İslam'a Çağrının Yaygınlaştırılması ve Sonuçları

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Lasey tarafından 19 Eylül 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Çağrının Yaygınlaştırılması

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) İslam dinini ilk üç yıl insanlara gizlice anlattı. Bu süre içinde Müslümanların sayısı otuza ulaşmıştı. Üç yılın sonunda Yüce Allah, şu ayetle Hz. Muhammed’den (s.a.v.) İslam dinini insanlara açıkça duyurmasını istedi: “(Ey Muhammed!) Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.”(Hicr suresi, 94. ayet.)

    Cenab-ı Allah, Hz. Peygambere aile üyelerinden sonra “(Önce) en yakın akrabanı uyar.” (Şuarâ suresi, 214. ayet.) buyurarak açıkça yapacağı davete önce en yakın akrabalarını uyararak başlamasını emretti. Zira Hz. Peygamberin önce yakın akrabalarının İslam inancını benimsemesi, bu dinin diğer kabile ve topluluklar arasında yayılmasını da kolaylaştıracaktı. Bunun için Hz. Peygamber, evinde bir ziyafet düzenleyerek yakın akrabalarını bir araya getirdi. Yemekten sonra onları İslam’a davet etti. Amcası Ebu Leheb, yeğeninin davetine karşı çıktı ve onu akrabalarını birbirine düşürmekle suçladı. Hz. Peygamberin çağrısı akrabaları tarafından kabul görmeden topluluk dağıldı. Hz. Peygamber ertesi gün bir ziyafet daha tertip etti. Sözlerine Allah’a (c.c.) hamt ederek başladı ve akrabalarını bir olan Allah’a (c.c.) iman etmeye davet etti.

    Hz. Peygamberin akrabalarına davetinin ardından sıra tüm Mekke halkına yapılacak açıktan davete gelmişti. Hz. Peygamber tüm Kureyşlileri Kâbe yakınlarında bulunan Safa Tepesi’ne çağırdı. Onlara “Ey Kureyşliler! Size şu dağın arkasında bir düşman birliği var desem bana inanır mısınız?” diye seslendi. Onlar da “Evet, senin yalan söylediğini hiç görmedik.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber “... Öyleyse (haberiniz olsun ki) ben, şiddetli bir azap öncesinde sizin için (gönderilmiş) bir uyarıcıyım.’’ (Buhârî, Tefsîr, (Leheb) 1.) sözleriyle İslam’a davetini açıkça ortaya koydu. Hz. Peygamberin açıktan davetinin ardından İslamiyet, Mekke’de yayılmaya başladı. İslam’ı kabul edenlerin sayısı arttıkça müşriklerin, Müslümanlara karşı tavrı da sertleşti.

    Mekkelilerin alay, hakaret ve küçümseme gibi olumsuz tepkilerine rağmen Hz. Peygamber İslam’ı anlatmaya devam etti. İnananların sayısı her geçen gün artıyordu. Mekkeli müşrikler; Müslümanları alay, hakaret ve aşağılamalarla yıldıramayacaklarını anladılar.
    İnananlara baskı uygulamaya ve işkence etmeye başladılar. Böylece Mekke, Müslümanlar için güvenli bir yer olmaktan çıkmıştı.

    İnananlardan bir grup, Hz. Peygambere gelerek inançlarını özgürce yaşayacakları bir bölgeye göç etmek istediklerini ifade etti. Hz. Peygamber göç etmelerine izin verdi. Onlara Habeşistan’a gidebileceklerini ve Habeş Kralı’nın kendilerini koruyabileceğini söyledi. Bu durumu “Allah, çektiğiniz sıkıntılardan kurtulmanız için bir yol gösterinceye kadar Habeşistan’a göç etseniz iyi olur. Çünkü orada yanındakilerden hiçbirine zulüm yapılmayan bir hükümdar vardır. Allah sizin için bir çıkış ve kurtuluş yolu gösterinceye kadar orada kalın...” (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 9, 17.) sözleriyle ifade etti. Bunun üzerine inananlardan bir grup 615 yılında Hz. Osman’ın (r.a.) başkanlığında gizlice Habeşistan’a göç etti. Bir yıl sonra da Cafer b. Ebu Talib (r.a.) başkanlığında daha kalabalık bir grupla ikinci Habeşistan göçü gerçekleşti. Bu süreçte Mekke’de yiğitliği ve cesaretiyle tanınan Hz. Hamza (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.) de İslam’ı kabul ederek Müslüman oldular. Mekke’deki bu iki güçlü ve itibarlı kişinin Müslüman olması, diğer Müslümanlara moral kaynağı oldu. Onları kendi saflarında görmeyi uman müşriklere de büyük bir hayal kırıklığı yaşattı.

    Mekkeli müşrikler, inananların bir kısmının Habeşistan’a sığınması üzerine Mekke’de kalan Müslümanlar üzerinde baskı kurarak boykot uygulamaya başladılar. 616 yılında başlayan boykot tam üç yıl sürdü. 619 yılında boykotun sona ermesinin ardından Hz. Peygamber, peygamberliğinin en büyük destekçilerinden amcası Ebu Talib ile eşi Hz. Hatice’yi (r.a.) art arda kaybetti. Bu yıla Müslümanlar arasında Hz. Peygamberin yaşadığı üzüntü ve zorluklar sebebiyle “Hüzün Yılı” denildi. Hz. Peygamber bir yandan yakınlarını kaybetmenin verdiği hüzün, diğer yandan müşriklerden gelen baskı ve eziyetlerin artması sebebiyle İslam’a davetini yerine getireceği yeni yerler aramaya başladı. Bu amaçla yanına hizmetçisi Zeyd’i (r.a.) alarak Taif’e gitti. Taifliler, Hz. Peygamberin davetini kabul etmediler. Hz. Peygambere alay ve hakaretle karşılık vererek; onu şehri terk etmeye zorladılar. Hz. Muhammed (s.a.v.), Taif’te amacını gerçekleştiremeden Mekke’ye geri dönmek zorunda kaldı.


    Yüce Allah, isra ve miraç mucizeleriyle Hz. Peygamberin art arda uğradığı üzüntü ve sıkıntılarını hafifletti ve onu teselli etti. Bir gece Hz. Peygamberi Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ulaştırdı. Yüce Allah, bu durumu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade etmektedir: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O; hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ suresi, 1. ayet.) Kur’an-ı Kerim’de bu yolculuğa “gece yürüyüşü” anlamına gelen isra denilmiştir. Hz. Peygamber, Mescid-i Aksa’dan Allah’ın (c.c.) huzuruna yükseltilmiştir. Bu yükselişe de miraç denilmiştir. İsra ve miraç mucizelerinden sonra, daha önce Kudüs’e gitmemiş olan Hz. Peygamberin Kudüs ve Mescid-i Aksa hakkında bilgiler vermesi müşrikleri hayrete düşürmüştür. Yüce Allah, isra ve miraç mucizeleriyle hem Hz. Muhammed’i (s.a.v.) teselli etmiş hem de inanmayanlar karşısında onun peygamberliğini pekiştirmiştir.