Muska takmanın hükmü nedir

Konusu 'Dini Sorular Ve Cevapları' forumundadır ve Beyza tarafından 22 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Beyza

    Beyza Moderatör

    Halk arasında Muska denilen nesne, asıl itibariyle nüsha demektir. Bu kavram, yazılı şey manasına gelen Arapça ‘nüsha’ kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Bazı alimlerse Muska kavramının “Vuska (teminat / güvence)” kelimesinin değiştirilmiş şekli olduğunu ifade etmişlerdir.

    Buna Kuzey Afrika'da ‘hurz’, Doğu Arabistan'da ‘hamaya’, ‘hafiz’ yahut ‘maaza’, ülkemizde de ‘muska’, ‘nusha’ veya ‘hamail’ denir. Hadis ve fıkıh kitaplarında ise, ‘rukye’ olarak geçmektedir.

    Muska, Allah’ın izniyle bazı hastalık ve afetlerden koruduğuna ya da bunları giderdiğine inanılarak üstte taşınan veya suda eritilerek içilen yahut yakılıp tütsülenen yazılı kağıdı ifade eder. Tabii bunu üzerinde bulunduracak kişi, su geçirmedik 7 katlı (naylon-plastik-muşamba gibi) bir şeye sarılı olarak taşıması icap eder. Aksi takdirde tuvalet ve banyo gibi yerelere girerken üzerinden çıkartması gerekir.

    Rukye ile muska kelimelerinin ilk dönemlerden bu yana müteradif lafızlar olarak birbiri yerine kullanıldığını görüyoruz. Bu karışıklığa, kullanım alanlarındaki bazı benzerlikler sebep olmuştur.

    Esasen Rukye, hastalıkların tedavisi ve çeşitli zararlılardan korunma maksadıyla okunan duadır.

    Muska ise yukarıdaki tarifte görüleceği üzere insanların, boyun, koltuk altı vs. yerlerine taktıkları, çeşitli şekillerde hazırlanmış nesnelerdir.

    Hz. aişe, Abdullah ibni Amr (r.anhuma), Said ibn el-Müseyyib, İbn Sirin, Ata, Ebu Ca’fer et-Tahavi, Malik, Ahmed ibni Hanbel, İbn Abdilberr, Beyhaki, Kurtubi, İbn Hacer (rahmetullahi aleyhim ecmain) hazeratı gibi alimler muska takmaya, hastalık veya isabet sonrasında cevaz vermişlerdir. [Yeşil, Muhammed, Hulusi, Rukye Konusunu İşleyen Rivayetlerin Tesbiti ve Değerlendirilmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, S. 32, Selçuk Üniversitesi, 2007]

    Bu görüşe sahip olanların delillerini şöyle sıralayabiliriz:

    1. “Kim bir şey takınırsa ona havale edilir” [Tirmizi, Sünen, Tıbb, 24] hadis-i şerifi. Bu hadise göre şirk ihtiva eden temimeler takanlar, taktıkları şeye havale edilirken, Kur’an’ın yazılı olduğu temimeleri takanlar Allah Teala’nın muhafazasına sığınmış olurlar.

    2. Hz. aişe’nin (r.anha) temimenin tarifini yaptığı rivayet: “Temime musibetten sonra takılanları değil, önce takılanları ifade etmektedir.” Hakim en-Nisaburi, hadisin mevkuf olarak görülmesinin yanlış olduğu; Hz. aişe’nin (r.anha) bu sözü kendi re’yine göre değil Rasulullah’tan (s.a.v.) mülhemen söylediği görüşünü öne sürmektedir. [Yeşil, M. H., a.g.e., s. 32]

    Yani hasta olan bir insanın dua etmesi ve okuması caiz olduğu gibi, salih kimselere bunu yaptırmak, yazdırmak ve üzerinde taşımak da caizdir. Gene Hz. aişe’den (r.anha) şöyle rivayet edilmiştir: Nebi sallallahu aleyhi vesellem hasta olan akrabalarının üzerine okuyarak sağ eliyle onları sıvazlar ve şöyle derdi: "Ey Allah'ım, ey insanların Rabb'ı, şu hastalığı götür, şifa ver, şifa veren Sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Hastalığı ortadan kaldıracak bir şifa ver." [İbn Mace, Sünen, Tıbb, 35-36]

    Bu ve benzeri rivayetlere göre, okuma ve yazma sureti ile tedavi caizdir.

    3. Sahabe-i kiram’dan Abdullah ibn Amr (r.anhuma) Rasulullah Efendimizin (s.a.v.) öğrettiği bir duayı, büyüklere öğretir okumalarını tenbih ederdi; temyiz çağına gelmeyen çocukları için de yazıp onların boynuna asardı. O dua şudur:

    “Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.”

    4. alimler, “Rukyeler, temimeler ve tiveleler şirktir” [Müslim, Sahih, İman, 371; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4, 436] hadisinden yola çıkarak, ‘belli şartları taşıyan rukyeler nasıl caiz ise, temimeler de öyledir’ diye bir kıyas yapmışlardır.

    Temime; bir sebep, vesile olarak görülmeyip, doğrudan tesir edeceğine ve bir zararı def edeceğine inanılarak yapıldığı için, dinen şirk (Allah Teala’ya ortak koşmak) sayılan, manası bilinmeyen ve küfre (imanın gitmesine) sebeb olan şeyleri okumaktır. Şirinlik yani muhabbet muskası denilen rukyelere de Tivele denmektedir.

