Muallim Peygamber Allah Rasulü (sallallahu aleyhi vesellem)'in, hadis-i şerifleri yazmasına izin verdiği güzide sahabilerden Abdullah b. Amr b. as (r. anh) anlatıyor: “Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir gün odalarından birinden çıkıp mescide girdi. Mescidde halka şeklinde oturan iki cemaat vardı. Bir grup Kur’an-ı Kerim okuyor ve Cenab-ı Allah’a dua ediyor, diğer topluluk ise ilimle meşguldü. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) : – Bunların her biri hayır üzeredir fakat biri daha faziletlidir. Şunlar Kur’an okuyor ve Cenab-ı Allah’a dua ediyorlar. Eğer Allah Azze ve celle dilerse onlara isteklerini verir. Bunlar da ilim öğreniyorlar ve öğretiyorlar ben de muallim/öğretici olarak gönderildim, buyurdu ve Resuli Ekrem Efendimiz (s.a.v) ilimle meşgul olanların yanına oturdu. (İbn Mace, Sünnet, 17; Darimi, Mukaddime, 32) Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) her iki grubun da hayır üzere olduğunu söylediği halde, niçin ilim öğrenen ve öğreten sahabileri tercih ederek onların yanına oturmuştur? Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e, Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) hayatına ve hadis-i şeriflerine baktığımızda bu sorunun cevabını bulmamız zor değil. Farz olan ilim İlmi her şeyi kuşatan Allah Azze ve celle, Kur’an-ı Kerim’de "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 9) buyurmuştur. "Şayet bilmiyorsanız zikir ehline (Kur’an-ı Kerim'i bilip anlayana, ilim ehline) sorun" (Enbiya, 7; Nahl, 43) buyurarak bilmediklerimizi Kur'an-ı Kerim'i ve hikmeti iyi bilen zikir ehline, alimlere sormamızı emretmiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), "(Kendisine gerekenleri bilip yapacak kadar) ilim talep etmek her Müslümana farzdır" (İbn Mace, Sünnet, 17) buyurmuştur. "Ya alim ya ilim talebesi ya ilmi dinleyen veya onu sevenlerden ol; sakın beşincisi olma helak olursun." diye uyarmıştır. (Bezzar, Müsned, 9/94; Darimi, Mukaddime, 26)