Osman-ı Zinnureyn hayatı

Konusu 'İslam büyüklerinin hayatları' forumundadır ve Adile tarafından 13 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Elida

    Elida Admin

    Osman-ı Zinnureyn
    Hazret-i Osman, Müslüman olmadan önce ticâretle uğraşırdı.
    Zengin bir esnaf dı.
    Cemiyette, sevilen, sayılan bir kişiydi.
    İ’tibarı yüksek idi.
    Hazret-i Ebû Bekir’in de arkadaşı, yakın dostu idi.
    Önemli işlerinde ona danışır, onun fikrini alırdı.
    Cahiliye devrinin pisliklerine bulaşmadı.
    Peygamber kızı olsa gerek
    Müslüman olmasını şöyle anlatmıştır:
    Benim firaset sahibi olan bir teyzem vardı.
    Hastalandığında ziyaretine gitmiştim. Bana dedi ki:
    ( Yâ Osman!) Sen öyle biri ile evleneceksin ki, ne o senden önce bir erkek görmüş olacak, ne de sen ondan önce bir kadın görmüş olacaksın.
    Bu kız çok güzel olup, saliha biridir.
    Ayrıca bu kız, Peygamber kızı olsa gerek.
    Ben teyzemin bu sözüne çok hayret ettim.
    Çünkü, peygamber olarak bildiğim kimse yoktu.
    Hiç ortada böyle bir şey yok iken, teyzem bunları nereden çıkartmıştı.
    Şunu da biliyordum ki, teyzem pek çok laf etmezdi.
    Benim hayretler içinde kendisine baktığımı görünce konuşmasına şöyle devam etti:
    Merak etme, O kimseye Allah'u tealadan vahiy gelmeye başladı.
    Sen O’nu bulmakta güçlük çekmiyeceksin!
    Ey teyzem, hep sır olan şeyler söylüyorsun.
    Beni meraklandırıyorsun.
    Sözlerini biraz açarak beni meraktan al.
    Muhammed bin Abdullah’a peygamberliği bildirildi.
    Artık halkı hak dine davete başladı.
    Çok zaman geçmez ki, sen O’nun dinine girer kurtulursun.
    O’nun dini, bütün alemi ışıklandıracaktır.
    Bu mesele benim aklımı çok meşgül etmeye başladı. Her önemli meselede fikrini aldığım, [Hazret-i Ebû Bekir’e] koştum.
    Teyzemin söylediklerini kendisine aynen bildirdim.
    Bana dedi ki:
    Teyzen doğru söylemiş.
    [Ya Osman,] sen akıllı adamsın. Hiç görmiyen, işitmiyen, fayda veya zarar veremiyen şeye nasıl tapınılır? O nasıl ilâh olarak kabûl edilir?
    Yâ Eba Bekir,] doğru söylüyorsun.
    Ben de bu fikirsizliğinin farkındayım.
    Fakat çare bulamamıştım.
    Merak etme, artık bize hak yolu gösteren zat geldi.
    Ben kendisinin peygamber olduğuna inandım, İman ettim.
    Gel seni de huzuruna götüreyim, sen de İman et!
    Cennete davet eder.
    Beraberce Resülullahın huzuruna vardık.
    Bana buyurdu ki:
    [Yâ Osman, ] Allah'u Tealla seni Cennete misafirliğe davet eder.
    Sen de bu daveti kabul et! Ben bütün insanlara hidayet rehberi olarak gönderildim.
    Peygamber Efendimiz, [s.a.v] güleryüzle gayet samimi bir şekilde yaptığı bu davet üzerine, hemen büyük bir şevkle kelime-i şehadet getirip, Müslüman oldum.
    Daha sonra peygamberimiz, [s.a.v] Şam’a gittiğimde gördüğüm rüyayı anlattım.
    Rü’yamda, [Ey insanlar, uyanın! Ahmed Mekke’de zuhur etti] diye nida işitmiştim.
    Sonra da Mekke’ye gelince de, teyzem bana peygamber efendimiz [s.a.v] haber vermişti.
    Hazret-i Osman, çok cömert idi.
    İyilik yapmayı, muhtaç kimselerin ihtiyaçlarını görmeyi çok severdi.
    Güzel hallerinden dolayı, Peygamber efendimiz [s.a.v] kendisini çok severdi.
    Peygamber efendimiz,[s.a.v] Eshabının ileri gelenlerinden çoğunun birlikte olduğu toplantıda, sohbet buyururken:
    Herkes dostunun yanına varsın, buyurdu.
    Sen benim sevdiğimsin
    Herkes sevdiği arkadaşının yanına gitti.
    Peygamber efendimiz [s.a.v]de, Hazret-i Osman’ı yanına alıp buyurdu ki:
    Sen, dünyada vede ahırette benim sevdiğimsin.
    Hazret-i Aişe anlatır:
    peygamberh efendimiz,[s.a.v] bir gün dinleniyordu.
