَا هَوَى

    “İnmekte olan yıldıza and olsun.” (en-Necm, 1)

    Sure’nin bu şekilde bir kasemle başlaması, ihtiva ettiği hakikate karşı inkar edenler tarafından yapılabilecek itirazlar sebebiyle Mirac’ın hakkaniyetini vurgulamak içindir. Elbette bu husus, kasemin ardından gelen ayet-i kerimelerle de şöyle te’yid edilmektedir:

    مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى . وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى . اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحَى . عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى . ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى . وَهُوَ بِاْلاُفُقِ اْلاَعْلَى .


    “Sahibiniz (Muhammed Mustafa) sapmadı ve batıla inanmadı. O, arzusuna göre de konuşmamaktadır. O’nun konuşması vahiyden başka bir şey değildir. Çünkü (bildirdiklerini) O’na güçlü, kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (olan Cebrail, Rabbinin emri üzere) öğretti. Sonra en yüksek ufukta (Sidretü’l-Münteha’da) iken asıl şekliyle istiva etti (doğruldu).” (en-Necm, 2-7)

    Ayette geçen “istiva” ifadesi, kaplama, kuşatma ve doğrulma anlamlarına gelir. Müfessirlerin ekserisi, istiva kelimesinin failinin Hazret-i Cebrail (a.s) olduğunu beyan etmekle birlikte, tercihen onu Resul-i Ekrem Efendimiz'e (s.a.v) izafe ederler. Bu koşulda istiva, Allah Resulü’nün kadr ü kıymetinin, rütbe ve makamının yüksekliğini ifade etmektedir. Yani Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), önce en yüksek ufukta doğruldu:

    ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى

    “Sonra yaklaştı ve tedelli etti.” (en-Necm, 8) Yani, Allah Resulü (s.a.v), ilahi cezbenin eseri olarak yukarıya çekildi. Bulunduğu yer ve makamdan daha yukarı çıkarıldı.

    Böylece Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), Mirac’da en yüksek ufukta yalnız istiva ile kalmayıp Allah’a doğru yaklaştı. Ardından ilahi cezbenin tesiri arttı, arttı, arttı ve Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), bir anda en yüksek ufkun ötelerine geçiverdi:

    فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنَى

    “(Muhammed Mustafa ile Rabbinin) araları, iki yay arası kadar, ya da daha yakın oldu.” (en-Necm, 9)

    Ayet-i kerimedeki:

    قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنَى

    “İki yay arası ya da daha az mesafe” ifadesi, beşeriyet üstü bir gerçeğin beşer idrakine sığdırılabilmesi için kullanılmış bir teşbih ifadesidir. Şöyle ki:

    İslamiyetten önce Araplar, bir ittifak kurmak üzere antlaşacakları zaman iki yay çıkarır, birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin “kāb”ını (yayın, kabza ile kiriş kısmı olan iki köşe aralığını) birleştirirler, sonra da ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlardı. Bu, onlardan birinin razı olacağı şeye diğerlerinin de razı olacağını, birisini cezalandırılan şeyin diğerlerini de cezalandırılacağını ifade eden bir beraberlik ve bütünlük antlaşmasıydı.

    Buna göre “kābe kavseyn”, hem maddi hem de manevi yakınlığı ihtiva eden ve beşer idrakini aşan ulvi bir hakikattir. Yani Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), bu noktada Rabbine o kadar yaklaştı ki, bütün vasıtalar kaldırıldı ve doğrudan doğruya:

    فَاَوْحَى اِلَى عَبْدِهِ مَا اَوْحَى

    “Allah o anda kuluna vahyini bildirdi.” (en-Necm, 10)