Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hediyeleşmede dikkat ettiği hususları açıklayınız

Konusu 'Eğitim Konuları' forumundadır ve Adile tarafından 6 Mayıs 2017 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Mü'minler arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirici güzel adet ve davranışlardan biri de hediyeleşmek tir. Fahr-i Cihan Efendimiz, ümmetinin birbirlerine karşı olan muhabbet ve bağlılıklarının artması için hediyeleşmeyi teşvik etmiş, kendisi de hediye vermiş ve hediye kabul etmiştir. Hz. Aişe validemiz:

    "Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hediyeyi kabul eder ve ona mukabelede bulunurdu." demektedir. (Buharî, Hibe, 11)

    Enes bin Malik'in bildirdiğine göre Rum hükümdarı, Peygamberimiz'e atlastan, altın sırmalı, uzun yenli bir kürk hediye etmişti. Efendimiz onu sırtına giyince halk:

    - Ya Rasûlallah! Bu, sana semadan mı indirildi?! dedi. Allah Resûlü:

    "- Pek mi hoşunuza gitti? Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki Sa'd bin Muaz'ın cennetteki peşkirlerinden bir peşkir bile bundan daha hayırlı, daha güzeldir!" buyurdu. Sonra da, onu sırtından çıkarıp Hz. Ca'fer'e gönderdi. Ca'fer -radıyallahu anh- onu giyince Efendimiz:

    "- Ben bunu sana giyesin diye göndermemiştim!" dedi. Hz. Ca'fer:

    - Onu giymeyip de ne yapacağım? diye sorunca Sevgili Peygamberimiz:

    "- Kardeşin Necaşî'ye gönder!" buyurdu. (İbn-i Hanbel, III, 229; İbn-i Esir, Üsüdü'l-gabe, I, 324)

    Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, hediyeyi küçük büyük demeden kabul ederek, vereni sevindirme konusundaki hassasiyetini şöyle dile getirmektedir:

    "Şayet bana kürek veya paça hediye edilse, hemen kabul ederim." (Buharî, Hibe, 2) Bunun hikmetini ise:

    "Hediyeleşiniz ki birbirinize olan muhabbetiniz ziyadeleşsin!" (Münavi, III, 271) sözüyle beyan etmiştir. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, hediyeleşmenin insanları birbirine nasıl yaklaştırıp sevdirdiğini anlatmak için de:

    "Hediyeleşiniz; zira hediye, kalpteki kin ve nefreti yok eder. Hiçbir kadın komşu kadına verdiği hediyeyi, koyun paçasından bir parça bile olsa küçük görmesin!" buyururdu. (Tirmizî, Vela, 6)
    Hediyeyi bir sünnet olarak veren ve alan kimse onun azlığına çokluğuna, değerli veya değersiz oluşuna bakmamalıdır. Hediye verirken riya, gösteriş, çıkar gibi duygular araya girerse, beklenen netice alınamaz.

    Hediyeleşme imkanlar ölçüsünde olmalı ve bütçeyi zorlamamalıdır. Hediyeleşmede aslolan hatırlamak ve hatırlanmaktır. Dolayısıyla "yarım elma, gönül alma" sözü bizler için bir ölçü olmalıdır.

    İslamî adaba göre hediyeye karşı hediye beklememek gerekir. Bu yapılamazsa, hiç değilse verilenden fazla bir karşılık beklenmemelidir. Bununla alakalı olarak Allah Resûlü ile bir bedevi arasında geçen şu hadise hayli dikkat çekicidir. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor:

    "Bir bedevi Resulullah'a genç bir deve hediye etti. Efendimiz de ona mukabil altı genç deve verdi. Bedevi, memnun kalmadı. Bu durum Fahr-i Kainat Efendimiz'e ulaştı. Efendimiz Allah'a hamd ü senadan sonra:

    «Falan kimse bana bir deve hediye etti. Ben ona mukabil altı deve verdim. Buna rağmen memnun olmamış. Allah'a yemin olsun, şu günden sonra Muhacirler, Kureyşliler, Ensarîler, Sakifliler veya Devsliler dışında kimseden hediye almamaya azmettim!» buyurdu." (Tirmizî, Menakıb, 73; Ebu Davûd, Buyû, 82)

    Habîb-i Ekrem Efendimiz, birtakım insanlardan böyle kabalıklar görür ve daha çok onlara af, müsamaha ve mülayemetle davranırdı. Efendimizin hayatında bunun örnekleri çoktur. Fakat bu tür üzücü ve kaba davranışlar, bazen de Allah Resûlü'nü, o kadar ehemmiyet vermesine rağmen hediye kabülünde bazı kısıtlamalara sevketmiştir.

    Buradan anlaşıldığına göre, daha çok istemeye bahane olması için hediye vermek de, böyle bir hediyeyi kabul etmek de güzel bir davranış değildir. Peygamberimiz'in istisna ettiği kimseler ise daha ziyade tokgözlülük, cömertlik, sehavet, himmet yüceliği, hediyede karşılık beklememek gibi güzel vasıflarla mümtaz olanlardır. Bu vasıftaki insanlardan gelen hediye daha huzur verici ve gönül alıcı olur.

    Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, zarurî olmadıkça hediyeyi asla reddetmezdi. Fakat dinin yasak kıldığı bir durum sözkonusu olduğu zaman, dinin emrine ta'zîmi her şeyin üstünde tutardı. Sa'b bin Cessame -radıyallahu anh- şöyle anlatıyor:

    "Allah Resûlü'ne bir yaban eşeği hediye etmiştim. Fakat Resûlullah onu kabul etmeyip bana geri verdi. Yüzüme bakıp da üzüldüğümü görünce:

    «- Hediyenizi ihramda olduğumuz için alamadık.» buyurdu." (Buharî, Hibe, 6)

    Sa'b bin Cessame, bahsi geçen hediyesini takdim ettiği sıralarda ihramlıya avın yasak olduğunu henüz bilmediği için hediyesinin kabul edilmeyişine üzülmüştür. Şefkatli Efendimiz, sahabîsinin meseleyi yanlış anladığını, hediyesinin reddedildiğini sanarak üzüldüğünü görünce, onu hemen rahatlatmak istemiş ve eğer ihramlı olmasaydı hediyesini kabul edeceğini bildirmiştir. Bu bakımdan insanların birbirlerini yanlış anlamasına, davranışları yanlış yorumlayarak gönül koymasına fırsat vermemek, yanlış anlaşılabilecek davranışların sebeplerini hemen açıklamak îcab eder.

    Fahr-i Kainat Efendimiz, istisnaî durumlar haricinde umûmiyetle müşriklerin ve gayr-i müslimlerin verdikleri hediyeleri de kabul etmezdi ve bunun yasak olduğunu söylerdi. İyaz bin Himar -radıyallahu anh- anlatıyor: "Resulullah'a bir hediye takdim etmiştim. Bana:

    «- Müslüman mı oldun?» diye sordu. «Hayır!» dediğimde:

    «- Ben müşriklerin hediyesini almaktan nehyolundum!» buyurdu ve hediyemi almadı." (Ebu Davûd, Harac, 35)

    Ancak devletler arası münasebetlerde durum farklıdır. Hz. Ali der ki; "Kisra Resulullah Efendimize bazı şeyler hediye etti, Efendimiz ondan bu hediyeleri kabul etti. Diğer krallar da ona hediyede bulundular, o da onlardan bunu kabul etti." (Tirmizî, Siyer, 23) Çünkü bunlar devlet başkanı olup devletler arası münasebetler açısından hediyelerini kabul etmek maslahat îcabıdır.

    Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, hangi durumlarda hediye kabul edilmemesi gerektiğini de bildirmiştir. Ebu Ümame -radıyallahu anh-'ın dediğine göre şöyle buyurmuştur:

    "Kim bir kimseye yardımcı olur, o da buna karşı bir hediyede bulunursa hediyeyi kabul ettiği taktirde, faiz kapılarından büyük bir kapıya girmiş olur ." (Ebu Davûd, Büyû, 82) Birisi hakkında hüsn-i şehadette bulunmak mendup hatta bazı hallerde vacip olur. Yalnız bu hizmete karşı hediye almak caiz değildir. Böyle bir talepte bulunmak, faizin helal malı ziyana uğrattığı gibi, hizmet sevabının yok olmasına sebep olur. Ubade bin Samit -radıyallahu anh- şöyle anlatıyor; "Ben ehl-i suffadan bir kısım insanlara yazı ve Kur'an'ı öğretmiştim. Onlardan bir adam bana bir yay hediye etti. Ben de:

    - Bu yay benim için büyük bir mal değil, onunla Allah yolunda atış yaparım. Ancak yine de gidip Resulullah'a soracağım, dedim. Gelince:

    - Ey Allah'ın Resûlü! Kendilerine yazı ve Kur'an öğrettiğim kimselerden biri bana bir yay hediye etti. Bu benim için bir mal da değil. Ben onunla Allah yolunda atış yaparım! dedim. Efendimiz bana:

    «- Eğer ateşten bir takı takınmayı seversen kabul et!» cevabını verdi." (Ebu Davûd, Büyû, 37)

    Daha sonraki dönemlerde birtakım zarûretler sebebiyle Kur'an talimine karşılık ücret alınabileceği hususunda görüşler beyan edilmiş olsa da, Asr-ı saadette, İslam'ın ilk yıllarında bu tür hizmetlere karşı asla ücret talep edilmemiştir.

    Hediyede dikkat edilmesi gereken bir husus da hediyeden dönmemek, hediye vermekten vazgeçmemek veya daha da ötesi verilen hediyeyi geri almaya kalkışmamaktır. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle ikazda bulunmaktadır:

    "Birinin bir hediye verip veya ikramda bulunup, tekrar bundan dönmesi helal değildir. Ancak baba, çocuğuna yaptığı bağıştan dönebilir. Verdiği hediyeyi geri isteyen kimsenin durumu köpeğe benzer. Köpek yemek yer; karnı doyduktan sonra kusar, sonra da dönüp kendi kusmuğunu yer. " (Ebû Davûd, Buyû, 81)

    İslam, hayatın her alanını kuşatacak şekilde prensipler getirmiş ve hiç bir alanı boş bırakmamıştır. İnsanların rahat ve huzûr içinde yaşayabilmelerini temin edecek bu edep kaidelerini Üsve-i Hasene Efendimiz yirmi üç yıllık nübüvvet hayatı boyunca ashabına talim ederek insanlığa büyük bir medeniyet takdim etmiştir.