İslam’dan Önce Ömer, İslam’dan Sonra Ömer!

Konusu 'İslam büyüklerinin hayatları' forumundadır ve Lasey tarafından 21 Temmuz 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    İslam’dan Önce Ömer, İslam’dan Sonra Ömer!

    İslamiyet ile tanışmadan önce Mekke sokaklarında güçlü biri vardı vardı: Adiyyoğulları’ndan Ömer b. Hattab.

    Zengin, kültürlü bir ailenin evladı ve o günün Mekkesi’nde okuma-yazma bilen çok az kişiden biriydi. Yine o günün Mekkesi’nde çok mühim kararların alındığı bir meclis şeklinde tabir edebileceğimiz Daru’n-Nedve’nin önemli bir üyesiydi, üstelik bu meclise girme yaşı 40 olmasına rağmen[1] Ömer b. Hattab 26-27 yaşlarında, bugün dış ile ilişkiler olarak ifade edebileceğimiz, “Sefaret” olarak adlandıran çok mühim bir vazifeyi icra etmek üzere buraya girmiş ve bu önemli mecliste söz sahibi olmuştu.[2]

    İslam’dan Önce Ömer, İslam’dan Sonra Ömer.JPG

    İslam’dan önce Ömer,

    İslam’dan sonra Ömer


    Ömer b. Hattab; İslamiyet ile müşerref olmadan önce İslam davetine şiddetle karşı çıkıyor, elinin altındaki, İslam’ın o ilk Müslümanlarına işkenceler yapıyor, o gür sedanın sesini kısmaya çalışıyor, kısacası küfrünün hakkını samimiyetle veriyordu. Öyle ki, bu küfrü ona, bu gür sedanın kainattaki mümessili Allah Resulünü(s.a.v) öldürecek cesareti bile veriyordu. Böylece bu seda kaynağında tamamen susmuş olacaktı. Fakat kulun planının üstünde Allah’ın da bir planı, Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) de şöyle bir duası vardı: “Ey Allah’ım! İki Ömer’den (Ömer b.Hattab ve Amr b. Hişam/Ebu Cehil) biri ile sen İslam’ı aziz eyle, güçlendir.”[3] Rabbi de Resulü’nün bu duasına en güzel şekilde icabet edecekti.

    Artık Mekke sokaklarında İslamiyet ile şereflenen güçlü bir adam vardı: Ömerü’l-Faruk (r.anha)… Allah Resulünü (s.a.v) öldürmek için çıktığı yolu Allah ona İslamiyet ile tanışma yolu kılmıştı. O büyük ve derin öfkesiyle evinden çıkarken aldığı soluğu, Darü’l-Erkam’da Resulullah’ın (s.a.v) yanında vermişti iman şerbetini içerken. Ve o gün Efendisi’nden (s.a.v), hak ile batılı keskin çizgilerle ayırdığı için “el-Faruk” ismini almıştı ve şöyle anlatmıştı o günü: “İşte o gün Resulullah beni Faruk diye isimlendirmişti.”[4]



    Ömerü’l-Faruk olmak kolay mı?

    Otuz üç yıl boyunca küfründe samimi bir hayatın sahibi, fakat aynı zamanda ömrünün geride kalan 30 yıllık hayatını da yine samimi bir iman ile geçirecek olan bir hayatın da sahibi: Ömerü’l-Faruk (r.anha).

    Hz. Ömer (r.anha), Rabbi’nin “Celal” sıfatının bir kulunda tecellisi… Samimiyetin, kuvvetin, adaletin, rahmetin, farukiyyetin ve daha birçok güzel hasletin bir kulunda zühur etmesidir. Bir kul ki mucize istersen eğer sana ve insanlığa koca bir cevap: “İşte mucize, İslam’dan önce Ömer ve İslam’dan sonra Ömer!”

    Çünkü onlar iman ettiler, ön yargılarından sıyrılarak! Onlar iman ettiler,hayatlarını imanlarına şahid kılarak! Onlar iman ettiler, ölümü öldürerek! Ve onlar ashab oldular, zulümden solmuş kainata da renk!

    Hz.Ömer’in (r.anha) hayatına baktığımızda şahid oluruz ki; O (r.anha), hayatının biri küfür diğeri iman ile geçmiş olan iki evresini de samimiyetle geçirmiştir.Küfründe samimi olmuş, iman şerbetini içtikten sonra da imanında.

    Böyle bir iman sahibinin, hayatını şahid kıldığı imanından hangi bir karesini çekip anlatabiliriz ki? Çünkü hayatı şahid imanına, imanı şahid kendisine.



    Resulullah (sas) sevgisi nasıl olmalı?

    Sahabi Efendilerimiz’den (r.anha) Abdullah b. Hişam, Hz.Ömer’in imanından bizzat şahid olduğu çok güzel bir kareyi anlatır bize: “Bir gün Medine’de, Efendimiz (s.a.v) birkaç sahabe ile birlikte geziyorlardı. Bu toplulukta Hz. Ömer de vardı. Onlar bu şekilde yürürlerken Efendimiz (s.a.v) bir anda Hz. Ömer’in elini tuttu ve bir müddet öyle el ele yürüdüler. Hz. Ömer (r.anha), bu duruma öyle sevindi ki, bir anda hepimizin ödünü koparacak yüksek bir sesle: ‘Ya Resulullah! Seni çok, ama çok seviyorum.’ dedi. Efendimiz (s.a.v) Ömer’e doğru döndü ve dedi ki: ‘Babandan ve annenden daha mı çok?’ Ömer: ‘Evet, Ya Resulullah!’ dedi. Efendimiz (s.a.v) : ‘Evladından ve eşinden de daha mı çok?’ diye sordu. Ömer yine: ‘Evet, Ya Resulullah!’ dedi. Efendimiz (s.a.v) devam etti: ‘Peki, nefsinden ve canından da daha mı çok?’ diye sordu.

