Medine Döneminde Mekke Müşrikleriyle İlişkiler

Konusu 'Hz.Muhammedin hayatı' forumundadır ve Lasey tarafından 13 Eylül 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Mekke Müşrikleriyle İlişkiler

    Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’de yeni bir toplumun temellerini atmış, Müslümanlarla Yahudilerin bir arada, barış içinde yaşamasını sağlamıştı. Ancak Mekkeli müşrikler, Müslümanları burada da rahat bırakmamışlardır. 624 yılında Mekkeliler bin kişilik bir orduyla Müslümanları yok etmek için Medine’ye doğru yola çıktılar. Bunu haber alan Peygamberimiz (s.a.v.), üç yüz kişilik bir kuvvet hazırladı ve iki ordu Bedir’de karşı karşıya geldi. Müslümanlar kendilerinden çok daha güçlü olan Mekkeli müşrikleri Bedir’de büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşta müşriklerden yetmiş kişi öldü. Ayrıca birçok kişi esir alındı ve çok sayıda ganimet ele geçirildi. Müslümanlar ise on dört şehit verdiler. Bedir Savaşı’nda Müslümanların görkemli bir zafer elde etmesi onlara büyük moral oldu. Kendilerine olan güvenlerini artırdı ve Medine’deki konumlarını güçlendirdi. Müşrikleri ise yasa boğdu.

    Mekkeli müşrikler, Bedir Savaşı’nın intikamını almak için çok daha büyük bir ordu hazırladılar. 625 yılında üç bin kişilik bir kuvvetle tekrar Medine’ye doğru yola çıktılar. Peygamberimiz (s.a.v.) de onları yedi yüz kişilik bir orduyla Uhud denilen yerde karşıladı. Önceden, Uhud Dağı’ndaki Ayneyn geçidinin olduğu yere elli kişilik bir okçu birliği yerleştirdi ve onlara, her ne olursa olsun kendisinden bir emir gelmedikçe yerlerinden ayrılmamalarını söyledi. Ancak onlar, savaş esnasında Müslümanların üstün duruma geçtiğini, düşman ordusunun dağılıp kaçmaya başladığını görünce yerlerinden ayrıldılar ve ganimet toplamak için savaş alanına indiler. Bunu gören düşman güçlerine ait atlı birlikler, geçitten geçip Müslümanları arkadan kuşattılar. Bunun sonucunda Müslümanlar çok zor durumda kaldılar ve yetmiş şehit verdiler. Peygamberimizin (s.a.v.) çok sevdiği amcası Hz. Hamza (r.a.) da şehit olanlar arasındaydı. Peygamberimiz (s.a.v.) de yanağından yaralanmıştı. Güç bir durumda kalmış olmalarına rağmen Hz. Muhammed (s.a.v.), ordusunu tekrar toparlayıp dağın yamacına çekmeyi başardı. Müşrikler daha fazla ilerleyemediler ve Mekkeli müşriklerin lideri Ebu Süfyan, ordusunu geri çekti. Bedir’in intikamını aldıklarını belirterek ordusuyla birlikte Mekke’ye döndü. Bu savaş, Peygamberimize (s.a.v.) itaatin ve ordu komutanının emrine uymanın önemi konusunda Müslümanlara büyük bir ders oldu.

    Uhud Savaşı’ndan cesaret alan Mekkeliler, Müslümanlara son darbeyi vurmak için 627 yılında on bin kişilik büyük bir orduyla Medine’ye saldırmak üzere yola çıktılar. Peygamberimiz (s.a.v.), Mekkelilerin hazırlıklarını önceden haber aldı ve savaş stratejisini belirlemek üzere ashabıyla bir toplantı yaptı. Onların görüşlerini aldı. İranlı bir sahabi olan Selman-ı Farisi (r.a.), şehrin etrafına hendek kazılmasını teklif etti. Yapılan istişare sonunda bu görüş kabul edildi. Müslümanlar, Medine’nin ovaya bakan kısmını, büyük hendekler kazarak güvenlik altına aldılar. Mekkeli müşriklere ait ordu Medine’ye gelip şehrin etrafındaki hendekleri görünce çok şaşırdı. Müşrikler hendekleri geçmek için büyük bir uğraş verdiler ama bunu başaramadılar. Savaşın uzaması ve bu arada çıkan kuvvetli bir rüzgâr, müşrikleri zor durumda bıraktı. Mekkeliler bu kuşatmadan bir sonuç alamadılar ve sonunda Mekke’ye dönmek zorunda kaldılar. Müşrikler bundan sonra artık bir daha Müslümanlara saldıramadılar. Hendek Savaşı’yla birlikte Müslümanların Arap Yarımadası’nda büyük bir güç olduğu herkes tarafından kabul edildi ve İslamiyet hızla tüm Arap Yarımadası’nda yayıldı.

