Hz. Muhammed'in Hicretinin Sebepleri

Konusu 'Hz.Muhammed'in hayatı' forumundadır ve Adile tarafından 24 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Hicret, Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye göç etmesidir.

    Efendimiz Mekke'de doğmuş ve İslamiyet'i tebliğ etmek üzere burada görevlendirilmişti.
    Doğup büyüdüğü Mekke halkı genelde müşrikti, putlara tapıyorlardı. Halbuki ibadet ancak Allah'a yapılır.
    Zira yaratan 0, yaşatan 0, öldürecek ve tekrar diriltecek olan 0. Böyle olunca O'ndan başkası ibadete müstahak değildir. Bunun için ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Adem'den itibaren tüm Peygamberler ilk önce bir olan Cenab-ı Allah'a inanmaya ve yalnız O'na ibadet etmeye çağırmışlardır.
    Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam da öyle yapmış, evvelce en yakınlarına İslamiyet'i tebliğ etmiş, sonra da bunu herkese ulaşacak şekilde yaymıştı.

    Fahri Kainat Efendimiz [s.a.v]'in çağrısını duyanlar ona inanıyor ayrıca çevresinde toplanıyorlar idi.
    Çünkü Efendimiz o toplumda [el-Emîn - Güvenilir] diye tanınmış, güzel ahlakıyla herkes tarafından sevilmişti. Yalan konuşmadığı ve kimseyi aldatmadığı herkesin ortak inancı idi. Onun için de söylediği dinleniyor ve herkese güven veriyordu.

    Müslümanların sayısı gün ve gün artıyordu, Yüce Allah'ın dini gönüllerde yer ediyordu.
    Yanlız Mekke'de söz sahibi olan Kureyş kabilesi ileri gelenleri bundan endişe duyuyorlardı.
    Toplum üzerindeki etkinliklerini yitireceklerinden ve çıkarlarının sona ereceğinden korkuyorlar, bunun için de bu duruma mani olmak istiyorlardı. Hem Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v] hem de ona inananlara amansız düşman kesilmişler idi. Kuvvetli oldukları için müslümanlara her kötülüğü yapıyor, akıl almaz işkencelerde bulunuyor, bu dinden vaz geçmelerini istiyorlardı.

    Mekke müşriklerinin yaptıkları dayanılmaz hale gelince Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam İslam güneşine başka ufuklar aramayı düşündü. Hac münasebetiyle Mekke'ye gelmiş olan Yesrip "Medine" lilerden bazılarıyla Akabe denilen yerde 621 ve 622 senelerinde 2 kez toplantı yaptı.
    Onlara müslümanlığı anlattı ve müslüman olmalarını istedi. Onlar da müslümanlığı kabul ederek Medine'ye döndüler. Böylelikle İslamiyet Medine'ye girmiş oldu. Orada ise müslümanlar çoğalmaya başladı. Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam ise Mekke'den Medine'ye göç etmek isteyenlere izin vermişlerdi ve
    şöyle buyurdular:

    [Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi.]1

    Fahri Kainat Efendimiz [s.a.v] bu izin ve teşviki üzerine Medine'ye hicret başladı kısa dönemde pek fazla kimse Hz. Ömer de dahil olmak üzere Medine'ye göç etti.

    Mekke'de Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ve Mekke'de müslüman oldukları için aileleri tarafından hapsedilmiş olanlarla köle ve cariyelerden başka kimse kalmamıştı.

    Hz. Ebû Bekir de hicret etmek istemiş, Fahri Kainat Efendimiz [s.a.v] kendisine;

    - Acele etme, bana hicret için izin verileceğini umuyorum, diyerek ona izin vermemişti. Hz. Ebû Bekir:

    - Anam babam sana feda olsun, hakikaten bunu umuyor musun? diye sordu.

    Fahri Kainat Efendimiz [s.a.v]:

    - Evet, umuyorum, diye cevap verdi ve Hz. Ebû Bekir buna çok sevindi.2

    Dârü'n- Nedve'nin Korkunç Kararı

    Mekke'de müslümanlardan kimsenin kalmadığını, hepsinin Medine'ye göç ettiğini gören Mekke ileri gelenleri telaşlanmaya başlamışlardı. Hz. Muhammed de Medine'ye hicret eder ise müslümanların başına geçerse kendileri için iyi olmayacağını, Şam ticaret yolu Medine'den geçtiği için kapanabileceğini düşündüler.

