Hz Muhammedin Güzel Ahlakı Dünya hayatına imtihan için gönderildik ve bu imtihandan yüz akı ile çıkmanın ilk şartı da Allah Azze ve celle'yi tanımak, O’nun sıfatlarını bilmek, emirlerini yerine getirmek ve yasakladıklarından uzak durmaktır. Allah Azze ve celle'nin rızasına uygun bir hayat ise, peygamberlere iman ve itaat etmekle, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)'in yolunda muhabbetle yürümekle mümkündür. İlk Müslümanlar bütün varlığını Allah Azze ve celle'nin yoluna adamış, bu yolda yurdunu, malını, evini, canını ve evladını feda etmiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek ağızlarından dökülen her sözü, Hz. Muhammed (s.a.v)'in her hali ve hareketini ezberlemiş, nesilden nesile aktarmışlardır. Sonraki asırlarda çocuklara hadis-i şerifler ile beraber Sünnet-i Seniyye ezberletilmiş, daha küçük yaşlardan itibaren Peygamberimizin (s.a.v) sevgisi gönüllere aşılanmıştır. Sa’d b. Hişam (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir gün müminlerin annesi Hz. Aişe’nin yanına gittim ve; – Bana Resulullah’ın ahlakını anlatır mısın, dedim. Hz. Aişe (r.anha), – Sen Kur’an okumuyor musun, diye sordu. – Elbette okuyorum, dedim. Hz. Aişe (r.anha), İşte O’nun ahlakı Kur’an ahlakıydı, diye cevap verdi.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/91,163) Ebu Abdullah el-Cedeli (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Aişe’den Resul-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.v) ahlakının nasıl olduğunu sordum. Bana şöyle dedi: Resulullah (s.a.v.) kaba saba biri değildi. Çarşı ve pazarda sesini yükseltmez, insanlarla münakaşa etmez, kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Aksine affeder ve müsamahalı davranırdı.” (Buhari, Edeb, 27; Tirmizi, Birr ve’s-Sıla, 69) Harise b. Zeyd (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir gün beş on kişiden oluşan bir cemaat babam Zeyd b. Sabit’in ziyaretine geldiler. Babama; – Bize Rasulullah’ın güzel ahlakından bahset, dediler. Babam şöyle anlattı: Ben O’nun yakın dostu ve komşusuydum. Kendisine vahiy geldiği zaman birini göndererek beni çağırttırdı. Ben de yanına giderek gelen vahiyleri yazardım. Biz O’nun huzurunda dünyevi şeyleri konuştuğumuzda O da bizimle birlikte konuşurdu. Aynı şekilde ahiretle ilgili meseleler konuştuğumuzda O da ahiretten bahsederdi. Yine O’nun yanında yemeklerden bahsettiğimizde O da bize katılırdı. İşte size anlattıklarım O’nun ahlakının bir kısmıdır.” (Ebu Nuaymn, Delailü’n-Nübüvve, s. 57, Tirmizi, Şemail, s. 25) Resul-i Ekrem Efendimiz'in hizmetkarı Enes b. Malik r.a. da şöyle anlatıyor: “Rasulullah s.a.v. insanların en lütufkar olanıydı. Birisi kendisine bir soru sorsa onu can kulağıyla dinler, soru soran kişi ayrılmadıkça yahut yüzünü çevirmedikçe ondan yüzünü çevirmezdi.” (Ebu Nuaym, Delailü’n-Nübüvve, s. 57) Yine Enes b. Malik r.a. anlatıyor: “Rasulullah s.a.v., biriyle musafaha ettiğinde ya da biri musafaha etmek üzere elini O’na uzattığında, o kişi elini çekmedikçe Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) de elini çekmezdi. O’nun önünde oturan birine karşı ayaklarını uzatarak oturduğu görülmemiştir.” (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyame ve’r-Rekaik, 46; ibn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 6/39) İmam Gazali rh.a., Resul-i ekrem Efendimiz (s.a.v.)’in sadece ibadet ve taatta değil, her haliyle takip edilmesinin şart olduğunu, böylece tam mutabaatın yerine getirilebileceğini söylemiştir. Oturup kalkmasıyla, yiyip içmesiyle, giyinmesiyle, hatta tırnağını nasıl kestiyse O’na tabi olunmalıdır, demiştir. Ahir zamanın zulmetinden bizleri kurtaracak olan, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.)’e mutabaat etmek ve O’nun yolundan yürüyenlerle birlikte olmaktır. Allah Azze ve celle bizleri O’nun yolundan ve O’nu sevenlerin yolundan ayırmasın.