HADÎS: Peygamber efendimizin mübarek sözleri, işleri ve görüp de mani olmadıkları şeyler. Uydurduğu bir süzü, hadîs olarak söyleyen kimse, Cehennem'de azab görecektir. (Hadîs-i şerîf-Buharî) Hadîs-i şerîfleri, sahîh (doğru) veya bozuk olduğunu bilmeden söylemek, sahîh olsa bile, günah olur. Böyle kimsenin hadîs-i şerîf okuması caiz olmaz. Hadîs kitablarından hadîs nakletmek için hadîs alimlerinden icazet (diploma) almış olmak lazımdır. (Muhammed Hadimî) İmam-ı Buharî'nin rivayet ettiği (naklettiği, bildirdiği) bir hadîs-i şerîfte şöyle buyruldu: İçinizde en sevdiğim kimse, huyu en güzel olandır. Bir kimse ki, Kur'andan, hadîsten anlamaz, Cevab vermemek gibi, ona cevab bulunmaz. (Şeyh Sa'dî) Hadîs alimi: Hadîs-i şerîf sahasında mütehassıs kimse. Hadîs-i ahad: Hep bir kimse tarafından rivayet edilen, bildirilen, müsned-i muttasıl (Resûlullah efendimize varıncaya kadar, rivayet edenlerden yani nakledenlerden hiçbiri noksan olmayan) hadîs-i şerîfler. Hadîs-i amm: Herkes için söylenmiş hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Cibrîl: Peygamber efendimiz Eshabı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrail aleyhisselamın insan sûretinde gelip; İslam'ı, îmanı ve ihsanı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf. Cibrîl hadîsinde o zat-ı şerîf (Cebrail aleyhisselam) ellerini Resûl-i ekremin mübarek dizleri üzerine koydu ve Resûlullah'a; "Ya Resûlallah! Bana İslamiyet'i, müslümanlığı anlat" dedi. Resûl-i ekrem buyurdu ki: " İslam'ın şartları; kelime-i şehadet getirmek, vakti gelince namaz kılmak, malının zekatını vermek, Ramazan-ı şerîf ayında her gün oruç tutmak ve gücü yetenin, ömründe bir kerre hac etmesidir." Îmanın şartlarını sorduğunda; "Allahü tealaya inanmak, O'nun meleklerine inanmak, indirdiği kitablarına inanmak, peygamberlerine inanmak, ahiret gününe inanmak, kadere, hayr ve şerrin Allahü tealadan olduğuna inanmaktır" buyurdu. "İhsan nedir? diye sorduğunda da; "Allahü tealayı görür gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da, O seni görür" buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Müslim) Hadîs-i Garîb: Yalnız bir kişinin bildirdiği sahîh hadîs. Yahut, aradaki ravîlerden (nakledenlerden) birine, bir hadîs aliminin muhalefet ettiği hadîs. Saûd, ateşten bir dağdır. Bu dağda ebedî (sonsuz) olarak, kafire yetmiş sene çıkış ve o kadar sene de iniş yaptırılacaktır. Bu hadîs, hadîs-i garîbdir. (Tirmizî) Hadîs-i Has: Bir kimse için söylenmiş hadîs-i şerîfler. Her ümmetin bir emîni vardır. Ey ümmetim! Bizim emînimiz de Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır. Bu hadîs, hadîs-i hastır. (Sahîh-i Müslim) Hadîs-i Hasen: Bildirenler (ravîler) sadık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hafızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler. YüceAllah, can boğaza gelmedikçe, (îmanlı) kulunun tövbesini kabûl eder. Bu hadîsi Tirmîzî rivayet etmiş ve; "Bu hadîs, hadîs-i hasendir" demiştir. (Hadîs-i şerîf-Riyazü's-Salihîn) Hadîs-i Kavî: Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir ayet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Kudsî: Manası, Allahü teala tarafından, kelimeleri ise, Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem tarafından olan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i kudsîleri söylerken, Peygamber efendimizi bir nûr kaplardı ve bu, halinden belli olurdu. (Abdülhak Dehlevî) Hak teala, hadîs-i kudsîde buyurdu ki: Kulum bana, farz namazda olduğu kadar, hiçbir amel ile yakın olamaz. (Buharî) La ilahe illallah kal'amdır. Bunu okuyan kal'ama girmiş olur.Kal'ama giren de azabımdan emin olur, kurtulur. (Seadet-i Ebediyye) Hadîs-i Maktû': Söyleyenleri (ravîleri), Tabiîn-i kiramakadar bilinip, Tabiîn'den rivayet olunan hadîs-i şerîfler. Tabiîn'den rivayet edilen, bildirilen maktû' hadîslerin sonraki ravîleri (nakledenleri) Ehl-i sünnet alimlerinden iseler, bunlar hakîkaten hadîs-i maktû'dur. Mevdû sanmamalıdır. (İbn-i Kudame-Buharî) Hadîs-i Mensûh: Peygamber efendimiz tarafından ilk zamanda söylenip, sonra değiştirilen hadîsler. Hadîs-i Merdûd: Manası olmayan ve rivayet şartlarını taşımayan söz. Hadîs-i Meşhûr: İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yani bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i meşhûra inanmayan kafir olur. (İbn-i abidîn) Hadîs-i Mevdû: Bir hadîs imamının şartlarına uymayan hadîs-i şerîfler. Bir müctehid (ayet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkaran alim), bir hadîsin sahîh (doğru) olması için, lüzûm gördüğü şartları taşımıyan bir hadîs için; "Benim mezhebimin usûlünün kaidelerine göre mevdûdur" der. Yoksa; "Resûlullah'ın sallallah ü aleyhi ve sellem sözü değildir" demez. (Davûd-ül-Karsî) Hadîs-i Mevkûf: Eshab-ı kirama kadar ravîleri (nakledenleri) hep bildirilip, sahabî olan ravînin, Resûl-i ekremden