Peygamber Efendimizin Affedici Olması

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Beyza tarafından 19 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Beyza

    Beyza Moderatör


    Hz. Muhammedin Affedici Ve Merhametli Olması
    Cenab-ı Allah affetmeyi sever. Kul, hatalarına karşı yürekten ıztırap duyarak tevbe ederse, Yüce Allah, onun tevbesini kabul edeceğini taahhüd etmiştir. Cenab-ı Hak’kın çok affedici olduğu için kullarının da affedici olmasını ister. Kullar için affedici olmak, ilahi affa nail olmanın en güzel yoludur.
    Affın en güzel misalleri ise, alemlere rahmet olarak gönderilen Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v)’in hayatındadır.
    Hudeybiye’de, baskın yaparak Allah Rasûlü’nü öldürmek isteyen bir birlik yakalanmıştı. Resulullah (s.a.v.) onları bağışladı. (Müslim, Cihad, 132, 133)

    Allah Rasulü (s.a.v.) kendisine sihir yaparak hastalanmasına ve ıztırap çekmesine sebep olan münafık Lebid’i ayrıca onu bu işe teşvik eden kimseleri vahiy yoluyla öğrenmişti. Ancak Lebid’in ne yüzünü gördü ne de bu suçunu anıp başına kaktı. Hayatına kastetmiş bulunan Lebid’i ve onun mensub olduğu Beni Zurayk Kabilesi’nden hiç kimseyi de cezalandırmadı.

    Hz. Aişe vaalidemiz:
    –Ya Rasûlallah! Sihir yapan kimseyi teşhir edip rezil rüsva etsen olmaz mı? dedi.
    Alemlerin Fahr-i Ebedisi şu muhteşem cevabı verdi:
    –Yüce Allah bana şifa verdi, ben de insanlar üzerine şerri yaymak ve onlara kötülük etmek istemem.
    (Buhari, Edeb, 56)

    Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v) cezalandırmaya gücü yettiği halde kendisine büyük bir kötülükte bulunan kimseyi affetmiş, hatta herhangi bir söz yada imayla dahi olsa suçunu başına kakmamıştır. Zira Allah Rasûlü (s.a.v.) müslüman yada kafir hiç kimsenin kötülüğünü istemez, herkese büyük bir edep ve nezaketle muamele ederdi.
    Hayber’in fethinden sonra bir kadın Allah Rasûlü’nün yemeğine zehir koymuştu. Peygamberimiz (s.a.v.) yemeği ağzına aldığında zehirli olduğunu fark etti. Yahudi kadın yemeğe zehir koyduğunu itiraf ettiği halde, Resulullah (s.a.v.) o kadını affetti. (Buhari, Tıbb, 55; Müslim, Selam, 43)

    Yemame’nin lideri Sümame bin Üsal müslüman olunca, Mekke müşrikleriyle olan ticari ilişkisini kesmişti. Halbuki Kureyş her çeşit erzak ve ihtiyaçlarını hep Yemame’den alırdı. Açlık ve kıtlığa maruz kalan Mekkeliler şaşkınlık içinde Resulullah (s.a.v.)’e müracaat ettiler. Allah Rasulü Sümame’ye mektup yazarak ticaretine devam etmesini söyledi. (İbn-i Abdilberr, el-İstiab, I, 214-215; İbn-i Esir, Üsdü’l-Gabe, I, 295)

    Halbuki o müşrikler, 3 sene boyunca müslümanları açlık içinde kıvrandırmak suretiyle işkence etmişlerdi. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.) bunları bile affetti.
    Daha da ötesi Resulullah (s.a.v.), hicretin yedinci yılında Hayber Fethi’nden sonra kuraklık ve kıtlığa duçar olan Mekke halkına arpa, altın ayrıca muhtelif yiyecekler göndermek suretiyle yardımda bulundu. Ebû Süfyan, bunların hepsini teslim alıp Kureyşlilerin fakirlerine dağıttı ve:
    [–Allah, kardeşimin oğlunu hayırla mükafatlandırsın! Çünkü O, akrabalık hakkını gözetti!] diyerek duyduğu memnuniyeti ifade etti. (Ya’kûbi, II, 56)