    Bu sırada [Hz Ebû Bekr] içeri girmek için izin istedi.
    İzin verilip içeri girdi.
    Peygamber Efendiz [s.a.v] hiç halini değiştirmedi.
    Sonra, [Hz Ömer] izin alıp içeri girdi.
    Yine halini değiştirmedi.
    Uzanmış vaziyette bulunmaktayke onlarla sohbet ettiler.
    Daha sonra, [Hz Osman] kapıya gelip içeri girmek için izin istedi.
    Peygamber efendimiz [s.a.v] oturdular.
    Hz. Osman]’ı bu şekilde kabul ettiler.
    Hepsi gittikten sonra sordum:
    Babam [Ebû Bekir] vede [Hz Ömer] içeri girdiklerinde hiç halinizi bozmadınız.
    Fakat [Hz Osman] içeri girince, oturdunuz.
    Bunun sebebi ne olabilir ?
    Meleklerin haya ettikleri bir kimseden ben nasıl haya etmem.
    İbni Mes’ud hazretleri anlatır:
    Bir gün gazada, Peygamber Efendimiz [s.a.v] ile birlikteydim.
    Yiyecek bitti, asker sıkıntı içerisindeydi.
    Resûl-i ekrem bu hale vakıf olunca buyurdu ki:
    Allah'u Teala size, güneş batmadan rızık gönderecektir.
    [Hz Osman] bu sözü işitince, [Resûl-i ekremin her sözü muhakkak doğru çıkar] diye düşünüp, yiyecek bulmaya çalıştı.
    Bu rızkın gelmesine sebep olmak ve Peygamberimiz [s.a.v] memnun etmek istiyordu.
    Bunlar nedir?
    Bir yerde 4 deve yükü yiyecek buldu.
    Bunu yüksek fiyatla satın alıp,Peygamber Efendimiz [s.a.v] huzuruna getirdi.
    Peygamber Efendimiz [s.a.v] [Hz Osman]’a sordu:
    [Yâ Osman!] Bunlar, nedir?
    Osman’dan Allah'u Tealanın Resulüne hediyedir.
    Seyyid-i Kâinatın buyurdukları, gecikmeden yerine gelince, müminler sevindiler, münafıklar mahzun oldular. Server-i âlem hazretleri mübarek ellerini açıp, şöyle duâ ettiler:
    [Yâ Rabbî!] Osman’a çok ecir ver.
    [Hz Osman] muhtaç olanlara bol bol yemek yedirirdi.
    Fakat kendisi evde sirke ve zeytinyağı yerdi.
    Yola giderken, devesinin arkasına kölesini de alırdı.
    Peygamber efendimiz [s.a.v] şöyle duâ buyurmuştur:
    [Yâ Rabbî]! Osman’ın geçmiş ve gelecek gizli, âşikâr bütün günahlarını affet.
    Müslümanlar, Medine’ye hicret ettikleri zaman, su sıkıntısı vardı.
    Rume kuyusundan başka içilecek su yoktu.
    Bu kuyu da bir Yahudiye ait idi.
    Yahudi, Müslümanları zor durumda bırakmak için, kuyudan her zaman su vermiyordu.
    Verdiği günlerde de çok yüksek fiyatla sattığı için herkes alamıyor, fakir Müslümanlar çok sıkıntı çekiyorlardı.
    Cenneti müjdeliyordu.
    Peygamber Efendimiz, [s.a.v] bu durumu gördükçe üzülüyordu.
    Kuyuyu satın alıp, Müslümanlara sebil edecek kimsenin, Cennette karşılığını kat kat alacağını müjdeliyor, açıkça Cenneti va’dediyorlardı. Bu müjdeyi işiten Hazret-i Osman, hemen Yahûdînin yanına varıp, pazarlığa başladı.
    Yahudi, Müslümanların mecburen bu kuyuyu satın alacaklarını bildiği için, ödenmesi mümkün olmayan bir fiyat istedi.
    Bu duruma [Hz. Osman] çok üzüldü.
    Fakat ne yapıp bu kuyuyu satın alarak Peygamber Efendimiz [s.a.v] memnun etmek istiyordu.
    Yahudiye dedi ki:
    Senin dediğin fiyatla bu kuyuyu ben satın alamam.
    Sana bir teklifim var.
    Gel seninle beraber ortaklaşa bu kuyuyu işletelim.
    Böylece kuyu elinden çıkmamış olur.
    Kuyunun yarı hissesini bana sat.
    Birgün sen, birgün ben kuyuyu işletelim.
    Yahudi, işin neticesinin nereye varacağını anlayamadı.
    Teklif çok hoşuna gitti.
    12 bin dirheme kuyunun yarı hissesini verdi.
    Kuyunun başında bir gün Yahudi, diğer gün [Hz. Osman] durup, su veriyorlardı.
