İnsanın Yaratılış Gayesi Kâinatta hiçbir varlık boş yere yaratılmış değildir. Her varlığın bir yaratılış gayesi ve hikmeti vardır. Nitekim Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede, “Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakiler! boş yere yaratmadık’ (Sâd 38/27) buyurmaktadır. Demek ki kâinat lüzumsuz yere değil, denge ve düzen içerisinde belli bir amaca hizmet için yaratılmıştır. O amaç bizatihi insanoğludur. Şöyle ki, Allah’ın [celle celâluh] kudretine delil teşkil eden varlıkların yaratılmasında insana yönelik sayısız hikmetler ve faydalar vardır. Mesela hava, su ve toprak, insanın hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan önemli unsurlardandır. Yine etinden, sütünde, yağından, peynirinden, derisinden istifade edilen inekler, koyunlar, keçiler; balından istifade edilen arılar vb. bütün hayvanlar insanoğluna hizmet etmektedir. Ve hepsi de kendilerine verilen vazifeleri en güzel şekilde eksiksiz yerine getirmektedir. Her varlığın bir vazifesi ve yaratılış gayesi olduğu gibi biz insanoğlunun da bir vazifesi ve yaratılış gayesi vardır. Hiçbir varlık boşuna yaratılmadığı gibi eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanoğlu da boşuna yaratılmamıştır. Nitekim Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede, “Sizi boşuna, amaçsız yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn 23/115) buyurmaktadır. O halde nedir insanın yaratılış gayesi? Çalışıp çabalasın, yesin, içsin, gününü gün etsin diye mi yaratılmıştır? Hayır, insan ne oyun ve eğlence için yaratılmıştır ne de yiyip içmek için … İnsanın yaratılış gayesi, kendisini yoktan var eden ve sayısız nimetler veren Allah Teâlâ’yı tanımak ve O’na ibadet etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede, “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zâriyât 51/56) buyurmaktadır. Şu halde insan dünyevî işlerini ve geçim derdini bahane ederek Rabb’ine ibadetten geri durmamalıdır. Unutulmamalıdır ki ibadet insanın en birinci vazifesidir. Bedîüzzaman Said Nursi [rahmetullahi aleyh] bunu şöyle izah etmiştir: “Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki gevşekliğin ve namazdaki kusurun dünya meşgalelerinin çokluğundan mıdır? Veyahut geçim derdiyle uğraşmaktan vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarfediyorsun? Sen yaratılış itibariyle bütün hayvanatın fevkinde (derece bakımından üstünde) olduğunu ve dünya hayatının gereksinimlerini tedarikte güç yetirme cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki? Asıl vazifen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakiki bir insan gibi devamlı ve sonu olmayan bir hayat için çalışıp çabalamaktır.” (Said Nursi, Sözler, İstanbul 2006, s. 245,) Sonuç olarak diyebiliriz ki insan, bu dünyaya gönderiliş gayesini iyice düşünüp ona göre yaşamalıdır. Aksi halde dönüşü olmayan ebedî ahiret yurdunda hüsrana uğrayanlardan olacağını unutmamalıdır. Seyyid Muhammed Raşid hazretleri [kaddesallahu sırrahu] anlatıyor: Bir köyde, yaşlı bir kadın ve onun genç kızı varmış. Yazın hasat vakti olunca köylüler sabahtan akşama kadar çalışır, kış için hazırlık yaparlarmış. Yaşlı kadınla genç kızı ise çalışmaz, yan gelip yatarlarmış. Köylüler, yaşlı kadınla kızına, “Siz niye çalışmıyorsunuz? Bakın önümüzde kış var. Sonra kışın yiyecek ekmek bulamaz aç kalırsınız” dediklerinde, yaşlı kadın onlara, “Siz bizim için tasalanmayın. Ben yaşımı aldım. Kışa çıkıp çıkmayacağım belli değil. Kızıma gelince o da evlenir, kocaya varır. Onun için bizim kış hazırlığına ihtiyacımız yok” der. Günler geçer hasat vakti biter. Kış kapıya dayanır. Yaşlı kadın ölmez, kızı da evlenip kocaya gitmez. Kışa hazırlık yapmadıkları için de evlerinde yiyecek bir şeyleri kalmaz. Yiyecek bulmak için dışarı çıkalım derler, fakat her taraf diz boyu kar olduğu için kapıdan dışarı adım atamazlar. Seyyid Muhammed Raşid hazretleri [kaddesallahu sırrahu] bu menkıbeyi anlattıktan sonra, “İşte bu dünya da bizim için bir hasat yeridir. Hasat vakti geçip gitmeden bu zamanı iyi değerlendirmeli, ahiret hazırlığımızı iyi yapmalıyız” demiştir.