Peygamber Efendimiz Taif Halkının Helakını Neden İstemedi?

Konusu 'Dini Sorular Ve Cevapları' forumundadır ve Lasey tarafından 28 Mart 2019 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Peygamber Efendimiz Taif Halkının Helakını Neden İstemedi?

    Resul-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.v) en sevdiği hanımı Hz. Hatice annemiz ve Mekke’de savunucusu olan amcası Ebu Talib dünyaya veda etmişti. Onların vefatı ile Mekke artık hem Allah Resulü (s.a.v) için hem de ashab için yaşanılmaz bir hal almıştı. Sığınılacak bir belde bulmak için evlatlığı Zeyd b. Harise (r.anha) ile gittiği Taif’te belde halkına İslam’ı anlattı ve Mekkeli müşriklere karşı kendisine yardım etmelerini istedi. Oradakilere Tarık Suresi’ni okudu. Fakat hidayet nuru kimilerini karanlıktan aydınlığa çıkarırken kimilerini de büsbütün kör etmekte, inkarlarını artırmaktaydı ve Taifliler inkar yolunu seçmişti. Ancak Resul-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.v) onlardan bir ricası vardı: Mekkeliler’in Taif’e geldiğinden haberlerinin olmaması, orada yaşananların sadece kendilerinde saklı kalması…

    Taif’in önde gelenleri, Hz. Peygamber’in (s.a.v ) şehri terk etmesini istediler. Bununla da kalmayıp şehirdeki sokak çocuklarını, kölelerini O’nun (sas) ve Zeyd’in (ra) peşine taktılar. Taş atıyorlar, birbirinden iğrenç sözlerle incitiyorlardı. Zeyd, siper olmaya çalışsa da hem kendisi hem de Allah Resulü (s.a.v) kanlar içinde kalmıştı. Karnu’s-Sealib denilen mevkide ancak kendilerine gelebilmişlerdi. O anda Allah (cc), Hz. Peygamber’e (s.a.v) dağların meleğini göndermiş ve kendisine işkenceyi layık gören Taif halkının üzerine dağları çevirebileceğini teklif etmişti.

    BİZ OLSAK NE YAPARDIK?

    Hakikat yolcusuyuz! Ayağına dikenler seriyorlar, kafana taşlar, deve pislikleri atıyorlar. Bunlar da yetmiyor sözleriyle saldırıyorlar. Ne yapardın? Sanıyorum ki çok güçlü bir iraden yoksa bu yoldan ya vazgeçerdin ya da hiç kimselere karışmadan ömür sürer geçerdin.

    ALLAH RESULÜ (S.A.V) NE YAPTI?

    Dağların meleğini geri çevirdi ve şöyle buyurdu: “Hayır! Ben onların helak olmalarını istemem. Bilakis, Allah’ın, onların nesillerinden, yalnız Allah’a ibadet edecek, O’na hiçbir şeyi şirk koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim.”(Buhârî, “Bed’i’l-Halk”, 59/7) Kendisine yapmadıkları eza ve cefa kalmayan bir toplum için Allah Resulü’nün (sas) müthiş merhametiydi bu cümle.

    RESUL-İ EKREM (S.A.S) NEDEN BÖYLE YAPTI?

    Alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin engin rahmetini görmemiz içindi belki. Ya da sabırsız, tahammülsüz yüreklerimizin genişlemesi için sunulan muazzam bir örnekti. Belki de O (s.a.v), geleceği görmüştü de görmeyen, işitmeyen kalplere şifa olsun diye Taif halkına merhamet göstermişti. Bu sorunun cevabını ayakları kan içinde Utbe ve Şeybe’nin bağında ellerini Mevla’ya açarak veriyordu Allah’ın Resulü:

    “İlahi! Güç ve kuvvetimin zayıflığıyla, çare ve imkanlarımın kısıtlılığıyla, insanların gözünde ifade ettiğim kişiliğimin önemsizliğiyle sana sığınıyorum.

    Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen sıkıntıya ve zulme uğrayanların Rabbisin! Sen benim Rabbimsin! Beni kimlere emanet ediyorsun? Bana sert ve kaba davranan bir yabancıya mı? Yoksa davamda bana üstün kılacağın bir düşmana mı?

    Senin katından bana bir gazap ve öfke olmadığı sürece, ben bu başıma gelenlere hiç aldırmayıp katlanırım. Ama senin katından gelecek bir himaye her zaman çok daha hoştur.

    İnecek gazabına ya da benim başıma gelebilecek öfkene karşı karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiretteki işleri düzene sokan senin nuruna sığınıp himaye talep ederim. Sen hoşnut oluncaya dek (benim tarafımdan) yapılacak tevbelere layıksın. Kuvvet ve kudret ancak sendedir.”(İbn Hişam, Sîre, s.280)