Osmanlı'da İttihat Terakki'nin Doğuşu

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Lasey tarafından 4 Ocak 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    İttihat ve Terakki’nin Doğuşu

    Osmanlı İmparatorluğu 600 yıldan fazla bir zaman egemen bir devlet olarak kesintisiz yaşamını devam ettirmiştir. Tarih süreci içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun durumuna bakacak olursak; XVII. yy’ın sonuna doğru hızla çöküşe geçtiği görülür. Çünkü, batının siyasi ve askeri üstünlüğü tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı üzerinde de etkili olmuştur. Kuzeyde Rusya kuvvetler dengesini Osmanlı aleyhine bozmuştur. Osmanlı İmparatorluğu da bozulan dengeyi düzeltmek amacıyla çareler aramak zorunda kalmıştır.

    Batının gücünün arttığı sırada Osmanlı idare sistemi ve ordusu bozulmaya başlamıştır. Bu şartlar altında Osmanlı İmparatorluğu reform hareketlerine başlamış; örnek olarak da Batıyı seçmiştir. Önceleri askeri alanda görülen batılılaşma çabaları XVIII yy’ın sonlarında hız kazanmış, XIX. yy’dan itibaren Batı kurumlarının yanında batı fikirlerinin de Osmanlıya girmeye başladığı
    görülmüştür. III.Selim ve II.Mahmut döneminde gelişen reform hareketleri, özellikle; Tanzimat döneminde yapılan uygulamaların etkisiyle Osmanlı aydınında belli bir birikim meydana getirmiştir. Gerilemeye paralel olarak artan Batılılaşma hareketleri sonucunda meydana gelen bu birikim, devletin kurtuluşunun ancak padişahın yetkilerini kısıtlayan bir anayasanın yürürlüğe konmasıyla mümkün
    olabileceği düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Böylece Tanzimat dönemiyle başlayan Genç Osmanlılar hareketiyle 23 Aralık 1876’da Kanuni Esâsi hazırlanarak yürürlüğe konmuş ve parlamentoya dayalı meşruti bir idarenin kurulması
    sağlanmıştır.

    23 Aralık 1876’da ilan olunan Kanun-i Esasi gereği ilk Osmanlı Meclisi 18 Mart 1877 tarihinde açılmış; fakat uzun ömürlü olamamıştır. 1877 yılında II.Abdülhamid’in Mithat Paşa’yı sürgüne göndermekle başlattığı baskı hareketi, Rus ordularının Ayastefanos’a ilerlemeline kadar devam etmiş ve Mebusan Meclisi 1878’de dağıtılmıştır. Bundan sonra II.Abdülhamid 1908 yılına kadar kendi mutlak idaresini kurarak imparatorluğu istibdat altına almıştır. II.Abdülhamid’in hürriyetleri birer birer yok edip Kanun-i Esasi’yi yürürlükten kaldırmasına karşı 1889 yılında İstanbul’da bulunan beş Askeri Tıbbiyeli öğrenci İttihâd-ı Osmanî Cemiyeti’ni kurmuştur.
    Kurucuları İshak Sukutî, Mehmet Reşit, Abdullah Cevdet, İbrahim Temo, Hüseyinzade Ali’dir. Kurulan gizli örgütün başlıca etkinliği, zaman zaman kendi aralarında toplanıp Namık Kemal ve benzeri özgürlükçü yazarların yapıtlarını okumaktı. Bir başka deyişle,
    dönemin gizli fikir örgütüydü. Bir müddet sonra İttihâd-ı Osmanî Cemiyeti üyeleri, 1895 yılında Paris’te bulunan Ahmet Rıza ile temas kurmuşlar ve örgütün adı Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti olarak değiştirilmiştir. II.Abdülhamid yönetimine karşı olan kişileri bünyesinde toplayan cemiyet kısa zamanda gelişme göstererek, yurt içi ve yurt dışında faaliyetlerini arttırmıştır. Örgütün geliştirilebilmesi için yurdun hemen hemen her yerinde şubeler açılmaya çalışılmıştır. Çoğunluğu yüksek okul öğrencilerinden meydana gelen cemiyet zamanla çeşitli gruplarla ilişki kurarak mektep dışında da üye kaydına başlamak için eyleme geçmiştir. Daha fazla üye kaydedebilmek için nüfuzlu kişileri kazanmaya çalışan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri zaman zaman içerideki baskı sonucu, yurt dışında da (Paris ve Mısır gibi) faaliyetlerini sürdürmek için oradaki Jön Türklerle temasa geçme yolunu denemiştir.

    İttihat Terakki’nin çeşitli yüksek okul şubeleri dışında Beyrut, Kıbrıs, İzmir, Midilli, Rodos, Selanik, Şam, Taşlıca, Trablusgarp, Trabzon örgütleri ile Bulgaristan, Suriye, Girit merkez şubeleri de kurulmuştur. Bunların yanında Edirne, Erzurum, Adana, Mersin, Ankara şubeleri ile Humus, Hama gibi mahalli örgüt birimleri, İbrahim Temo’nun oluşturduğu Balkan teşkilatı ve İstanbul merkez şubesi ile Paris, Berlin, Cenevre, Mısır gibi merkezler de göz önüne alınırsa geniş bir teşkilatlanmanın varlığı dikkati çekmektedir.
    Bu kadar geniş bir örgütlenmeye sahip olan cemiyet üyeleri muhaliflerin Mahmut Celaleddin Paşa etrafında toplanmasını sağlamak için 1902 yılında Paris’te bir kongre toplamışlardır. Ancak yabancı devletlerin müdahalesinin kabul edilip edilmemesi yüzünden Ahmet Rıza Bey ve arkadaşları ile Mahmut Celaleddin Paşa arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Kongrede grup ikiye bölünmüş, biri müdahaleden yana olmayan Ahmet Rıza Bey ve taraftarları ile diğeri Adem-i Merkeziyetçi Prens Sabahattin ve grubu olmuştur.
    Bunlardan Ahmet Rıza Bey’in grubu “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adı ile varlığını sürdürürken, Prens Sabahattin’in grubu da “Terakki” gazetesi çıkarmış ve “Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti” adını almıştır. Batı kurum ve geleneklerinin etkisi altında kalan, eskiye karşı yeniyi, dinin toplumdaki rollerine karşı bilimi savunan Cemiyet üyelerinin istekleri meşrutiyetin ilanını sağlamaktı. Bu konudaki görüşlerini kuruluşundan sonra yayınladığı 1895-1896 tarihli olduğu sanılan nizamnamesinde şöyle
    açıklamaktadır: Mevcut hükümetin adalet, eşitlik ve özgürlük gibi insan haklarını yok eden ve Osmanlı Devleti’ni ilerlemeden alıkoyan, vatanı yabancıların saldırılarına maruz bırakan yönetimine karşı İslam ve Hıristiyanları uyarmak için kurulan cemiyet; bu düşünceleri gerçekleştirmek için hükümet yönetimini insan haklarının koruyucusu ve uygarlıkta ilerlemenin kaynağı olan
    “usul-û meşverete” döndürmeyi, genel eğitimin ilerlemesini genel olarak insanlık ve uygarlığa hizmet etmeyi amaçlamıştır.. Bunun için meşrutiyetin ilanını sağlamaya çalışan cemiyet, bundan sonra istediklerini uygulamaya çalışmıştır.