    Yahuiî yine yüksek fiyatla suyu satıyor, [Hz. Osman] ise bedava olarak veriyordu.
    Müslümanlar, sıra [Hz.Osman]’a geldiği vakit, o günün ihtiyaçlarını aldıkları gibi, ertesi günün ihtiyaçlarını da doldurup gidiyorlardı.
    Dolayısıyla ertesi gün Yahudiye gelen olmuyordu.
    Yahudi oyuna geldiğini anladı.
    Fakat iş işten geçmişti.
    Sonra gelip, kuyunun diğer yarısını da aynı fiyatla[ Hz. Osman]’a satmak istedi.
    Fakat [Hz. Osman] kabul etmedi.
    Bir müddet sonra tekrar gelip, daha aşağı bir fiyat teklif etti. [Hz. Osman] yine kabul etmedi.
    Biliyordu ki, Yahudi mecburen bu kuyuyu satacaktı.
    Çünkü başka çaresi yoktu.
    Daha sonra Yahudinin ısrarına dayanamıyarak, ucuz bir fiyatla diğer yarısını da satın aldı.
    Böylece kuyunun tamamı Müslümanların ihtiyaçları için sebil edildi.
    Peygamber efendimiz,[s.a.v] bu habere çok sevinip [Hz.Osman]’a hayır duâ ettiler.
    Her adımına bir köle
    [Hz.Osman], her fırsatta, Peygamber efendimizi [s.a.v] memnun etmek, O’nun mübarek duâsına mazhar olmak için fırsat kollardı.
    Bir gün[Hz. Osman], Resûlullah [s.a.v] evine da’vet etti.
    Resûlullah [s.a.v] buyurdu ki:
    Yalnız beni mi da’vet ediyorsun?
    Eshâb-ı kirâm da da’vetlidir.
    Peygamber efendimiz [s.a.v] Bilâl-i Habeşî hazretlerini, bütün Eshâbına haber vermesi için yolladı. Kendisi de Hazret-i Ali ile, Hazret-i Osman’ın evine doğru yürümeye başladı.
    [Hz Osman] geriden, Peygamber efendimizin [s.a.v] adımlarını sayıyordu. Resûlullah bunu fark edip, sebebini sorduğunda, şu cevâbı verdi:
    Yâ Resûlallah! Her adımınıza bir köle azâd edeceğim.
    Da’vetten sonra da, saydığı adım kadar köle azâd etti.
    [Hz. Ömer[’den sonra üstünlük sırası, Hazret-i Osman-ı Zinnûreyn’e gelir. Bunun hilâfeti de ümmetin icmâ’ı ile sâbittir.
    Müslüman olduktan sonra, Peygamberimizin kızı Rukayye ile evlendi. Peygamberimizin kızları Rukayye ve Ümmü Gülsüm daha önce Ebû Leheb’in oğulları Utbe ve Uteybe ile nişanlanmışlardı. Peygamberimiz [s.a.v] insanları Müslüman olmaya da’vete başlayınca, Ebû Leheb düşmanlık etmeye başladı. Oğulları da düşmanlık edip, Resûlullahın kızlarını almaktan vazgeçtiler. Böylece Resûlullahı sıkıntıya düşürmek istediler.
    Osman'a verirdim .
    Bunun üzerine vahiy gelerek Rukayye [Hz Osman]’a nikâh edildi. Rukayye, Bedir savaşından sonra vefât edince, Peygamberimizin diğer kızı Ümmü Gülsüm de [Hz.Osman]’a nikâh edildi. Bu bakımdan ona, Peygamberimizin iki kızıyla evlenme ni’metine kavuşmuş olduğu için, iki nûr sahibi ma’nâsına [Zinnûreyn] denilmiştir.
    Resûlullah efendimiz[s.a.v] ona, birbiri ardınca, iki kızını vermiştir. İkinci kızı vefât edince;
    Bir kızım daha olsaydı, onu da Osman’a verirdim, buyurmuştur.
    İkinci kızını verdiğinde, Hazret-i Osman’ı gâyet medhetmişti. Düğünden sonra kızı dedi ki:
    Ey benim gözümün nûru babam! Hazret-i Osman’ı gâyet medheylediniz. Buyurduğunuz kadar değil.
    Bunun üzerine Resûlullah efendimiz kızına buyurdu ki:
    Ey benim kızım! Osman’dan gökteki melekler hayâ ederler. Ey canım kızım, Osman’a çok saygı göster. Çünkü, Eshâbım arasında, ahlâkı bana en çok benzeyen odur.
    Başka bir zaman da:
    Ben Allahu teâlânın huzûrunda, Osman’ın düşmanlarının hasmıyım, onlara karşıyım, buyurdu.

    Bir başka zaman da:
    Bütün peygamberler, hayatlarında bir kimse ile iftihâr etmiştir. Ben de Osman bin Affân ile iftihar ederim, buyurdu.