Gerçek fakir kimdir?

Konusu 'Dini Sorular Ve Cevapları' forumundadır ve Lasey tarafından 5 Temmuz 2014 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    İslam, ihtiyaç sahiplerinin, başkalarından bir şey istemelerini yasaklamamakla birlikte, ahlakî bakımdan tasvip de etmemiştir. Utanmaksızın her önüne gelenden istemeyi huy edinenlerden Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de şöyle bahseder: “Sadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnûd olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler.” (et-Tevbe, 58)

    Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem-, böyle kimselerden kendisine gelerek zekattan bir şeyler isteyen birine: “Hak Teala, zekat mallarının taksîmini herhangi bir şahsın, hatta peygamberin bile arzu ve iradesine bırakmamıştır. Bunların harcanması için sekiz yer göstermiştir. Eğer sen bu sekizden birine dahil isen o zaman zekat malından hisseni alırsın.” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübra, VII, 6) buyurmuşlardır.

    Burada zekatı yerine sarf husûsunda büyük bir titizlik ve incelik vardır. Zîra zekat, ancak ayette belirtilen yerlere verilebilir. Bunun haricinde yapılacak olan infaklar, «hayrat» denilen zekatın dışında bir bağış iledir. Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- zekat malını verirken muhatabını ehli değilse reddetmiş ancak zekatın dışında yaptığı infakta böyle bir reddetme yapmamış, bilakis ayette buyurulan: “Bir şey isteyeni azarlama!” (ed-Duha, 10) beyanından hareketle şöyle buyurmuştur: “Sizin güzel ahlakınız, karşınıza gelip el açanı bir hurma danesiyle bile olsa, boş çevirmemenizdir.” (Buharî, Kitabu’z-Zekat)

    Bu hadîs-i şerîften ilham ile muhterem pederimiz Mûsa Efendi -kuddise sirruh-, istemeyi meslek haline getirmiş kimselere, yani dilencilere de sadaka verir ve şöyle buyururdu: “–Vermemeye alışmamak için az da olsa vermek lazım!..”

    Şu gerçeği de bilmelidir ki, İslam’da ancak büyük zarûretler halinde dilenmeye müsaade edilmiştir. Zîra başkalarına el açmak, aslında insanı son derece aşağılayıcı bir iştir. Bu sebeple de Allah Rasûlü -sallallahü aleyhi ve sellem- ashabından bey’at alırken pek çoğuna «kimseden bir şey istememe»lerini şart koşmuştur. Dolayısıyla fakirler içinde utanmaz, arlanmaz, derbeder, önüne gelenden para isteyen tipler ile fakîrlik ve sıkıntılarını sîneye çekenler birbirlerinden ayırt edilmelidirler.

    Bu mevzûda Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: “Fakîr, bir lokmayı şu kapıdan, bu kapıdan elde edene denmez.” Bunun üzerine sahabîler: “–Ya Rasûlallah! Öyleyse fakîr kimdir?” diye sordular. Rasûl-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz: “–Fakîr, ihtiyaç içinde kıvrandığı halde ihtiyacını açıklayıp söylemeyen, kimseden bir şey istemeyen kişidir.” (Müslim, Kitabu’z-Zekat, Babu’l-Miskîn) şeklinde cevap verdi.

    Rasûlullah -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz bu hadîs-i şerîfleriyle şunu beyan etmek istemişlerdir: Her önüne gelenden isteyip dilenenler, ne de olsa bir şeyler elde ederler. İhmal edilmemesi gereken kimseler; hallerini gizleyip, sabır ve kanaat ile fakîrliğe katlananlardır. Halini arzedemeyen böyle kimselere yapılacak infakın ehemmiyeti Kur’an-ı Kerîm’de de beyan buyurulmuştur: “(İnfaklarınızı), kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirlere verin! Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zannederler. Sen onları sîmalarından tanırsın. Çünkü yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı, hiç şüphesiz ki Allah bilir.” (el-Bakara, 273)

    Bu ayet-i kerîmeden anlaşılan bir mana da, zekat verecek kimsenin temlîk ve taharrîye son derece riayet etmesi zarûretidir. Zîra zekatın sahîh olması buna bağlıdır. Temlîk, mülk olarak vermek; taharrî de, vermeden evvel yapılan araştırma, yani zekatın yerini bulup bulmayacağını tesbit etmektir. Eğer zekat, taharrî (araştırma) yapmadan verilip sonradan da verilenin zekata ehil kılan sekiz yerin dışında olduğu anlaşılırsa, zekat sahîh olmaz ve yeniden verilmesi gerekir. Ancak taharrî yapıldıktan sonra bir isabetsizlik görülürse, bu durumda zekatın yeniden verilmesi îcab etmez.
    Gerçek fakir kimdir.