Peygamber Efendimiz Ve Ukkaşe

Konusu 'Hz.Muhammed'in hayatı' forumundadır ve Adile tarafından 13 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Hz. Ukkaşe

    Bir peygamber aşığı, bir peygamber sevdalısı bir insan Hz.Ukkaşe [r.a] O sevgiden dolayı Peygamberimizin kürek kemikleri arasında bulunan peygamberlik nişanesi, peygamberlik mührünü öpmeyi başarmış bir sahabe.
    Fetih Suresi nazil olunca, Resulullah Efendimiz [s.a.v.] Cebrail’e: Ey Cebrail öleceğimi anladım, buyurunca Cebrail, Peygamber Efendimiz [s.a.v.]'e: Senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır,Rabbin sana istediğini verecek sen de razı olacaksın,dedi [Duha:4-5] Bunun üzerine Peygamberimiz müezzini Bilal-ı Habeşi’ye, insanları cemaatle namaz kılmak üzere toplanmaları için çağırmasını emretti. Bütün Muhacir Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlar ve Ensar Medine’li Müslümanlar Mescid-i Nebi’de toplandı. Peygamber Efendimiz [s.a.v.] onlara namaz kıldırıp sonra minbere çıktı ve insanlara hitap etti.
    Peygamber Efendimiz [s.a.v.] bu konuşması sırasında kalpler ürperdi, gözler ağladı. Fahri Kainat İnsanlara şöyle dedi: "Ey insanlar sizin için nasıl bir peygamber idim? Onu dinleyenler: Allah mükafatını versin, çok iyi bir Peygambersin. Sen bizim için merhametli bir baba, şefkatli vede öğüt veren bir kardeş gibiydin. Allah’ın sana verdiği Peygamberlik görevini yerine getirdin, Allah’ın vahyettiğini bize ilettin, bizleri Allah’ın yoluna hikmetli vede güzel sözlerle davet ettin. Allah, ümmetlerine yaptıkları görev nedeni ile peygamberlere vereceği mükafatın en güzelini sana versin, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz [s.a.v.] şöyle buyurdu: "Ey Müslüman topluluğu!Sizin üzerinizde bulunan hakkım ve Allah adına, sizden kime bir haksızlık yapmış isem, kıyamette hesaplaşıp hakkını almadan önce,şimdi onun ayağa kalkıp hakkını benden almasını istiyorum.
    Hiç kimse kalkmayınca, Resulullah Efendimiz [s.a.v.] bunu 3 kere tekrarladı. Üçüncü defa söyledikten sonra, Sahabe-i Kiram arasında bulunan vede kendisine Ukkaşe denilen yaşlı bir sahabe ayağa kalktı.
    Müslümanları yararak ilerledi ve Peygamberimizin önünde durdu ve şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın elçisi, eğer ısrar etmeseydin senin karşına çıkıp bir şey istemeyecektim. Bir savaştan sonra gazilerin arasındaydım. Ayrılmak üzereyken develerimiz yan yana geldi. Devemden indim, ayağını öpmek için sana yaklaştığımda, değneğini kaldırdın ve sırtıma vurdun. Kasten bana mı vurdun yoksa, devene mi vurmak istemiştin bilmiyorum, deyince, Resulullah [s.a.v.] Efendimiz: "Ey Ukkaşe, sana kasten vurmaktan Allah a sığınırım. Ve ey Bilal kızım Fatıma’ya git ve uzun bir değnek getir, dedi. Bilal-ı Habeşi şaşkınlıktan ellerini başının üzerine koyarak vede şaşkın bir vaziyette: "O, Allah’ın Peygamberi, Allah’ın elçisi ve kendisine kısas yapılmasını istiyor, diyerek