    Böylesine büyük faziletler karşısında gönülleri yumuşayan Mekke halkı bir dönem sonra tamamen müslüman oldu.
    Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.), Uhud Harbi’nde amcası Hz. Hamza’nın ciğerini hırsla dişleyen Hind’i bile, imanı mukabilinde Mekke Fethi’nde affetmiştir.
    Hind, bey’at etmek isteyen diğer kadınlarla birlikte Peygamberimiz (s.a.v.)’in huzur-i alilerine geldi.
    Tanınmamak için yüzünü peçelemiş, kılık ve kıyafetini değiştirmişti. Öldürülmekten korkuyor, Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’den uzak duruyordu. Diğer kadınlar konuşmayınca Hind:
    –Ya Rasûlallah! Yüce Allah’a hamd olsun ki, kendisi için seçip beğendiği dinini üstün kıldı. Muhakkak ki, Sen’in rahmetin bana da dokunacaktır! Ey Muhammed! Ben şimdi Allah’a inanmış ve O’nu tasdik etmiş bir kadınım! dedi. Sonra yüzünden peçeyi açıp:
    –Ben Hind bint-i Utbe’yim! Allah geçmiş günahları affeder. Sen beni bağışla ki, Allah da Sen’i bağışlasın! dedi.
    Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.) tebessüm etti, Hind’i yanına çağırdı ve:
    –Demek sen Hind bint-i Utbe’sin?! buyurdu. Hind:
    –Evet! dedi.
    Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.)
    –Merhaba, hoş geldin! buyurdu. Hind:
    –Vallahi ya Rasûlallah! Dün, yeryüzünde Sen’in hane halkın ve taraftarların kadar zillete ve hakarete uğramasını istediğim başka bir kimse yoktu! Bugün sabaha çıktığımda ise, Sen’in hane halkın ayrıca taraftarların kadar izzet ve şerefe nail olmasını istediğim başka biri yok! dedi.
    Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz
    –Senin bu halin daha da artacaktır! buyurdu.
    (Bkz. Vakıdi, II, 850; Taberi, XXVIII, 99; Zemahşeri, VI, 107; Diyarbekri, II, 89)

    Resulullah (s.a.v.) kelime-i tevhidin şanı hürmetine Hind’i ve daha nicelerini bağışlamışlardır.
    Diğer taraftan merhamet Resulullah Efendimiz (s.a.v.) fetihten sonra ne yapacağını merakla bekleyen Mekke halkına:
    –Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim, sizin hakkınızda ne yapacağımı sanırsınız? diye sordu.
    Kureyşliler:
    –Biz Sen’in hayır ve iyilik yapacağını umarak; Hayır yapacaksın! deriz. Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun!. dediler.
    Bunun üzerine Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.)
    –Ben de Hz. Yûsuf’un kardeşlerine dediği gibi; [Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok!] diyorum. Haydi gidiniz, artık serbestsiniz! buyurdu. Bir diğer hitabında da:
    –Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah’ın, Kureyşlileri İslamiyet’le güçlendirip üstün kılacağı bir gündür. buyurdu. (Bkz. İbn-i Hişam, IV, 32; Vakıdi, II, 835; İbn-i Sa’d, II, 142-143)

