Hayırlar Allah'tan şerler insanın kendindendir sözünün anlamı

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Adile tarafından 15 Haziran 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Bahsimizi açıklamaya geçmeden önce altını çizmeliyiz ki,vücud bulan her şey Allah’ın izni ile vücuda gelir. Allah’ın izni ve takdiri olmadan ne hayırlı ne de hayırsız hiçbir şey meydana gelemez. Peki, insanı ilgilendiren hadiselerde insanın müdahalesi ve sorumluluğu nerededir ve nereye kadardır?

    Şöyle izah etmeye gayret edelim: Milyonlarca halkadan oluşan bir zincir hayal edelim. Bu zincirin işe yaraması için tüm halkaların sağlam olması gerekir. Tüm halkalar çelik iken, tek bir halka iplikten olsa veya boş bırakılsa zincir vazifesini yerine getiremeyecek ve kopacaktır.

    İşte etrafımızda cereyan eden her hadise de bu misaldeki zincire benzetilebilir. Allahu Teala, zincirdeki milyonlarca hatta milyarlarca halkayı yaratır ve biz kulundan cüz’i iradesinin hakkı olarak boş olan tek bir halkayı yerine koymamızı diler. Ve hatta elimize çelik, iplik, plastik vb birçok halkayı da verir. Biz ise cüz’i irademiz ile bunlardan birini seçer ve boş olan halkayı tamamlarız. Eğer Allah’ın murad ettiği doğru halkayı seçersek zincir sağlam olur ve işimiz hayırla sonuçlanır. Yok eğer zayıf bir halka seçersek veya boş bırakmayı tercih edersek, zincir işlevini göremez ve sonuç ona göre hayırsız olabilir.

    Diyelim ki hayırla sonuçlanan zincir hadisesinde. Sayısız halkaları yoktan var eden, bunları intizam ve nizamla birbirine bağlayan ve bize bırakılan tek bir boşluğu dolduracağımız halkayı dahi yaratıp emrimize veren Allah’ı görmeyip o tek bir halkayı oraya koyduk diye “Biz Yaptık!” mı diyeceğiz? Yoksa, Yaradanı bilip, O’na şükredip, hamdedip hayırları Gerçek ve Mutlak Sahibi’ne mi teslim edeceğiz? Hayırları kendine maletmek ne kadar sakat bir bakış açısı ise hayırsız sonuçları da Allah’tan bilmek o kadar yanlıştır. Allahu Teala, tüm zinciri yaratmış ve insana boş kalan tek bir halka için de gerekli enstrümanları vermiş iken insan gidip iplikten bir halka takarsa yahut kendi cüz’i iradesine düşen halkayı boş bırakırsa zincir kopacaktır. Bu durumda zincirin kopmasının sorumlusu kimdir? Tabi ki, sorumluluğunu yerine getirmeyen insandır.

    Zincir timsali ile anlattığımız hayır ve şerr mevzuunu gündelik hayattan bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki bahçenizde bir elma ağacı var. Yaz ayındasınız ve bir süredir yağmur yağmıyor. Öte yandan bahçenizde bir çeşmeniz ve hortumunuz da var. Bu örnekte, ağacı meyve veren bir fabrika gibi yaratan Allah’tır; ağacın beslenmesi için toprağı yaratan ve toprağa ağacın ihtiyacı olan mineralleri ekleyen Allah’tır; ağacı sulamamız için suyu yaratan da Allah’tır. Tüm bu saydıklarımız zincirin milyonlarca çelik halkasını temsil eder. Öte yanda bize ise sadece bir halka bırakılmıştır: Yerimizden kalkıp, çeşmeyi açıp hortumu ağacın altına koymak. Bize düşen halka sadece bu kadardır. Peki bunu yapıp ağacı sulayan insan o ağaçtan aldığı elmayı yerken “benim sayemde oldu” dese ve Yaratıcı’yı görmese, hatırlamasa bu zalimlik olmaz mı? Öte yandan insan kendine düşen ağacı sulama işini yapmasa, yani zincirdeki halkayı boş bıraksa, ağaç da kuruyup elma vermese insan diyebilir mi ki “Allah dileseydi kurumazdı, ağacın kurumasının sorumlusu ben olamam”. Bu basit örnekten de görülebileceği gibi “Hayırlar Allah’tan, Şerler insandandır”.

    Tüm bunların yanında, Cenab-ı Allah sonsuz merhametiyle bize yapmamız gerekenleri, kendi selametimiz için uymamız gereken kuralları Peygamberleri ve Kutsal Kitaplar yolu ile iletmiştir. İlaveten karşı karşıya kaldığımız birçok durumda Cenab-ı Allah, kalbimize ilham ederek bizi hayırlara yönlendirir, şerrlerden uzaklaştırır. Aklımıza gelen kötü bir düşünceyi hayata geçirmek istediğimizde karşımıza engeller çıkararak bunu gerçekleştirmemize mani olur. O sebeple Rabbi’mize hep dua etmeliyiz: “Rabbim bizi hayırlı işlerinde vesile eyle, haramlardan ve şerlerden uzak eyle”Amin...

    NOT: Bu kısa eserde Bediüzzaman Hazretleri’nin ene bahsinde geçen aşağıdaki mülahazasından ve aynı konulu olarak Dr. Mustafa Ulusoy’un yazısından esinlenilmiştir: “Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kâbildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır. Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir.”