Biyografi Mimar Sinan Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Konusu 'İslam büyüklerinin hayatları' forumundadır ve Lasey tarafından 30 Ekim 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Mimar Sinan Kimdir ?

    Günümüz araştırmacıları, Mimar Sinan'ın hayatını; baba ocağında geçen gençlik yılları, devşirmelik, acemi oğlanlığı-yeniçerilik ve baş mimarlık (Hassa mimarbaşılığı) olmak üzere dörde ayırırlar. Hayatına dair en önemli kaynaklar, yaşadığı dönemde yazılan -veya bizzat kendisinin yazdırdığı- Sâi Mustafa Çelebi'nin Tezkiretü'l-Ebniye ve Tezkiretü'l-Bünyan adlı eserleridir.

    Sinan'ın doğum tarihi muhtemelen 29 Mayıs 1490'dır. Kayseri'ye bağlı Gesi'nin Ağırnas köyünde dünyaya gelmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnâme'sinde ondan: "Abdulmennan oğlu Koca Sinan" diye bahsetmiştir. Bu durum günümüz araştırmacılarının bazılarını, onun gayrimüslim bir devşirme olduğu görüşüne sevk etmiştir.

    Ömrünün 22 yılını doğduğu muhitte geçiren geleceğin büyük mimarı, şüphesiz bu yıllarda boş durmamış, bugün hâlâ taş işçiliğinin ustalıkla yapıldığı Kayseri'de mesleğinin ilk çalışmalarını yapmıştır. Şeceresi ne olursa olsun, Koca Sinan, eserlerinde Müslüman Türk'ün karakterini yansıtır. Mimar Sinan'ın ömrünün ikinci devresi Yavuz Selim Han'ın tahta çıkışına rastlar. 1512 yılından sonra Kayseri sancağından İstanbul'a getirilen devşirmeler arasında olan Sinan için Tezkiretü'l Ebniye adlı eserde şöyle denmektedir: "Sultan Bayezid Han Oğlu Sultan Selim Han'ın saltanat zamanlarında devşirme gelip, İslâm'ın imanı ve âyan hizmetiyle müşerref oldu."1

    Yavuz Selim Han, Mısır Memluklarıyla hesaplaşmak için güneye büyük bir ordu hazırlamıştı. Bu orduda yer alan Sinan; Konya, Sivas ve Erzurum'da Selçuklu eserlerini; Tebriz'de İran mimarisini; Halep, Filistin, Şam, Kudüs ve Kahire'de de İslâm medeniyetinin mimarisini incelemiştir. Yarım asır sonra vücuda getireceği sentezin ilk malzemelerini buralardan toplamıştır.

    Tarihçi Yılmaz Öztuna'nın Tezküretü'l-Bünyan sadeleştirmesinde Sinan şunları söyler: "Ben Kayseri sancağından devşirilen ilk acemi oğlanlarındanım. Asker ocağına girdikten sonra, önce marangozluğa merak ettim. İyi ustalar elinde yetiştim. Yükselmek ve kendimi göstermek için fırsat gözlüyordum. Bilhassa ülkeler gezip görgümü artırmak istiyordum. Bu fırsat çıktı. Sultan Selim Han'ın ordusunda Acem ve Arap diyarlarını baştanbaşa gezdim. Mimarlığı, hendeseyi (geometri) öğrendim. Gördüğüm her binadan, her harabeden ibretle ders aldım. İstanbul'a döndüm. Devlet adamlarının hizmetinde bulundum. Yeniçeri zabiti olarak kapıya çıktım."2 Sinan kendini, bir ayağı dülgerliğe saplanmış, diğer ayağıyla memleketler üzerinde daireler çizen pergele benzetmektedir. Bundan da anlaşılıyor ki, o kopyacı değil, harabelerden bile ibret alan bir gözlemci ve gayretli bir talebedir. Omuzlayacağı yüke mükemmel hazırlanıyor ve sürekli daireler çiziyordu.

