Halkı değil Hakk'ı rıza etmek

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve saadet tarafından 21 Ocak 2017 başlatılmıştır.

  1. saadet

    saadet Moderatör

    Allah için yapılması gereken ibadet, hayır-hasenât ve hizmetlere, fânîler ortak edilirse, yani Allah’tan başkasının da takdîrini kazanmak gibi nefsânî bir gâye karışırsa, hem o amellerimizin ecri zâyî olur, hem de -nebevî tâbiriyle- “küçük şirk” sayılan riyâ/gösteriş cürmü irtikâb edilmiş olur. Bu ise, îmâna zarar veren, son derece mahzurlu bir hâldir. Bu sebeple bizler amellerimizde sadece Allah’ın rızasını gözetmeliyiz.

    Mevlânâ Hazretleri buyurur:

    “Allah aşkı için çalış, Allah aşkı için hizmette bulun! Halkın kabul etmesi veya reddetmesiyle senin ne işin var?!”

    İhlâs, yani sırf Allah rızâsını gâye edinmek, Hak katında amellerin en mühim makbûliyet şartıdır. Niyet hâlis olduğu takdirde, imkânsızlık sebebiyle yapılamayan sâlih amellere bile, Cenâb-ı Hak ecir lûtfeder. Hattâ gönüldeki niyetin hâlisliği derecesinde, Cenâb-ı Hak kulunun azını çok eder, küçücük bir amele bile, lûtf u keremiyle, dağlar misâli büyük ecirler ihsân eder. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

    “Dîninde ihlâslı ol! Böyle yaparsan, az amel bile sana kâfî gelir.” buyrulmuştur. (Hâkim, Müstedrek, IV, 341)

    ALLAH’IN (CC) AMR BİN LEYS’İ AFFETMESİNİN SEBEBİ

    Horasan melik ve kahramanlarından Amr bin Leys’in hâli, buna güzel bir misâldir. Vefâtından sonra onu sâlih bir zât rüyâsında görmüştü. Aralarında şu konuşma geçti:

    “–Allah sana nasıl muâmele etti?”

    “–Allah beni affetti.”

    “–Hangi amelin sebebiyle affetti?”

    “–Bir gün bir dağın zirvesine çıkmıştım. Yüksekten askerlerime bakınca, sayılarının çokluğu hoşuma gitti ve:

    «Keşke Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– zamanında yaşasaydım da O’na yardım edip destek olsaydım, (O’nun yolunda fedâ-yı cân eyleseydim)…» diye duygulandım. İşte bu niyet ve iştiyâkıma karşılık, Yüce Allah beni af ve mağfiretine mazhar eyledi.”