Mevlana'nın düşünceleri

Konusu 'İslami dini sözler' forumundadır ve Adile tarafından 5 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin


    Mevlana'nın düşüncesi Bir şeb-i aruz sonrası,
    Diyen ve bir Türk mutasavvıfı olan Mevlana Celaleddin-i Rumi yi bir nebze olsun tanıyabilmek ,düşüncelerini anlayabilmek için öncelikle onun yaşamış olduğu zaman dilimini, bu zaman içinde yaşadığı hayatı, hayatındaki safhaları bu safhalarda verip aldıklarını, kısaca gözden geçirmenin uygun olacağı inancındayım.
    İlk olarak MEVLANA sıfatı üzerinde durmak istiyorum.
    Mevlana Arapça da MEVLA'dan anlamına gelen ve sarıklı ulemaya hitap da kullanılan bir kelimedir.
    Bir çok mevlana mevcuttur. Ancak Celaleddin-i Rumi ile bu sıfat o kadar iç içedir ki MEVLANA denilince cümlemizin aklına Celaleddin-i Rumi gelmektedir.

    Doğum tarihi bir miktar tartışmalı ise de genellikle kabul edilen; [1207] tarihinde HOROSAN'ın BELH şehrinde doğmuş olduğunu söyleyebiliriz.
    Onun doğduğu ve büyüdüğü tarihlerde dünyanın yaşadığımız bölgesi ve yakın çevresi büyük bir istikrarsızlığı yaşamaktadır.
    MOĞOL istilası insanlarda korku ve güvensizlik dolu bir yaşam tarzı geliştirmiş, göç, sürgün ve ümitsizlik bu tarzın ayrılmaz bir parçasını teşkil etmiştir.
    Bu zor duruma Mevlana’nın hayatının büyük kısmını geçirdiği Selçuklu İmparatorluğu'nun da yıkılmak üzere olduğunu eklemek gerekecektir.
    İşte böyle bir dünyaya [1207] tarihinde gözlerini açan Mevlananın Babası Sultan ül ulema namıyla anılan Bahaeddin Veled bin Hüseyin Bin Hatibi, Annesi ise, BELH Emiri Sultan Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Hz. Mevlana anne ve babası tarafından devrinin ve bulunduğu yerin seçkin ve kültürlü bir ailesine mensuptur.
    Bahaeddin Veled kimine göre Moğol istilasından, kimine göre ise kayınpederinin Harzem Şahı ile arasının açılmasından dolayı ailesi ve müritleri ile beraber Belh şehrinden göçe karar verir ve önce Bağdat'a gelirler.
    Bahaeddin Veled Bağdat dan hac görevini ifa için ayrılır, daha sonra Şam, Halep ve Erzincan'a uğrayarak Akşehir üzerinden Larende'ye bugünkü ismi ile Karaman'a gelir ve yerleşir. Bütün bu yol boyunca babası ile beraber olan Mevlana, hem geçtikleri yerlerden hem de babasının yakın çevresinde bulunan kişilerden etkilenmiş görgü ve bilgisini arttırmıştır. Bu arada evlenme çağına gelen Mevlana Karaman da Belh şehrinden beri beraber oldukları Şemseddin Lala Semerkandi'nin kızı Gevher Hatun ile evlenmiş, bu evlilikten iki erkek çocuğu Sultan Veled ile Alaaddin Mehmet dünyaya gelmiştir. Devrin hükümdarı Alaaddin Keykubat'ın ısrarlı davetini sonunda kabul eden Sultan-ül Ulema , Mevlana, eşi ve çocukları dahil olmak üzere ailesi ile beraber yedi yıl kaldığı Karaman'dan ayrılır ve Konya'ya yerleşir. Konya'da babasının etrafında büyük bir ilim muhiti bulan Celaleddin-i Rumi asrın alimleri ile beraber olmanın mutluluğu içinde onlardan çok şey öğrenmeye çalışmış, babasının [1231] yılında ölümü üzerine onun yolundan yürümeğe başlamıştır.
    Babasının eski öğrencilerinden [Tirmizli] Seyyid Burhaneddin Muhakkik ile buluşuncaya kadar tam bir şeriat insanı olarak vaaz vermiş, fetva çıkarmış ve şeriat hükümlerini uygulamıştır. Seyyid Burhaneddin Şeyhini aramak için Konya'ya geldiğinde Onun öldüğünü yerini de oğlu Celaleddin'in aldığını öğrenir, bundan mutluluk duyar ve dokuz yıl kadar bir süre Mevlana'nın yanında kalır.
    Bu süre içerisinde Mevlana kendisinden çok şey öğrenir.
    Gene bu süre içerisinde Seyyid Burhaneddin'in de etkisi ile Şam ve Haleb'e giden Mevlana, Halavi'ye medresesine devam eder ve Konya'ya döner.
    Artık Camilerde vaaz veriyor, Medrese de fıkıh ve din hakkında dersler anlatıyordur.