    Sinan'ın hayatında üçüncü devre, yeniçerilik yıllarıdır. 1520 yılında imparatorluğun başında nöbet değişimi olmuş, Yavuz Selim Han'ın ölümüyle tahta, Kanunî Sultan Süleyman çıkmıştır. Sinan, Kanunî'nin 13 seferinin tamamına yakınına iştirak etmiş, birçok tecrübeler kazanmış, bilhassa Avrupa mimarisini tanımıştır. Rodos, Belgrad, Almanya ve Bağdat seferlerinde bugünkü mânâda istihkâm subayı olan Sinan, Osmanlı ordusunun öncü kuvvetlerinde bulunarak yollar, köprüler yapmış, mevcutları tamir etmiştir.

    Osmanlı'nın fetih mefkûresi, Allah adını yüceltme yolunda bir imar hareketini de lüzumlu görüyordu. Bunun için fethedilen topraklarda ahaliyi İslâm'a ve yeni yönetime ısındırmak için bu anlayışa uygun bayındırlık faaliyetlerine girişilmiştir. Yeniçeri Sinan, bu çalışmaların merkezinde bulunmuş, eserlerinin ön hazırlıklarına buralarda başlamıştır. Yeniçerilik yıllarında, önce atlı sekban olan Sinan, Mohaç Seferi'ne katılmış, Drava Nehri üzerine kurulan köprüde çalışmış, tarihin en hızlı imha harbi olan Mohaç'ta düşmanın iki saatte yok edilişini görmüş, dönüşte yayabaşılık rütbesini almıştır. Almanya Seferi dönüşünde ise, Sinan artık zemberekçi başı rütbesindedir.

    1535'te yapılan İran Seferi kendisinde derin bir iz bırakır. Van Gölü kıyısına gelen ordu burada mola verir. Şükrü Paşa karşı kıyıdaki düşmanının durumunu öğrenmek ister. Ancak gemi lâzımdır. O sırada 45 yaşlarında bulunan Mimar Sinan'a gemi yapmasını emreder. O da dar imkânlarda üç kadırga yapıp, içine topları yerleştirerek, kaptanlığını yaptığı bu gemilerle karşıya geçer, "düşmanın ahvalini keşfedip" geri döner. Tezkiretü'l-Bünyan adlı eserdeki bu hatıradan Sinan'ın çok yönlü bir sanatkâr olduğu anlaşılmaktadır.

    Daha sonraki yıllarda Barbaros Hayreddin'in kumandasında İtalya'ya yapılan deniz seferinde Korfu, Pulya, Otranto'ya gitmiş, mesleki görgüsünü zenginleştirmiştir. Bu seferlerde tanıştığı Barbaros Hayreddin'in türbesini yapmak da kendisine nasip olmuştur. Kanunî'nin Boğdan Seferi, Sinan'ın yeniçeri olarak katıldığı son seferdir. Yeniçeri Sinan'ın, padişahla bizzat görüşmesi bu sırada vuku bulur. Prut Nehri'ni geçecek ordu için köprü yapılacaktır. Zemin balçık olduğu için mimarlar başarılı olamazlar. İlerde sadrazam olacak olan Lütfi Paşa padişaha: "Saadetlû padişahım, köprü bina olması Sinan subaşı denen kulunuzun kadr-ü itibarı ile olur. Haseki bendenizdir (Haseki olarak emrinizdedir.) Emir buyurun yoldaşlarıyla mukayyet olsun. Gayet üstad-ı cihan ve mimar-ı kardandır (cihan mimarlarının üstadıdır)."3 diyerek Sinan'ı tavsiye eder. On üç gün içinde köprüyü bitirerek orduya yol veren Sinan için sefer dönüşü 19 yıl süren yeniçerilik artık bitmiştir.