    Hz.Ömer (r.anha) acaba bu soruya da mı “Evet, Ya Resulullah!” demiştir? Yoksa “Hayır, Ya Resulullah! Sizi nefsimden ve canımdan daha çok sevmiyorum.” mu demiştir? İlk cevabı seçip sevgisinin nefsinden ve canından da ötede olduğunu mu söylemiştir, yoksa bu ağır soru karşısında muhasebeye mi çekilmiştir? Öyle ya, Ömerü’l-Faruk o, “Söyleyen değil, söyletilen o”, bu yüzden hiçbir cevabı, işin içinden çıkılarak verilmiş bir cevap değil.Ve Ömer ikinci cevabı seçecekti. “Ya Resulullah! Seni çok, ama çok seviyorum” sözünün ucuz ve bedelsiz bir söz olmadığını imanının kemali ile gösterecek ve “Hayır, Ya Resulullah” diyecekti.

    Efendimiz (s.a.v), Ömer’in bu cevabı karşısında anında elini onun elinden çekecek ve: “Olmadı Ey Ömer, olmadı! Eğer ben sana nefsinden ve canından bile daha sevimli/öncelikli olmazsam kamil bir imana ermiş olamazsın.” diyecekti. Efendimiz’in (s.a.v) bu sözleri Ömer’i adeta yıkacak, onu hüzne boğacak, takatini kesecekti. Uzun bir muhasebeden sonra o, Mescid-i Nebevi’nin yolunu tutacak ve Efendimiz’e (s.a.v) : “Ya Resulullah! Vallahi seni nefsimden ve canımdan da çok seviyorum” diyecek, Efendimiz (s.a.v) de: “Evet, şimdi (kamil iman) oldu Ey Ömer! Şimdi…” cevabını verecekti.[5]

    Buradan sonrasını da Hz. Ömer’in (r.anha) oğlu Abdullah b. Ömer’den dinleyelim: “Babam sevinçle Efendimiz’in (s.a.v) huzurundan çıkınca ben bu olanları merak etmiştim. Hemen babamın yanına giderek: Babacığım! Efendimiz (s.a.v) sana yolda: ‘Beni nefsinden daha çok seviyor musun?’ diye sordu, sen önce ‘Hayır, Ya Resulullah!’ dedin, sonra geldin evin eşiğinde oturdun, ölçtün, biçtin; kalkıp Efendimiz’in (s.a.v) yanına gittin ve nefsinden de daha çok sevdiğini söyledin. Söyler misin, kalbinde bir anahtar mı vardı ki, çevirir çevirmez nefsini Efendimiz’in (s.a.v) sevgisine ikna ettin ve bunu gidip O’na ikrar ettin?”



    Hesabı verilen bir söz!

    Babam dedi ki: “Hayır,evladım! Neden böyle yaptığımı sana söyleyeyim. Ben o ana kadar birçok şeyi Efendimiz (s.a.v) ile kıyaslamıştım. Kendi kendime demiştim ki: ‘Ey Ömer! Bir gün babanı, anneni, evladını, eşini, malını ve servetini Efendimiz’e (s.a.v) karşı tercih etmek zorunda kalsan hangisini tercih edersin? Hepsine hiç düşünmeden, Efendimiz (s.a.v), demiştim. Ama ben o ana kadar nefsim ile Efendimiz’i (s.a.v) kıyaslayıp hiç O’nunla nefsim arasında bir tercih yapma durumunda kalmamıştım. Hesabını vermediğim bir sözü ve bir iddiayı dile getirmek istemedim. Geldim, evde oturdum ve bunun hesabını yaptım. Dedim ki: Ey Ömer! Sen cahiliyyenin karanlıklarında gezerken, O’nun vesilesiyle hidayetle tanıştın. Sen şimdi O’nu nefsinden daha çok sevmeyecek misin? Hayır,vallahi beni, İslam gibi büyük bir şeref ile şereflendiren Efendimiz’i (s.a.v) ben her şeyden ama her şeyden daha çok sevmeliyim.’ dedim. İşte bu muhasebeyi yaptıktan sonra Efendimiz’e (s.a.v) gittim ve O’na bu sevgimi ikrar ettim.”[6]

    Hz.Ömer’in bu sözleri gerçek sevginin ve kamil imanın nasıl olduğunu, nasıl olması gerektiğini insanlığa gösteriyordu. Çünkü Hz.Ömer (r.anha) çok iyi biliyordu ki hesabı yapılmadan söylenen bir sözün samimiyeti ve tesiri olmayacak ve ispatlanmamış, yarım bir sevgi kalacaktı yüreklerde.

    Medine sokaklarında artık Efendisi’ne (s.a.v) hasret, hüzünlü bir adam yürüyecekti: İkinci Halife Hz.Ömer (r.anha).

    O, “Hayatını imanına şahid kılabilir misin?” sorusuna yine anında cevap vermeyecek ve hayatı ile gösterecekti.

    Dipnotlar:
    [1] İbnHişam, es-Sire, I, 132.



    [2] el-Mağlus, Sami b. Abdullah, Siyer Atlası,s.100.



    [3] Ahmedb.Hanbel, Müsned, II, 95; Tirmizi, 3681; Hakim, Müstedrek, III, 83.



    [4] İbn Hacer, el-İsabe, II, 1308; İbnSa’d, Tabakat, III, s.270, 271.



    [5] Buhari, İman, 3.



    [6] Buhari,İman,7. Ayrıntılı bilgi için bkz. Yıldırım, Muhammed Emin, Efendimiz’i (sas) Sahabe Gibi Sevmek,s.70-73, Siyer Yayınları, İstanbul 2015.