Müslüman Kişinin Zamanı Değerlidir

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve saadet tarafından 29 Mart 2017 başlatılmıştır.

  1. saadet

    saadet Moderatör

    Müslüman boş ve lüzumsuz işlerden uzak durup, hem kendine hem de topluma faydası olan hayır işleri ile meşgul olmalıdır. Bu onun helal çalışıp kazandığı maişeti, ailesine vakit ayırması ve daha birçok örnek olabilir…

    Zira Cenâb-ı Hak, «felâha kavuşan» mü’minlerin bir vasfını da şöyle beyan buyurmaktadır:

    “Onlar boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3)

    Bir başka âyet-i kerîmede de, Cenâb-ı Hak, hâlis kullarını aynı hakikatten bahisle şöyle vasıflandırıyor:

    “…Boş söz ve işlere rastladıklarında vakarla oradan geçip giderler.” (el-Furkān, 72)

    Devrimizde kıymetli ömürler, televizyonun ve cep telefonlarına kadar inen internetin karşısında hebâ olmaktadır. Bu programların zararları, rûha saçtığı zehirler bir tarafa; seyredilen programlar zararsız bile addedilse, en büyük zarar olan vakit israfıdır.

    Hazret-i Mevlânâ, anlattığı uzun bir hikâyede bir çalgıcının nedâmetini şu ifadelerle dile getirir:

    “Ey ihsan ve vefâ sahibi Allâh’ım, cefâlarla ve suçlarla geçen ömrüme, sen acı.

    Allah bana öyle bir ömür lutfetti ki; o ömrün bir gününün bile kıymetini kimse bilemez, ona değer biçemez.

    Ben ise hayatımı, kıymetli ömrümü boş yere harcadım. Bana verilen sayılı nefeslerimin hepsini de tiz ve pes seslerle tükettim, gitti.

    Ben nağmelerle uğraşırken, ırak perdesini düşünürken, firak zamanını düşünemez oldum; yani dünyadan ayrılacağım zamanın acılığı hatırımdan çıktı gitti.

    Yazıklar olsun ki dâimâ boş çalgılarla meşgul oluşumdan dolayı, gönlümde bulunması gereken mânevî nağmeler hebâ oldu; gönlümse öldü.

    Eyvahlar olsun ki, şu yirmi dört perdenin sesi ile ömür kervanı geçti gitti. Gün bitti, akşam oldu.”

    Asr Sûresi’nde ifade edildiği üzere, ömrü hüsrandan ve israftan kurtaracak en mühim vazifelerimiz îman ve sâlih amellerdir. Ancak bu ibâdetlerin de gölgelerine değil asıllarına talip olunmalıdır.

    Çünkü Rabbimiz; ibâdetleri ruh ve beden âhengiyle, ihlâs, takvâ ve huşû içinde edâ etmemizi emretmektedir. Bu sebeple en mühim nokta, ibâdette israfa düşmememiz yani ibâdette kıvam bulmamızdır.