Hz.Fatıma’nın yanına geldi kapıyı çaldı ve: "Ey Peygamber’in kızı! Bana uzun bir değnek ver, deyince, Resullulah [s.a.v.] kızı Hz. Fatıma: "Bugün ne hac günü, ne de O’nun savaştığı bir gün değil, babam uzun değneği ne yapacak? Dedi. Bilal-i Habeşi: "Babanın yaptıklarından haberin yok. Allah’ın elçisi borçlarını ödüyor, dünyayı terk ediyor ve kendisine kısas yapılmasını kendisinde hakkı olanların hakların almasını istiyor, dedi. Bunun üzerine Hz. Fatıma: "Ey Bilal, Allah’ın elçisine kısas yapmayı kendisine layık gören kimdir? Peygamberin torunları Hasan ile Hüseyin’e haber ver. O adamın yanına gitsinler de, almak istediği hakkını onlardan alsın. Peygamberden almasına izin vermesinler, dedi. Cennetteki arkadaşım Bilal-i Habeşi mescide girip değneği Peygamber Efendimiz [s.a.v.]'e verince, O da Hz. Ukkaşe’ye verdi. Bu esnada kimisi terk ediyordu orayı, kimisi cübbesini başının üstüne örtüyordu görmemek için o manzarayı, kim tahammül edebilirdi ki, Uhud da kaç kere peygambere mızrak atıldı da , bir sahabi göysünü gerdi, bir sahabi sırtını siper etti peygamberimizi korumak için. Şimdi onların içlerinden birisi gelecek ve Resulullah Efendimiz [s.a.v.]'e, kırbaç vuracak.
    Tahammül edilemezdi. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer [r.a] bunu görünce ayağa kalktılar ve: "Ey Ukkaşe! İşte önündeyiz Hakkını bizden al. Peygamberden alma, deyince, Peygamber Efendimiz [s.a.v.]: "Bırak ey Ebubekir, sen de bırak ey Ömer, Allah sizin değerinizi vede makamınızı biliyor, dedi. Bunun üzerine Ali b. Ebu Talip Hz. Ali ayağa kalktı ve: "Benim hayatım Allah’ın elçisinin hayatının önündedir. İşte sırtım, hakkını kendi elinle benden al ve bana O’nun yerine yüz sopa vur. Allah’ın elçisinden alma, deyince Peygamber Efendimiz [s.a.v.]: "Otur ey Ali. Allah senin değerini ve niyetini biliyor, buyurdu. Sonra Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin kalktılar ve: "Ey Ukkaşe! Sen bilmiyor musun biz Allah’ın elçisinin torunuyuz. Hakkını bizden alman Peygamberden alman gibidir, deyince Peygamber Efendimiz: "Gözümün nuru torunlarım, siz de oturun Allah sizi burada unutmamıştır sizin de niyetinizi ve değerinizi bilmektedir. Sonra Resulullah Efendimiz [s.a.v.] Ukkaşe’ye: "Ey Ukkaşe, vuracaksan vur deyince, Ukkaşe [r.a]: "Ey Allah’ın elçisi, bana vurduğunda benim üzerimde elbise yoktu, deyince, Fahri kainat Efendimiz döndü birden Ali dedi: Sırtımı aç Ukkaşe’ye. Baksın Ukkaşe istediği gibi, vuruversin. Talha ve Zübeyir ve Hz. Ali
