Hoşgörü ve bağışlama Hoş görmek, birinin hatalı davranışlarına karşı geliştirilen iyi davranıştır, aynen karşılık verebilecekken vazgeçmektir. Çünkü insanız; aynı çatı altında yaşıyor, aynı güneşten faydalanıyor, aynı topraktan besleniyoruz. Aynı ten kafesinde, aynı can emanetini taşıyoruz. Doğumla ölüm arasında benzer duraklarda konup kalkıyoruz ve bütün benzerliklerimize rağmen herkesin tuttuğu farklı yollar, benimsediği farklı hayat tarzları var. Nasıl ki yer damar damardır, insan da çeşitçeşit... Aynı olay karşısında farklı tepkiler verebilir, aynı durumlarda farklı davranışları kolayca sergileriz. Bunların kimi doğrudur, kimi de yanlış. Eğer Allah, insanları hataları yüzünden hemen cezalandırsaydı yeryüzünde kimse kalmazdı. Fakat Allah herkesi kendi eceli gelene kadar erteliyor, ayrılığa düştükleri şeyleri insanlara açıklaması için peygamberini gönderiyor ve vahyini indiriyor. İnsan bin bir varlıktaki türlü çeşit ayrılıkları adalet terazisinde tartıp ilahi vahyin aydınlattığı gönülle hoş görüyor. Hoşgörüyor; yani yapılan bir hatadan, kusurdan ya da suçtan dolayı yapanı cezalandırmıyor, verebileceği karşılıktan vaz geçip el çekiyor. Kimi zaman da hoş görüp geçemiyor, öfkesine yeniliyor, kırgınlığının parmaklıkları arkasında esir kalıyor, kininin ve nefretin gücüne teslim oluyor, kötü anıların boyunduruğu altına giriyor. Oysa külçe külçe ağırlıktan kurtulup özgürlüğe kavuşmak, engin gökyüzünde ruhunu kanatlandırmak ne kadar da kolaydır. Bağışlar ve biter bütün bunlar, uyanır kabustan. Bağışlamak çok mu zordur? Ama her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Önce hatırla;insansın ve sen de hata yapabilirsin. Sonra af dileyen kardeşine bak; oda insan, bir hata yapmış ve af dileyerek kapına gelmiş. Nihayetinde bütün yaratılmışlar zaaflarıyla, kusurlarıyla yaşamıyorlar mı? Kardeşini bağışlayarak ona varlık dünyanda yer aç, hem kendi iç huzuruna ve mutluluğuna hem onunkine katkıdabulun. Affetmezsen kardeşsiz, dostsuz kalırsın; affetmezsen af dileyen kardeşinde dostsuz kalacak...