Peygamber Efendimizin Değerli Eşyaları

Konusu 'Hz.Muhammed'in hayatı' forumundadır ve Beyza tarafından 22 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Beyza

    Beyza Moderatör

    Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) emek verdiği, üzerine titrediği ve ömrü boyunca nakış nakış işlediği en kıymetli eserleri nelerdir?

    Eser sadece el emeği bir tablo, yapılan bir film, yazılan bir beste veya senaryo, inşa edilen bir yapıdan ibaret değildir. Eser insandır, eser ahlaktır, eser vatan ve millete bırakılan hayırlı bir evlattır. İşte Efendimizin de en büyük eseri arkasında bıraktığı ve daha sonra dünyaya ışık olan, İslam’ı dört bir yana ulaştıran, ahlakı ile zirvelere çıkan güzide sahabileri idi.

    İslam hukukunun en mühim simalarından biri olan Karafi’nin şu sözü, bu hakikatin müşahhas bir misalidir:

    “Rasulullah (s.a.v)’in başka hiçbir mucizesi olmasaydı, sadece yetiştirmiş olduğu ashab-ı kiram, Oʼnun peygamberliğini ispata kafi gelirdi.”

    Zira mazhar oldukları nebevi terbiye neticesinde, şirk karanlığından ve cahiliye vahşetinden kurtulan o toplum, insanlığın fazilet semasında parıldayan yıldız şahsiyetler haline gelmiştir. Onları takip eden müʼmin nesiller de, insanlığın hala gıptayla seyrettiği muhteşem bir İslam medeniyeti inşa etmişlerdir.

    Fransız tarihçi ve mütefekkir Lamartin, Rasulullah (s.a.v)’in davasındaki muvaffakıyetinden hareketle, O’nun ne muazzam bir dehaya sahip olduğunu şöyle ifade etmektedir:

    “Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti, insan dehasının üç ölçüsü ise; modern tarihin en büyük şahsiyetlerini Hazret-i Muhammed’le kıyaslamaya kim cesaret edebilir?


    O şahsiyetlerin en meşhurları, ancak ordular teşkil ettiler, kanunlar çıkardılar, imparatorluklar kurdular. Fakat neticede, çoğu kez gözleri önünde ufalanan maddi kuvvetler meydana getirebildiler.

    Halbuki O, sadece orduları, hukuk sistemlerini, imparatorlukları, kavimleri ve hanedanları değil, dünyanın üçte biri üzerindeki milyonlarca insanı da harekete geçirdi.”

    Yine İngiliz yazar Thomas Carlyle şöyle demiştir:

    “Başında taç bulunan hiçbir imparator, kendi eliyle yamadığı hırkayı giyen Hazret-i Muhammed kadar sevgi ve saygı görmemiştir.”

    Zira Fahr-i Kainat Efendimiz, kendi heva ve hevesinden konuşmuyor, insanlığa vahyin tercümanlığını yapıyordu. Bunun için de teʼyid-i ilahiye mazhar idi.

    Asr-ı saadetten sonra İslamʼın en parlak surette toplum hayatına tatbik edildiği devletlerden biri, hiç şüphesiz ki Osmanlı ʼdır. Ecdadımız Osmanlı, büyük bir sadakat, ihlas ve muhabbetle Peygamber Efendimizʼin izinde yürüyerek, muhteşem bir medeniyet seviyesine ulaşmıştır.
    Nitekim Batılı ütopya yazarlarından, İtalyan filozof Tomasso Campanellaʼnın “Güneş Devleti” adlı eserine, ecdadımız
    Osmanlıʼnın medeniyet seviyesindeki ihtişamı ilham kaynağı teşkil etmiştir. Bu hadise de; insanoğlunun, hayata tatbiki mümkün olmayan beşeri felsefelerle değil, ancak hayat dini olan İslam ile huzura kavuşabileceği gerçeğinin, sayısız misallerinden biridir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 9 Nisan 2017