    3 amca çocuğu ellerini atıyorlardı ve Resulullah [s.a.v.]'in sırtındaki cübbeyi sıyırıyorlardı. Sonra gömleğini açıyorlardı. Rasülullahın sırtının üstü ortaya çıkıyordu. İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü vardır. O ortaya çıkıyordu. O ortaya çıkar çıkmaz Sahabeler yüksek sesle ağlıyorlardı. Hz.Ukkaşe, Peygamber Efendimiz [s.a.v.]'in beyaz sırtına baktı. Sanki sırtı Mısır’da dokunan ince vede beyaz ketenden dokunmuş kumaş gibiydi fazla ilgilenip zaman kaybetmeden Ukkaşe elindeki kırbacı hızla yere fırlattı ve Rasulullah’a olanca kuvvetinle sarıldı. Sırtını öpüyordu, yüzünü, dudaklarını peygamberin vücuduna sürüyordu, öte taraftan bağırıyordu: "Anam babam sana feda olsun Resullah, ben nasıl sana dokunabilirim. Sana kısas yapmaya kim cür’et edebilir? Ben nasıl dokunabilirim sana. Ukkaşe ile Peygamberimiz öyle oldular ki, sanki etle kemik. Ukkaşeyi Resülullah dan ayıramıyorlardı. Ukkaşe sürekli yüzünü, gözünü, dudağını Rasulullah [s.a.v.]'in vucuduna sürüyordu. Ayıramıyorlardı Ukkaşeyi. Ve yalvardılar Ukkaşeye: "Ukkaşe merhamet et. Fahri kainat hastadır Ukkaşe. Merhamet et. Zor koparıyorlardı. Ne sevmişler. Allahım ne sevmişler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz [s.a.v.] "Ya Ukkaşe! Niye böyle yaptın. Ukkaşe dedi ki: "Ya Resulullah istedim ki Kıyamet gününde ateş beni yakmasın. Zira biliyorum ki sizin vücudunuza değen bu vücutları, vücudunuza değecek olan bu dudaklarımı ateş yakmaktan utanacaktır. Dilerim ki bütün vücudumu ateş yakmasın. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz [s.a.v.] şefkat nebisi, merhamet nebisi ellerini kaldırır ve: "Allah’ım Ukkaşe’nin bütün vücudunu cehennem ateşine haram kıl. Ukkaşe’ni vücudunu cehennem ateşi yakmasın. Ve buyurdular ki: "Kim cennetteki arkadaşımı görmek isterse bu adama baksın, dedi. Ukkaşe olmak. Ukkaşe gibi sevmek. Ukkaşe gibi sevilmek mümkün mü ki. Ayağa kalkıyor. Resulullah Efendimiz [s.a.v.]son basamaktadır, üçüncü basamakta. Yukarıdan aşağı üçüncü basamakta. Yani birinci basamakta. Odasına çekilmeden önce 2 tarafında sahabeler tutmuşlar ve döndü sahabiye şunu söyledi. Peygamber [s.a.v.] o anda bütün sahabeye doğru bakıyordu ve dedi ki: "Ben sizi bekleyeceğim. Dedi. Çok garip bir cümleydi. [Ben sizi bekleyeceğim] diyordu. Sahabe bakıyordu ve: "Ya Resulullah bizi nerde bekliyeceksin, dediler. Rasulullah durdu vede sahabeye doğru bakıyordu ve :"Ben sizi Kevser havuzunun başında bekliyeceğim, dedi. Cemaatten biri bağırıyordu gerilerden. "Seni Kevserin başında bulamazsak ya Resulullah, dedi. Resulullah: "Mizanın, terazinin başında bekliyeceğim dedi. Tekrar ordan biri bağırıyordu: "Ya orda da bulamazsak ya Resulullah, diyordu. Resulullah: "Sıratın başında bekliyeceğim buyuruyordu. Cemaatten biri daha soruyordu: "Bizi nasıl tanıyacaksın.? Ve Rasulullah buyurdu "Sizin abdest aldığınız, abdestte yıkadığınız yerler parıldıyacak vede diyeceğim ki: Bunlar bendendirler, benim ümmetimdendirler. Helumme İleyye [bana getirin] diyeceğim. Ve sonra bir sülün gibi, bir ceylan gibi süzülüverdi. Sahabe bakıp kaldı. Baka kaldılar. Vurgun yemiş gibi hareket dahi edemediler. Bir an kayboluverdi. Sonra orada bulunan bütün Sahabe-i Kiram ayağa kalktılar ve alnından öperek Ukkaşe’yi: " Seni tebrik ederiz çok büyük bir mertebeyi vede Peygamberin cennetteki arkadaşlığını elde ettin dediler.