Nükleer Enerji Hakkında Makaleler Türkiye nükleer enerji konusunu değerlendiriyor Parlamentonun, nükleer enerji sektörüne ilişkin yasal çerçeveyi belirleyen önemli bir kanunu onaylamasının ardından, Türkiye, ülkenin ilk nükleer enerji santralinin inşa edilmesine yönelik planlarını yoğunlaştırıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, nükleer enerjinin, enerji talebinin karşılanması açısından büyük önem taşıdığını düşünüyor. Fakat muhalefet partileri ve çevreci gruplar, bunun yanlış yönde bir hareket olduğunu söylüyor. Hükümet başlangıç olarak Karadeniz’in Sinop limanında 1800 mw gücünde bir nükleer enerji santrali kurmayı planlıyor. Söz konusu tesis, 2014 yılında faaliyete geçecek. Bir dönem toplam kapasitesi 5000 mw olan üç nükleer santral kurulması düşünülüyordu, daha sonra bu planlar ertelendi. Türkiye, yeterli düzeyde yerel enerji kaynağına sahip değil, fakat büyüyen ekonomi, ülkeyi önemli bir enerji tüketicisi haline getirdi. Ülke, Rusya ve İran’dan gelen doğalgaza büyük ölçüde bağımlı durumda. 2006 yılında Türkiye, Rusya’dan 850 milyar metreküp doğalgaz doğalgaz ithal edeceğine dair bir anlaşma imzaladı, ki bu rakam, ülkenin doğalgaz ithalatının yüzde 67’sine denk geliyor. Yeni onaylanan kanun kapsamında nükleer enerji santrallerinin inşaatına ilişkin ihaleleri yürütme ve sonuçlandırma yetkisi verilen Türkiye Enerji Bakanlığının, yakın zamanda ilgili koşulları belirleyip önümüzdeki aylarda da ihale duyurusunda bulunması bekleniyor. ABD merkezli General Electric şirketi, Türkiye’nin nükleer enerji programına dahil olmak istediğini şimdiden belirtiyor. Şirket, tüm koşulları yerine getirme kapasitesine sahip olduklarını söylüyor, fakat kamuoyunda görülen ciddi muhalefet düşünülürse halkın bu konuda desteğinin alınması gerektiğinin ve nükleer enerji sektöründeki mühendislik becerilerinin yeterli olmadığının da altını çiziyor. Türkiye GNEP’ye katılmayı düşünüyor Geçtiğimiz ay İstanbul’da ABD’li meslektaşı Samuel W. Bodman ile bir araya gelen Enerji Bakanı Hilmi Güler, Türkiye’nin ilk nükleer enerji tesislerinin geliştirilmesi aşamasında ABD ile yakın işbirliği içinde olunacağına dair ipucu verdi. İki bakan, — Avrupa’nın Rusya kaynaklı olmayan ilk doğalgaz boru hattı olan — Türkiye-Yunanistan doğalgaz boru hattının 18 Kasım’daki açılış töreninden önce ikili bir görüşme yaptı. Bodman Türkiye’ye, nükleer enerjinin dünya genelinde barışçıl amaçlar doğrultusunda ve güvenli bir şekilde kullanımının yaygınlaştırılmasını amaçlayan, ABD destekli uluslararası bir sistem olan Küresel Nükleer Enerji Ortaklığına (GNEP) katılım çağrısında bulundu. photoBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümet, artan enerji talebini karşılamanın yollarını arıyor. [Getty Images] GNEP, hassas nükleer teknolojilerin yaygınlaşması karşısında, uygulanabilir ve ekonomik bir alternatif çözüm sunacak, güvenilir yakıt servisleri oluşturulmasını hedefliyor. Ortaklık çerçevesinde, harcanan nükleer yakıtların yeniden kazanılması ve atıkların azaltılarak bunların kullanılmayan enerjilerinden faydalanılması için yakıt kazanımı ile ilgili mevcut en iyi yaklaşımların kullanılması amaçlanıyor. Türkiye, Viyana’da yapılan ikinci GNEP bakanlar toplantısına gözlemci olarak katıldı ve Güler, gazetecilere verdiği demeçte hükümetinin ortaklığa katılmayı düşünüdğünü söyledi. Nükleer karşıtı gruplar alternatif çözümler istiyor Kısa bir süre önce İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde toplanan Türk çevreci gruplar, yeni nükleer enerji yasasını protesto ederek, hükümetin konuya ilişkin planlarına karşı birlik oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Orhan Kural, “Türkiye’de bugüne kadar bir nükleer enerji santrali kurulmadığı için şanslı hissediyorum. Sismik olarak faal bir bölgede bulunan Türkiye, nükleer santral inşaatı açısından riskli bir yer”, dedi. Kural ayrıca, “Öte yandan yeterli düzeyde uranyum kaynağımız da yok; demek ki nükleer enerji, beraberinde başka bir enerji bağımlılığını da getirecek”, dedi. Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Çetin Soysal da göstericilere katıldı ve Türkiye’nin nükleer enerjiye değil, maliyeti daha düşük ve istihdam fırsatı daha fazla olan alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi gerektiğini savundu. Türkiye son 30 yılda nükleer bir programı hayata geçirmek için pek çok girişimde bulundu, fakat tüm bu girişimler, çevreci ve nükleer karşıtı grupların muhalefeti, yeterli finansmanın sağlanamaması ve yasal sorunlar gibi sebeplerden dolayı sonuçsuz kaldı. Fakat Türkiye’de siyasi koşullar değişiyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin seçimlerden ikinci kez galip çıkmasıyla birlikte, hükümet yıllardır en istikrarlı dönemini yaşıyor ve Erdoğan yönetimi, gündemindeki konuları hayata geçirmek için güçlü bir konumda bulunuyor. Öte yandan dünya genelinde ülkelerin gelecekte enerji talebini karşılamayı garanti altına almak için çabaladığı şu dönemde, enerji ile ilgili meseleler de aciliyet kazanmaya başlıyor. Hükümetin başlattığı girişimin, önceki hükümetlerin başarısız olduğu noktalarda başarıyı yakalayıp yakalayamayacağını zaman gösterecek. Yine de fırsatlar kapısı açık görünüyor. Nükleer Enerji ve Türkiye – Mete YÜKSEL Nükleer güç kavramını duyduğumuz zaman gözümüzün önüne farklı imgeler gelebilir. Betondan yapılmış uzun soğutucu kuleler bunların başında sayılabilir. Bazı insanlar bu enerjiyi düşük maliyetli , fosil yakıtlara alternatif olduğu ve düşük emisyon oranlarına sahip olduğu için takdir ederken bazıları da Three Mile Island ve Çernobil kazalarından dolayı nükleer enerjinin olumsuz yönlerini ön plana çıkartmaktadır. 20 Aralık 1951”de ilk defa ABD “de nükleer enerjiden faydalanılmıştır. Ancak bu , sadece birkaç küçük ampülü yakabilecek kadar büyüklükte bir enerjiyi açığa çıkarmıştır. Daha sonra 1954 yılında İlk defa Rusya”da ticari amaçla elektrik enerjisi üreten APS-1 nükleer santrali devreye sokulmuştur. Bunu 1956 yılında İngiltere”nin devreye soktuğu santral izlemiştir.2010 ititbariyle dünya üzerinde 30 ülkede 437 nükleer güç ünitesi faaliyet göstermektedir.Bunlar , dünya elektrik ihtiyacının %15 “ini tek başına karşılamaktadır. Nükleer enerjiye bağlılık ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Mesela Fransa “ da ülke elektriğinin %77 “si nükleer enerjiden gelmektedir. Litvanya bu sıralamada %65 “ lik oranla ikinci gelirken , ABD sahip olduğu 104 nükleer güç ünitesi ile tüm ülke ihtiyacının ancak %20 “sini karşılayabilmektedir. Nükleer kelimesinin çağrıştırdığı bütün kozmik enerjinin aksine , atom enerjisine bağlı olan nükleer güç üniteleri , kömür yakan santrallerden çok da farklı değildir. Kaynamış sudan çıkan basınçlı buhar , türbinleri harekete geçirmektedir. Burada temel fark , nükleer santrallerin suyu ısıtma yönteminin farklı olmasıdır. Eski santraller fosil yakıtları kullanırken , nükleer üniteler bir atomun ikiye ayrılması durumu olan nükleer fizyondan açığa çıkan ısıya ihtiyaç duymaktadır. İsveç”te 1980”de yapılan referandum neticesinde ülkedeki tüm nükleer santralların 2010 yılında devreden çıkartılmalarına karar verilmiştir.Ancak bu karar şarta bağlanmıştır. Bu kararın uygulanması için ülkede işsizliğe ve pahalılığa sebep olmaması gerekmektedir. Nitekim karardan sonra İsveç”te Nükleer Santral devreden çıkartılmamıştır.İtalya ve Avusturya”da yapılan referandumlarda nükleer santral programları askıya alınmıştır. Ancak İtalya bu durumun ekonomiye verdiği zararı dikkate alarak 2010 yılında 4000 MWe”lik nükleer santralı işletmeye almayı planlamıştır. Ukrayna”da Çernobil Nükleer Santralı 4.ünitesinde meydana gelen kazadan sonra nükleer santralların kapatılması gündemde kalmış ancak bundan dolayı hiçbir ülkede nükleer santral kapatılmamıştır. Çernobil”in bir ünitesi ise halen çalışmaktadır. Japonya, G. Kore, Rusya, Çin ve Fransa”da nükleer santral adedini artırıcı programlar yapmışlar ve bunları uygulamaya koymuşlardır. Düşük karbondioksit emisyonu ve %2 ekonomik büyüme esaslarına göre yapılan projeksiyonlara göre 2100 yılında nükleer kapasite mevcut kurulu gücün 10 katına, dünya elektrik üretimi payı da %17”den %46”ya çıkacağı hesaplanmıştır. Üst sınır tahmininde 2015 yılında dünyadaki nükleer santral gücü 473000 MWe kadar yükselmektedir.1993-2002 yılları arasında dünya enerji tüketimine gelebilecek ilave kapasitenin % 13 “ ü nükleer santrallardan sağlanmıştır. Diğer bir ifade ile nükleer santral kurulmasının terk edilmesi bir yana mevcut kapasite toplam enerji tüketiminin % 13 lük kısmını karşılayacak şekilde arttırılacaktır. Mevcut trendin devam etmesi halinde 2002 yılından sonrada yine nükleer enerji santrallarının inşasının devam edeceği söylenebilir.