Oruç ibadeti ve ramazan ayının önemi

Konusu 'Oruç tutmak' forumundadır ve Lasey tarafından 1 Ocak 2019 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin


    Oruç ibadeti ve ramazan ayının önemi

    İslam dininin beş esasından birisi oruç ibadetidir. Oruç ibadeti, fert ve toplum hayatına birçok güzellikler kazandırır. İnsanların ahlaki gelişimine, nefis terbiyesine, ahiret kazancına yönelik hikmetleri içerisinde barındırır. Geçmiş ümmetlere de emredilen oruç ibadeti, hicretin 2. senesinde Müslümanlara şaban ayında farz kılınmıştı: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara suresi, 183. ayet.) Sevgili Peygamberimiz, ramazan orucu farz kılınmadan önce Muharrem ayında aşure orucu tutar, sahabilere de bu orucu tutmalarını emrederdi. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra aşure orucunu tutmayı insanların isteğine bırakmıştır. Resul-i Ekrem, insanlara ebedî bir hazineyi kazandırma fırsatı sunan ramazan ayına kavuşmak için “Allah’ım! Recep ve şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi ramazan ayına ulaştır!” (Taberânî, Mu’cemu’l Evsat, C 4, s. 189) diyerek dua ederdi. Bu rahmet ayının gelişini sevinç ile karşılardı. Hilali gördüğü zaman tekbir getirerek Rabbine hamd eder, Allah’tan (c.c.) bu ayın hayrını dilerdi. İnsanlara bu ayın faziletlerini şöyle anlatırdı; “Ramazan ayı size bereketiyle geldi. Allah o ayda sizi zengin kılar. Bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, o ayda duaları kabul eder...”(Heysemi, Mecma’uz-Zevaid, C 3, s. 344.) sözleriyle ashabını müjdelerdi. Kur’an-ı Kerim ilk olarak: “(O sayılı günler) ramazan ayıdır ki, Kur’an onda indirilmiştir...” (Bakara suresi, 185. ayet.) ayetinde ifade edildiği üzere ramazan ayında indirilmeye başlanmıştı. Bundan dolayıdır ki ramazan ayı Kur’an ayıdır. Peygamber Efendimiz, Allah’ın (c.c.) en büyük lütfu ve iltifatı olan Kur’an’ın gelişini şükür ve sevinç ile karşılamak için ramazan günlerinde Kur’an ile daha ziyade meşgul olurdu. Cebrail (a.s.) ramazan ayında Resul-i Ekrem’e gelir ve o zamana kadar nazil olan ayetleri mukabele (karşılıklı okuma) suretinde okurlardı. Müslümanlar, Sevgili Peygamberimizin bu sünnetini, günümüzde de devam ettirmektedir. Her yıl ramazan ayında milyonlarca Müslüman mescitlerde bir araya gelip mukabele suretinde Kur’an okuyarak, namaz kılarak âdeta yeryüzünü büyük bir mescit hükmüne getirmiş olurlar. Allah Resulü, ahiret kazancı için ebedi, kârlı bir ticaret mevsimi olan ramazan ayında insanlara iyilik ve ibadetlerini arttırmalarını tavsiye ederdi. Ashabını ramazan gecelerini ibadetle değerlendirmeye teşvik ederdi. Özellikle ramazan ayının son on gününe daha da önem verirdi. Bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesini, ibadet ile geçirebilmek için daha fazla gayret gösterirdi. Ramazan ayının son on gününü itikâf ile geçirir, son on günün gecelerinde -Kadir Gecesi olma ihtimalinden dolayı- ailesi ile birlikte ibadet ederek geçirirdi.

    Oruç, yalnız yeme ve içmeyi terk etmekten ibaret bir ibadet değildir. Oruç; mideyle beraber göz, kulak, dil gibi duyuları ve kalp, hayal, fikir gibi bütün duyguları da ilgilendiren bir ibadettir. İnsan, bu duyu ve duygularını oruç sayesinde haramlardan ve boş işlerden uzak tu tar. Kur’an-ı Kerim’de orucun insanın ahlaki gelişimini ve nefis terbiyesini sağlayan bir ibadet olduğu vurgulanmıştır. Allah Resulü’nün (s.a.v.) orucu sadece belli bir süre aç kalmaktan ibaret değildi. O, bütün duyu ve duyguları ile oruç tutardı. “Yalanı ve cehaleti bırakmayanın (oruç için) yemeyi içmeyi terk etmesine gerek yoktur.” (İbn Mâce, Sıyam, 21.) diyerek Allah’ın (c.c.) razı olacağı orucun, kişinin dilini yalandan, gıybetten ve kötü sözlerden sakındırmakla mümkün olacağını bildiriyordu.

    Allah (c.c.) zengin-fakir bütün Müslümanlara oruç tutmalarını emretmekle zenginlere açlığın ne kadar zor bir durum olduğunu hissettirir. Bu şekilde varlıklı insanlar, bazen günlerce açlık çeken fakirlerin bu sıkıntılı hallerini yaşayarak anlarlar. Şefkat ve merhametle onlara yardım etmenin vicdani, insani ve İslami bir vazife olduğunu hissederler. Sevgili Peygamberimiz, iftar sofralarını başkaları ile paylaşmayı teşvik ederek şöyle buyurdu: “Bir oruçluya iftar veren, iftar eden kişinin sevabı kadar sevap elde eder. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm, 82.) Allah Resulü, ramazan ayında Fıtır sadakası vererek Müslümanlara da bu sadakayı vermelerini emrederdi. İnsanların en cömerdi olan Peygamberimiz, en çok ramazan ayında insanlara yardımda bulunurdu. Ramazan ayı, insanlar arasındaki sevginin ve yardımlaşmanın pekişmesine katkı sağlamıştır. Resul-i Ekrem “Sahura kalkın. Çünkü sahurda bereket vardır.” (Müslim, Sıyam, 9.) buyurarak, Müslümanlara sahur yemeğini tavsiye ederdi. İftarını akşam namazını kılmadan önce, birkaç tane yaş hurmayla, yaş hurma bulamadığı zaman kuru hurmayla, o da yoksa birkaç yudum suyla açardı. Orucunu açtığı zaman “Ey Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttum. Senin rızanla orucumu açtım.” (Ebu Dâvud, Savm, 22.) der ve iftarda dua etmeyi teşvik ederdi. Oruç sayesinde, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki mülkün sahibi kendisi değildir. Sahip olduğu her şeyi ona Yüce Allah vermiştir. Hatta su içmek gibi en kolay ve en rahat şeyi bile Allah’ın (c.c.) izni olmadan yapamayacağını anlar. Allah Resulü, ramazan orucu dışında yılın belirli dönemlerinde nafile oruçlar tutar ve ashabını da oruç tutmaya teşvik ederdi. Bazen pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirirdi. Her ayın ortasına denk gelen günlerde, Muharrem ayının 9-10. veya 10-11. günlerinde, şevval ayında altı gün oruç tuttuğu olurdu. Recep ve şaban aylarında da oruç tutardı. Bununla beraber Allah Resulü ramazan ayı dışında hiçbir ayın tamamını oruçlu olarak geçirmezdi.