işittim demeyip, böyle buyurmuş dediği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Mevsûl: Sahabînin (Resûlullah efendimizin arkadaşları); "Resûlullah'tan işittim, böyle buyurdu" diyerek haber verdiği hadîs-i şerîfler. Bunda, Resûl-i ekreme kadar rivayet edenlerin hiç birinde kesinti olmaz. Hadîs-i Muddarib: Kitab yazanlara, çeşitli yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Muhkem: Te'vîle (yoruma, açıklamağa) muhtaç olmayan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Mu'allak: Baştan bir veya birkaç ravîsi(rivayet edeni, nakledeni) veya hiçbir ravîsi belli olmayan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Munfasıl: Aradaki ravîlerden (nakledenlerden), birden ziyadesi (fazlası) unutulmuş olan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Müftera: Müseylemet-ül-Kezzab'ın ve ondan sonra gelen münafıkların (kalbiyle inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kafirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri. Ehl-i sünnet alimleri (Resûlullah efendimiz, dört halîfesinin ve ashabının arkadaşlarının yolunda olan alimler), müftera hadîsleri aramış, bulmuş ve ayırmışlardır. Din büyüklerinin kitablarında böyle sözlerden hiçbiri yoktur. Hadîs-i Mürsel: Sahabe-i kiramın ismi söylenmeyip, Tabiîn'den (Sahabeyi görenlerden) birinin, doğruca Resûl-i ekrem buyurdu ki dediği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Müsned-i Münkatı': Sahabîden başka bir veya birkaç ravîsi (nakledeni) bildirilmeyen hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Müsned-i Muttasıl: Peygamber efendimize kadar ravîlerden (nakledenlerden) hiçbiri noksan olmayan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Müstefîz (Müstefîd): Söyleyenleri üçten çok olan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Müteşabîh: Te'vîle (açıklamaya, yorumlamaya) muhtaç olan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i Mütevatir: Bir çok Sahabînin Peygamber efendimizden ve başka bir çok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitaba yazılıncaya kadar, böyle pek çok kimsenin haber verdiği hadîs-i şerîfler. Mütevatir hadîsleri rivayet edenlerin yalan üzerinde sözbirliği yapmaları müm kün değildir. Hadîs-i mütevatire muhakkak inanmak ve bildirilenleri yapmak lazımdır. İnanmayan kafir olur, îmanı gider. (İbn-i abidîn) Hadîs-i Nasih: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri. Hadîs-i Sahîh: adil ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i muttasıl (Resûl-i ekreme kadar, rivayet edenlerin hepsi tam olup noksan bulunmayan), mütevatir (bir çok sahabînin rivayet ettiği) ve meşhûr (önceleri bir kişi bildirmişken, sonraları şöhret bu lan) hadîsler. Hadîs-i Şaz: Bir kimsenin, bir hadîs aliminden işittim dediği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i şazlar kabûl edilir, fakat sened (vesîka) olamazlar. alim denilen kimse meşhûr bir zat değilse, kabûl olunmazlar. Hadîs-i Zaîf: Sahîh ve hasen olmayan hadîs-i şerîfler. Zaîf hadîsi bildirenlerden birinin hafızası, adaleti gevşek olur veya îtikadında (inancında) şübhe bulunur. Zaîf hadîslere göre fazla ibadet yapılır; fakat ictihadda bunlara dayanılmaz. Hadîs İmamı: Üç yüz binden çok hadîs-i şerîfi, ravîleri (rivayet edenleri, nakledenleri) ile birlikte bilen büyük hadis alimi. Buna, hadîs müctehidi de denir. Hadîs imamlarının en büyüklerinden olan İmam-ı Buharî'nin rivayet ettiği (naklettiği) bir hadîs-i şerîf şöyledir: Müslüman, müslümanın (din) kardeşidir. Müslüman, kardeşine zulmetmez ve onu düşman eline vermez (himaye eder, korur). Her kim müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını te'min ederse, Allah da ona yardım eder. Her kim, bir müslümanın sıkıntılarından birini giderirse, cenab-ı Hak buna mukabil (karşılık), ondan kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Her kim, bir müslümanın aybını (kusûrunu) örterse Allahü teala ahirette onun (kusur) ve kabahatlerini örter. Hadîs imamlarından İmam-ı Müslim'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf ise şöyledir: Herhangi bir müslümanın başına; yorgunluk, hastalık, düşünce, keder, acı, diken batmasına kadar, her ne gelirse, Allahü teala bunları; o müslümanın hatalarına keffaret kılar. Hadîs-i Nefs: Kalbe gelip de, yapmakla yapmamak arasında tereddüde sebeb olan düşünce. Kalbe gelen düşünce beş derecedir: Birincisi, kalbde durmaz, uzaklaştırılır. Buna hacis denir. İkincisi kalbde bir zaman kalır. Buna hatır denir. Üçüncüsü, hadîs-i nefstir. Dördüncüsü, yapılması tercîh edilir. Buna hemm denir. Beşinci derecede bu ter cîh kuvvetlenip, karar verilir. Buna azm ve cezm denir. İlk üç dereceyi melekler yazmaz. Hemm, hasene (iyilik) ise yazılır. Seyyie yani kötülük ve günah ise, terk edilince, sevab yazılır. Azm olursa, bir günah yazılır. İşlenmezse bu da affolur. (Abdülganî Nablüsî)