İman İle Küfür Arasındaki Sınır

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Adile tarafından 22 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin


    İman, Yüce Allah'a, ondan başka ilah olmadığına, Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam 'ın Allah'ın kulu ve resulu olduğuna, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanma (Buhârî, iman, 37; Müslim, iman, 1, 5, 7; Ebû Dâvud, sünne, 15).

    İman, Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam in getirdiklerinin hepsini tasdik, küfür de inkar etmektir. Buna göre, iman ile küfrü belirleyen başlıca ayıraç kalbin tasdikidir. Fakat kalbin tasdiki, insanlar tarafından bilinemediğinden, ikrar ve ikrarı gösteren dini görevleri yerine getirmek, yani âmel, kalpteki imanın varlığının göstergesi olarak kabul edilmiştir.

    Küfür kelime olarak [örtmek] demektir. Dini literatürde ise Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam'ı Allah'tan getirdiği şeylerde yalanlayıp, onun getirdiği kesinlikle sabit dini esaslardan bir yada birkaçını inkar etmek manasına gelir.

    Küfrün en belirgin alâmeti, dinin temel esaslarından birini veya tamamını reddetmekyahut onları beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır.

    Müslümân olduğunu söyleyen bir kişinin, bu dünyâda mümin kabul edilmesi ve de İslam toplumundan dışlanmaması gerektirmektedir. Zira dünyada dış görünüşe ve ikrara göre işlem yapılır. İçten inanıp inanmadığını tesbit ise Allah’u Azze ve Celle'e mahsus ve âhirete ilişkin bir meseledir:

    [Size selam verene dünya hâyatının geçici menfaatine göz dikerek, sen mümin değilsin demeyin.] (Nisâ 4/94) buyurularak bunâ işaret edilir. Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam'de imanda ikrarın önemini vurgulamak ve kelime-i tevhidi söyleyenin, Müslüman kabul edilmesi gereğine işaret etmek için şöyle buyurmuştur:

    [İnsanlar 'Allah'tan başka Tanrı yoktur, Muhammed O'nun elçisidir.' deyinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Ne zaman bunu söylerlerse, can ve mâl güvenliğine sahip olmuş olurlar.] (Buhârî, “Cihâd”, 102; Müslim, “Îmân”, 8; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 104).