    Mekkeliler Efendimiz’e İslam üzerine bey’at ettiler. Güçleri yettiğince Yüce Allah’ın ve Rasûlü’nün emirlerini dinleyip itaat edeceklerine dair söz verdiler. Bu esnada Peygamberimiz (s.a.v.) amcası Hz. Abbas’a:
    –Kardeşin Ebû Leheb’in 2 oğlu Utbe ve Muattib nerede kaldılar? Onları göremedim?! buyurdu.
    Hazret-i Abbas (r.anh)
    –Herhalde Kureyş müşriklerinden uzaklara çekip gidenlerle birlikte onlar da gitmişlerdir. dedi.
    Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.)
    –Onları bulup bana getir!” buyurdu.
    Abbas (r.anh), hayvanına binip onları aramaya gitti. Bulduğunda:
    –RasUlullah (s.a.v.) sizi çağırıyor! dedi. Onlar da derhal hayvanlarına binip Hz. Abbas ile birlikte Allah Rasûlü’nün huzuruna geldiler.
    Peygamber Efendimiz onları İslam’a davet edince, hemen müslüman oldular. Resulullah Efendimiz(s.a.v.) onların İslam’a girmesine çok sevindi. Ellerinden tutup Mültezem’e götürdü ve onlar için bir müddet Cenab-ı Allah’a dua etti. Sonra döndü. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.) ’in yüzünde büyük bir sürur müşahede ediliyordu.
    Hazret-i Abbas (r.anh)
    –Ya Rasûlallah! Allah Sen’i mesrur kılsın! Mübarek yüzünde büyük bir sevinç görüyorum. dedi.
    Resulullah Efendimiz (s.a.v.):
    –Evet! Rabbimden amcamın oğullarını benim için bağışlamasını niyaz ettim. O da bağışladı! buyurdu.
    (İbn-i Sa’d, IV, 60, Süyûti, Hasaisü’l-Kübra, II, 82; Halebi, İnsanu’l-Uyûn, III, 48)

    Ebû Leheb, oğullarıyla birlikte Peygamberimizin en azılı düşmanı idi. Yapmadığı işkence ve kötülük kalmamıştı. Yalnız Rasûlullah (s.a.v.) kelime-i tevhid hatırına onları da affetti. Ebû Leheb hayatta olup iman etseydi, hiç şüphesiz Allah Rasûlü (s.a.v.) onu da affeder ayrıca müslüman olduğu için büyük bir sürur duyardı.
    Fakat kader-i ilahi, bizim idrak sınırlarımızın üzerinde meçhul bir sırlar alemidir.
    Ebû Cehil’in oğlu İkrime de, sayılı İslam düşmanlarındandı. Mekke’nin fethinden sonra Yemen’e kaçmıştı. Karısı, müslüman olarak onu Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.)’in yanına getirdi. Allah Rasulü (s.a.v.) İkrime’yi memnûniyetle karşılayarak:
    –Ey göçmen süvari, hoş geldin! buyurdular ve onun müslümanlara karşı yaptığı zulmü yüzüne vurmayıp affettiler. (Tirmizi, İsti’zan, 34/2735)

    Hebbar bin Esved de İslam düşmanlarının önde gelenlerinden biriydi.Resulullah (s.a.v.)’in kızı Zeyneb (r.anh) Mekke’den Medine’ye deve üzerinde hicret ederken, ona kasden mızrağıyla vurarak onu deveden düşürmüştü. Hz. Zeyneb hamile olduğundan çocuğunu düşürmüş ve ağır bir şekilde yaralanmıştı. Bu yara daha sonra vefatına sebep olmuştu.
    Hebbar, bunun gibi daha birçok suç işlemişti. Mekke’nin fethinden sonra kaçtı ve ele geçirilemedi. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’de ashabıyla oturduğu bir esnada huzur-i saadete gelerek müslüman olduğunu bildirdi. Resulullah (s.a.v) onu da affetti. Ashabına, ona hakaret etmeyi ve tarizde bulunmayı dahi yasakladı. (Vakıdi, II, 857-858)

    Çünkü Kur’an-ı Kerim’de:
    (Ey Rasulüm!) Sen af yolunu tut, bağışla; uygun olanı emret; cahillere aldırış etme! (el-A’raf, 199) buyruluyordu.
    Fahr-i Kainat Efendimiz(s.a.v.), ümmetini mağfiret eylemesi için Allah’a çokça dua ederdi.
    (İbn-i Mace, Menasik, 56; Ahmed, IV, 14)