    Mekke'de hemen hemen yalnız kalan Efendimiz için bir şeyler düşünmeli dediler. Bu amaçla Kureyş ileri gelenleri [Dârü'n-Nedve] denilen mühim kararların alındığı yerde toplandılar.
    Toplantıya başta Ebû Cehil olmak üzere, Ebû Sufyan, Ebû'l - Buhterî, Utbe b. Rabi'a, Cübeyr b. Mut'im, Nadr b. Hâris, Umeyye b. Halef, Hâkim b. Hizam. Gibi Mekke ileri gelenleri katıldılar.

    Toplantı son derece gizlilik içerisinde yapıldı. Toplantıda çeşitli görüşler ileri sürüldü, tartışıldı. Bir kısmı, Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v] i bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Bu görüşlerden hiçbiri kabul görmedi.

    Nihayet Ebu Cehil; Kureyş kabilesinin tüm kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı zamanda
    Muhammed'e hücum edip öldürsünler. Kimin vurduğu anlaşılmasın. Böylelikle kanı tüm Kureyş kabilesine dağılmış olur. Haşimîler tüm Kureyş kollarına karşı çıkamıyacaklarından kan davasına kalkışamazlar, çaresiz diyete razı olurlar.

    Bu iş de böylelikle kapanmış olur, dedi.
    Ebu Cehil'in bu teklifi kabul edildi. Bu işi yapacak 40 kişi seçilerek toplantıya son verildi. Bir an önce bu 40 kişinin görevlerini yerine getirmeleri istenildi.

    O beyinsizler ve caniler, kendilerine doğru yolu göstermekten, dünya vede ahirette mutlu olmaları için huzurunu kaçırırcasına gayret sarffetmekten başka bir şey yapmayan Fahri Kainat Efendimiz [s.a.v]'i öldürme kararını alırken bunu kendilerinden başka kişilerin bilmediğini sanıyorlardı.

    Halbuki yanılıyorlardı.Zira yerde ve gökler de olan her şeyi, hatta gözlerin hain bakışını ve sinelerin gizlediğini bilen Cenab-ı Hakk'a vardı. Nitekim [Dârü'n-Nedve] de alınan kararla ilgili Kur'an-ı Kerim de şu şekilde buyuruluyor:

    "Hani bir vakitler kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya (Mekke'den) sürüp çıkarmak için tuzak kuruyorlardı da onlar tuzak kurarken Allah da tuzaklarını bozuyordu. Öyle ya Allah tuzakların en iyisini kurar.''3

    Cenab-ı Hak onların kararını Cebrâil aleyhi's- Selâm aracılığı ile Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam'a bildiriyor ve Mekke'yi terkedip Medine'ye hicret etmesini emrediyordu.

    Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam bu emri alır almaz Hz. Ebû Bekir'in evine geldi. Hz. Ebû Bekir Efendimizin geldiğini görünce: [Vallahimühim bir olay olmadıkça bu saatte, öğle vaktinde günün en sıcak saatinde evimize gelmek Efendimizin adeti değildi], dedi ve heyecanla Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam'mı karşıladı. Efendimiz

    - Yanında kim varsa ise dışarı çıkar, mühim bir şey görüşeceğim, buyurdu. Evde Hz. Aişe, kız kardeşi Esma ve annesi Ümm-i Rumân vardı. Hz. Ebû Bekir:

    - Yabancı yok, ey Allah'ın Resulü, dedi. Bunun üzerine Efendimiz.

    - Medine'ye hicret için bana izin verildi, buyurdu. Hz. Ebû Bekir heyecanla sordu:

    - Size arkadaşlık etme şerefine erecek miyim? Peygamberimiz daha evvel va'dettiği gibi:

    - Evet, beraber olacağız, buyurdu.

    Hz. Ebû Bekir bu habere çok sevindi. 4 aydan beri bugün için beslediği ikiz devesi vardı.
    Birisini hemen Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam teklif etti, [Şu 2 deveden birini beğen al] dedi Efendimiz Hz. Ebû Bekir'i şaşırtan bir şey söyledi. Bu en samimi dostunun bile minnet yükü altında kalmak istemediği için:

    - Yanlız bedelini ödeyerek alabilirim, buyurdu. Hz. Ebu Bekir.

    - Anam babam size feda olsun, dedi ise de, Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam sözünde ısrar etti. Hz. Ebû Bekir başka çaresi olmadığı için devenin bedelini kabule mecbur oldu.

    Değerli mü'minler, burada bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhi salatu vesselam, en sevdiği dostu Hz. Ebû Bekir'in kendisi için hazırladığı deveye ücretini ödemeden binmeyeceğini söylemesi bizim için mühim bir uyarıdır. Din uğruna dindarlık uğruna geçimini başkalarına yükleyen kimseler bunu kulaklarına küpe etmelidirler. Dindarlıklarını başkalarına para ile satmamalıdırlar. İşte Peygamberimiz, işte
    Hz. Ebû Bekir.