    İmam el-Mervezi (rh.) anlatıyor: Ebu Abdullah’a benim Hummaya yakalandığım haberi ulaşmıştı. Benim için, hummaya karşı bir kağıda şunları yazdı:

    “Bismillahirrahmanirrahim, Bismillah ve billah. Muhammedün Rasulullah. ‘Dedik ki: Ey Ateş! İbrahim üzerine serinlik, güllük-gülistanlık ol. Ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları hüsrana uğrayanlardan kıldık. [Enbiya suresi, 69-70] Ey Allah’ım! Cebrail’in, Mikail’in, İsrafil’in Rabbi! Bu muskanın sahibine gücün, kudretin ve azametinle şifa ver. Ey Hak olan İlah! amin.”

    İbn Hibban (rh.) diyor ki: Ebu Cafer Muhammed b. Ali’ye muska asmanın hükmünü sordum. O şöyle dedi:

    “Eğer Allah’ın Kitabı’ndan ya da Rasulullah’ın (s.a.v.) sözünden ise, onu as ve gücün yettiğince onunla şifa iste.” Ben ona:

    “İki gün ara ile tutan humma için yazıyorum” dedim. O:

    “Tamam” dedi.

    İmam Ahmed b. Hanbel (rh.), Hz. aişe (r.anha) ve diğer bazı sahabilerin bu mevzuda katı davranmadıklarını zikretmiştir.

    Ravi şöyle der: Bu mevzuda Ahmed b. Hanbel katı değildir. İmam Ahmed: “İbn Mes’ud bundan hiç mi hiç hoşlanmaz, kerih görürdü.” demiştir. Bununla beraber İmam Ahmed, kendisine musibet geldikten sonra muska asılması hakkında sual ettiklerinde, “Bunda bir beis olmayacağını umuyorum” dedi.

    el-Hallal, Abdullah b. Ahmed’den: ‘Babamı (İbn Hanbel’i) musibet sonrasında, gerek korku, gerek humma için muska yazarken gördüm.’ dediğini nakletmiştir. [İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, c.5, s. 75-79, İklim Yayınları, İstanbul,1988]

    Hasılı, şurası bir hakikat ki, eğer muska Kitap ve Sünnette bildirilen şeylerle veya sahabelerden yapılan rivayetlerle yahut evliyaullah’ın virdlerinden dualarla hazırlanmışsa buna ruhsat vardır. Nitekim Abdullah bin Amr bin el-As’tan (r.anhuma) rivayet edilen hasen bir hadiste Hz. Abdullah’ın şu hadisi yazdığı nakledilmiştir:

    “Bütün şeytanların, zehirli haşeratın ve her isabet eden gözün şerrinden Allah’ın mükemmel sözlerine sığınırım” [Buhari, Sahih, Kitabü’l- Enbiya, Bab: 10]

    Abdullah b. Amr b. el-as (r.anhum) diyor ki; “Ben bunu oğullarımdan anlayabilenlere öğretiyordum, anlayamayanlara ise bir levhaya yazıyor ve boyunlarına asıyordum.” [Bkz. Ebu Davud, Sünen, Tıbb, H. no: 3893]

    Görüldüğü gibi iyi niyetle ve usulüne uygun, düzgünce yapılan muska sağlam rivayetlere dayanmaktadır. Dolayısiyle kimsenin buna itiraz etme hakkı yoktur.

    Bir muskayı açtığınızda içindekileri iki farklı şekilde bulabilirsiniz.

    Birincisi; ekseriyetle içerisinde ya ‘Allah’ ism-i celali veya ‘Rahman, Rahim vs. Esma-i Hüsna yahut ayetü’l-Kürsi, İhlas, Nas, Felak sureleri, nazar duası… gibi ayetler, hadislerde nakledilen dualar, evliyaullahın evrad-ı şerifelerinden ibareler, kısacası dinen meşru ve makbul ifadeler vardır.

    İkincisinde ise; bid’at ehlinin, hokkabazların-şarlatanların yaptığı ve Müslümanlarla adeta alay ettiği şeyler mevcuttur. Bir takım İbrani ve Süryani isimler, karışık şekiller, karalamalar vardır. Efsanevi kişilerin adları-ünvanları, anlaşılmaz güya tılsımlı sözler, semboller, yıldızlar, rakamlar, rumuz ve işaretler, insan ve hayvan resimleri ile garip harf şekilleri de yazılıp çizilmiştir. Binaenaleyh sure, ayet, hadis ve duaların yazıldığı muskalar sahih; diğerleri ise, batıl inanç ve hurafelere aittir.Ve bu işlerle meşgul olan şarlatanlar, bunların karşılığında da hatırı sayılır paralar almaktadırlar!

    Kısacası birçok muskayı açtığımızda içerisindeki şeylerin bid’at ve dalalet erbabı, heva-yu heves ehli tarafından uydurulan şeyler olduğunu görürüz. Bazılarındaysa el veya göz resimleri çizilidir. Velhasıl tam bir istismar vesilesi olan bir alan… Bunlara kanmamak, tuzaklarına kapılmamak, böyle bir şeye ihtiyacımız varsa şayet, bunu da İslami usule-sünnete uygun tarzda yapmak lazım! Bilinen-bildirilen umumi tavsiye ve reçetelerden şaşmamak gerek.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Nisan 2016
  2. Beyza

    Beyza Moderatör