    Peygamberimizin (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicretinin üzerinden altı yıl geçmişti. Hz. Muhammed (s.a.v.) kutsal Kâbe’yi ve doğup büyüdüğü yer olan Mekke’yi çok özlemişti. Allah Resulü (s.a.v.), 628 yılında Kâbe’yi ziyaret etmek için bin beş yüz kadar kişiyle birlikte Medine’den Mekke’ye doğru yola çıktı. Bunu haber alan Mekkeli müşrikler hemen savaş hazırlıklarına başladılar. Peygamberimiz (s.a.v.), Mekke yakınlarındaki Hudeybiye denilen yere geldiğinde konakladı. Mekke’ye elçi göndererek amacının sadece Kâbe’yi ziyaret etmek olduğunu, savaş yapmak için gelmediklerini müşriklere bildirdi. Fakat Mekkeli müşrikler, Müslümanların Mekke’ye girmelerine izin vermeyeceklerini belirttiler ve bir anlaşma yapmayı teklif ettiler. Mekkeli müşriklerle Peygamberimiz (s.a.v.) arasında gerçekleşen uzun görüşmeden sonra 628’de Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Mekkeliler arasında Hudeybiye Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmanın bazı maddeleri Müslümanların aleyhine gibi göründüğünden kimi
    sahabiler, yapılan antlaşmaya karşı çıktı. Fakat buna rağmen Peygamberimiz (s.a.v.) barış antlaşmasını imzaladı. Hudeybiye Barış Antlaşması şu maddeleri içeriyordu:


    • Müslümanlar Kâbe’yi ziyarete bir sonraki yıl gelebilecekler, Mekke’de en fazla üç gün kalabilecekler ve yanlarında kılıçtan başka bir silah bulundurmayacaklar.
    • Müslümanların Mekke’de bulunduğu süre içinde Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar.
    • Mekkelilerden biri Müslüman olup Medine’ye sığınırsa geri verilecek, fakat Müslümanlardan biri Mekkelilere sığınırsa geri verilmeyecek.
    • Kureyş dışında kalan kabileler, iki taraftan istediklerinin himayesine girmede ve onlarla anlaşma yapmada serbest olacaklar.
    • Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu süre içinde iki taraf arasında savaş olmayacak.

    Peygamberimiz (s.a.v.) bu barış ortamında çevredeki Bizans, İran, Habeşistan gibi devletlerin hükümdarlarına elçilerle İslam’a davet mektupları gönderdi. Böylece İslam’a çağrısını, Arap Yarımadası’nın dışında da duyurmaya çalıştı. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.), Arap Yarımadası’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan kabilelere de elçiler göndermiştir.

    Peygamberimizin (s.a.v.), Bizans hükümdarına gönderdiği mektup şöyledir: “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım.
    Allah’ın kulu ve resulü Muhammed’den, Rumların büyüğü Heraklius’a! Selam, hidayete uyan kimseleredir. Bundan sonra;
    doğrusu seni, İslam’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol ki kurtulasın. Allah, yaptığın işin karşılığını
    sana iki kat olarak verir. Eğer bu daveti kabul etmeyip yüz çevirirsen çiftçi ve ziraatçı olan halkının günahı sana aittir. Ey ehl-i kitap! Ancak Allah’a kulluk etmek, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirinizi Rab olarak benimsememek üzere bizim ile sizin aranızda ortak bir söze gelin. Eğer yüz çevirirlerse ‘Bizim Müslüman olduğumuza şahit olun.’ deyin. (Âl-i İmran suresi, 64. ayet.)”

    Hudeybiye Antlaşması’ndan iki yıl sonra Kureyş’in himayesinde olan Benî Bekir kabilesi, Müslümanların himayesinde olan Huzaalılara saldırdı ve bu kabileden yirmi üç kişiyi öldürdü. Bu saldırıda Kureyş, Benî Bekir kabilesine yardımcı ve destek oldu. Bunun üzerine Huzaalılardan bir heyet Medine’ye gelip durumu Peygamberimize (s.a.v.) anlattı. Böylece Mekkeli müşrikler Hudeybiye Antlaşması’nı bozmuş oldular. Mekkelilerin lideri Ebu Süfyan Medine’ye gelip antlaşmayı yenilemek istediyse de
    Peygamberimiz (s.a.v.) kabul etmedi.

    Mekkeliler Hudeybiye Antlaşması’nı bozduktan bir süre sonra Peygamberimiz (s.a.v.) on bin kişilik büyük bir ordu
    hazırladı ve Mekke’ye doğru yola çıktı. Ordusuyla Mekke yakınlarına geldiğinde bir süre konakladı. Bu sırada Mekke’nin
    lideri Ebu Süfyan, İslam ordusunun konakladığı yere gelip Peygamberimizle(s.a.v.) görüştü. Hz. Muhammed (s.a.v.), amacının savaşmak olmadığını belirtti ve onu İslam’a davet etti. Ebu Süfyan Müslüman oldu. Mekkeliler, Peygamberimizin (s.a.v.) komutasındaki orduya karşı koyamadılar. Hz. Muhammed (s.a.v.), önemli bir çatışma yaşanmadan 630 yılında Mekke’yi fethetti ve Kâbe’yi putlardan temizledi.

    Peygamberimiz (s.a.v.), Mekke’nin fethinden sonra Necran Hristiyanlarına bir mektup göndererek onları İslam’a davet etti. Necranlılar mektubu alınca Medine’ye, altmış kadar kişiden oluşan bir heyet gönderdiler. Medine’ye gelen heyet, burada dinî konularda Müslümanlarla bazı tartışmalar yaptı. Necranlılar, Müslüman olmayı kabul etmediler. Ancak Peygamberimizle (s.a.v.) İslam egemenliğini kabul ettiklerini belirten bir anlaşma yaptılar ve tekrar Necran’a döndüler.