    Mevlana'nın bu düzenli hayatı Seyyid Burhaneddin'in Konya'dan ayrılarak Kayseri'ye dönmesinden sonra da devam etmiştir.
    Ancak [1244] yılında günlerden bir gün Konya'ya gezgin bir derviş gelir ve Şekerciler hanına yerleşir.
    Bu derviş Tebrizli Şems adıyla tanınan Şemseddin Muhammed Tebrizidir.
    İster iplikçi camiinin önünde olsun; isterse Şekerciler hanındaki peykede bu iki veli bir vesile ile karşılaşırlar.
    Şems-i Tebrizi bir sual sorar, Mevlana cevaplar; Bu cevabı takiben kucaklaşan bu iki insan 6 ay kadar sürecek bir dost sohbetine çekilirler.
    İşte bundan sonra Hz. Mevlananın daha önceki düzenli yaşantısı tamamen değişir.
    Artık medresede ders vermiyor.
    Camide Vaaz etmiyor.
    Müritleri ile ilgilenmiyordur.
    Tek ilgi noktası Şems'dir.
    İbdida name de oğlu Sultan Veled;
    [Şemsin yüzünü görünce aydın gibi sırlar ona açıldı, görülmemiş şeyleri gördü, kimsenin duymadıklarını duydu. Ona görül verdi, elden çıktı. Yanında yücelik ile aşağılık bir oldu.] diyor.
    Abdülbaki Gölpınarlı ise buluşma ve sonrasını şöyle anlatır.
    Mevlana Şems ile buluştuğu zaman adeta yıkanmış, arınmış suyu, zeytinyağı konmuş, fitili bükülüp yerleştirilmiş ve yeri neresi ise oraya asılmış bir kandildi.
    Yanarsa bütün dünyayı aydınlatacak ne ışığı azalacak, ne yağı tükenecek, nuru günden, güne parlayacak, ıssılığı andan, ana artacaktı.
    Fakat bir kibrit, bir alev, bir şule lazımdı kandili yakmağa.
    Ve işte Şems bu görevi yapmıştır. Ama o kandil yanınca kendisi de bir pervane kesilmiş varlığından geçip gitmişti.
    Mevlana'daki bu değişiklik halk tarafından hoş karşılanmaz.
    Bu hoşnutsuzluk nedeni ile Şems-i Tebrizi [1246]'da Konya'dan ayrılır.
    Bu ayrılık Hz. Mevlana'yı, içine kapalı kimse ile görüşmez bir kişi yapar.
    Bir süre sonra Şems'in Şam'da olduğunu öğrenir.
    Oğlunu Şam'a gönderir.
    Oğlu Şems-i yeniden Konya'ya dönmeye razı eder.
    Dönüşü müteakip Hz. Mevlana eski coşkulu yapısına kavuşur.
    Ancak halkın hoşnutsuzluğu yeniden şehri sarar.
    Bu sefer hoşnutsuzlar arasına Mevlana'nın küçük oğlu Alaaddin Çelebi de katılmıştır.
    Günlerden, bir gün Şems Sultan Veled'e :
    Bir gün öyle bir suretle kaybolacağım ki kimse beni bulamayacak. der.
    Ve [1247] yılında aniden ortadan kaybolur.
    Bir daha da bulunamaz.
    Bu ortadan kaybolma hakkında muhtelif rivayetler mevcuttur.
    Hz. Mevlana Şems-i tamamen kaybettiğini anlayınca eskisi gibi derslerine döner.
    Artık Şems-i kendi mevcudiyetinde aramaktadır.
    Bir gün kuyumcular çarşısından geçerken bir dükkanın içerisinden gelen ritmik bir ses onu dükkanın önünde durdurur.
    Bu ritme uyarak sema etmeye başlar.
    Dükkan Selahaddini Zerkubinin dükkanıdır.
    İçeride çırak altın varak dövmektedir.
    Zerbuki çırağına devam etmesini, ritmi bozmamasını tembihler dükkanın önüne çıkar.
    Ve semaya katılır.
    Hz. Mevlana bu sefer, onda Şems-i bulmuştur.
    Böylece başlayan sohbet dostluğu Zerkubi'nin ölümüne kadar on yıl devam eder bu arada oğlu ile Zerkubi'nin kızını evlendirir.
    Zerkubinin ölümünden sonra halifelik makamını Urmiyeli Çelebi Hüsameddin Bin Ali Türk'e verir.
    Hüsameddin Çelebi Hz. Mevlana'nın ölümüne kadar on yıl süre ile onun yanında bulunur.
    Bu on yıllık süre Mevlana'nın en verimli dönemidir.
    En büyük eseri olan MESNEVİ bu dönemde Mevlana'nın söylediklerinin Hüsameddin Çelebi tarafından kaleme alınması suretiyle tamamlanmıştır.
    İlk onsekiz beyit ise Mevlana tarafından yazıya alınmıştır.
    Mevlana Mesnevi tamamlandıktan kısa bir süre sonra [17 Aralık 1273]'de varlık alemine göçmüştür.
    Bu hayat serüveni içerisinde başlıca beş eser vermiş olup. Bunlar;