    Sinan'ın en çok eser verdiği devre 49 yaşında gelip, 48 yıl hizmet ettiği Hassa Mimarbaşılık devresidir. Zamanın mimarbaşısı Acem Ali'nin ölümünden sonra Sadrazam Lütfi Paşa tarafından kendisine bu görev teklif edildiğinde, Sinan; "dünyada ve Âhiret'te nice sevap kazanacağı" gayesiyle görevi kabul etmiştir. Bu niyetle Mimarbaşı Sinan, imparatorluk coğrafyasında 350 civarında eser inşa etmiştir. O, Osmanlı'nın "Âleme nizam verme" gâyesi yolunda kurduğu yüksek medeniyetin maddî cephesini inşa eden kişi olarak camilerden medreselere, darüşşifalardan köprülere, kervansaraylardan su yollarına kadar birçok tesise imza atmıştır. Yaptığı eserlerde sadeliğe önem vermiş, eserlerin fonksiyonel olmasına son derece dikkat etmiştir. Selimiye ve Süleymaniye gibi külliyeleri inşa etmiştir. Külliyeler atalarımızın bulduğu yüksek bir medeniyet sentezleridir. Çünkü külliyelerde cami etrafında gül yaprakları gibi açan imaretler, çarşılar, medreseler ve yüksek bir gâye vardır. Mimar Sinan bu gayeyi tahakkuk ettirirken eserlerini kendi ifadesiyle, "dünya durdukça" duracak şekilde inşa etmiştir. Büyükçekmece Köprüsü'nde suyun inşaatı engellemesi karşısında günümüzün keson tekniğini kullanmıştır. Selimiye Camii'nin minareleri için: "Sultan Selim Camii'nin mimarileri hem naziktir, hem de üçer yolları vardır ki, ince minarede üç yol yapmanın gayet müşkül olduğunu aklı başında olanlar anlar."4 diyen Sinan durmaksızın yarış hâlindedir. Selimiye için; "Allah'ın yardımı ve Sultan Selim Han'ın arzusu üzerine, kubbesini Ayasofya'nın kubbesinden, 6 arşın boydan ve 4 arşın derinlikten ziyade eyledim."5 sözleri buna bir delildir.

    1552 yılında İstanbul'da bulunan Avusturya elçisi, memleketine gönderdiği mektupta şöyle yazar: "Sultan Süleyman'ın üç büyük arzusu vardır. Birincisi, muazzam ve muhteşem bir bina olduğu muhakkak olan camiinin (Süleymaniye) inşaatını bitirmek, ikincisi, İstanbul'un su ihtiyacını temin etmek, üçüncüsü ve son arzusu da Viyana'yı fethetmek. İlk iki gayesine ulaştı, üçüncü arzusu akim kalmıştır. Ümit ederim ki ebediyen böyle kalacaktır."6 Mimar Sinan, Cihan Padişahı'nın bu üç büyük arzusundan ilk ikisini gerçekleştiren kişidir.

    Sinan, geniş imparatorluk coğrafyasında yapılan inşa ve imar faaliyetlerinde sayısız mimar ve kalfa nezaretinde tevzii edilen çalışmaların karar vericisiydi. Hassa Mimarbaşı olarak merkezden çevreye yetki devri yaptığı uygulayıcıların, mesulü ve koordinatörüydü. O, bir emirle; 300 parça harp gemisi, 300 bin asker çıkaran devlet iradesinin Selimiye için de "yirmi yedi bin yedi yüz altmış kese" altın harcayıp temeline binlerce kurban kestiği bir dönemde görev yapmıştır. Çeşitli meslek sınıflarından meydana gelen ekibindeki insan sayısı bir kaynağa göre 3.323'tür. Büyüklü küçüklü 468 eser bırakan Mimar Sinan'ın mühür olarak "el-fakirü'l-hakir Sinan", "el-fakir Sinan Ser-i Mimaran-ı Hassa" imzalarından birini kullanması da onun mütevazı kişiliğini gösterir.

    Ömrünün son yıllarında hacca giden, Harem-i Şerîf'in kubbelerini tamir eden Mimar Sinan, 97 yaşında Âhiret'e göç etmiştir. Türbesi kendi yaptığı Süleymaniye Külliyesi'ndedir. Mekânı Cennet olsun.

    Mimar Sinan Kimdir.