"Kendi Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın"dan ne anlamalıyız?

Konusu 'İslami dini sözler' forumundadır ve saadet tarafından 24 Nisan 2017 başlatılmıştır.

  1. saadet

    saadet Moderatör

    Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyururlar ki:

    “Kimin arzusu âhiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar. Artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah onun iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 30/2465)

    Dünya mal ve mevkiine meylederek âhireti geri plâna atmanın ne büyük bir tehlike olduğunu gösteren şu misâl de ne kadar ibretlidir:

    Emevîler devrinde İslâm ordusu, İstanbul’un fethiyle ilgili nebevî müjde ve iltifâta nâil olmak ümîdiyle yola çıkmıştı. Ordunun içinde Ebû Eyyûb el-Ensârî t da bulunmaktaydı. Rumlar, arkalarını şehrin surlarına vermiş savaşırlarken, Ensâr’dan bir zât, atını Bizanslıların ortasına kadar sürdü. Bunu gören mü’minler; “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız!” âyet-i kerîmesinden hareketle ve hayretler içinde:

    “–Lâ ilâhe illâllah! Şuna bakın! Kendini göz göre göre tehlikeye atıyor!” diye o sahâbîyi tenkid ettiler. Bunun üzerine Ebû Eyyûb el-Ensârî şöyle dedi:

    “–Ey mü’minler! (Yanlış anlaşılmasın!) Bu âyet, biz Ensâr hakkında nâzil oldu. Allah, Peygamberi’ne yardım edip dînini gâlip kıldığında biz, «Artık mallarımızın başında durup onların ıslâhı ile meşgul olalım.» demiştik. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Rasûlü’ne:

    «Allah yolunda infâk ediniz de, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız. Bir de ihsanda bulununuz, zira Allah (iyilikte bulunan ve ihsân şuuru ile yaşayan) muhsinleri sever.»42 âyetini vahyetti. Bu âyet-i kerîmedeki «kendi eliyle kendini tehlikeye atmak»tan maksat, bağ ve bahçe gibi dünya malıyla uğraşmaya dalıp, Hak yolunda gayreti terk ve ihmâl etmemizdi.” (Bkz. Ebû Dâvûd, Cihâd, 22/2512; Tirmizî, Tefsîr, 2/2972) 42 el-Bakara, 195.