Fena Medir? İslamda Fena Kavramı

Konusu 'Dini Sorular Ve Cevapları' forumundadır ve Lasey tarafından 2 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    FENA:
    Tasavvuf ilminde bir terim. Kendini yok görmek. Masivayı, Allahü tealadan başka her şeyi unutmak, mahlûkların (yaratılmışların) sevgi ve düşüncesini gönülden çıkarmak. Allahü tealayı çok zikir (anma) netîcesinde meydana gelen kendini unutma hali.
    Fenaya kavuşmak için lazım olan on şey; tövbe, zühd (dünyaya düşkün olmamak), tevekkül (Allahü tealaya güvenmek), kanaat, uzlet yani dîni, ahlakı bozan kimselerden, kitablardan sakınmak, zikr (her işte Allahü tealayı hatırlamak), teveccüh (bütün arzu ve isteklerden sıyrılarak Allahü tealaya yönelmek, sabır, murakabe (kendini hesaba çekme) ve rıza (Allahü tealadan gelen her şeye boyun eğme)dır. (Ahmed Farûkî)
    Marifet (Allahü tealayı tanımak) ve hakîkî îman, fena hali meydana gelmesine ve ölmeden önce olan ölmeye (gafletten uzak olup, her an Allahü tealayı hatırlamaya) bağlı olduğu için, fena hali çok olanın îmanı daima kamil (olgun) olur. Peygamber efendi miz buyurdular ki: "Ebû Bekr'in îmanı bütün ümmetimin îmanı ile tartılsa, Ebû Bekr'inki daha üstün olur." Çünkü o, fenada bütün ümmetten (her müslümandan) daha ileride idi. Eshab-ı kiramın hepsi fena makamına kavuşmuştu. (Muhammed Ma'sûm)
    Fena ve beka, sahibinin vicdanı ile ilgilidir, dil ile söz ile anlatılamaz. Tatmakla anlaşılır. (Abdülhakîm-i Arvasî) Bir kimsede hasıl olmazsa fena, Hak tealaya yol bulamaz asla.
    (İmam-ı Rabbanî)

    Fena Fillah:
    Kalbin yalnız Allahü tealayı sevmesi, O'nun beğendiği şeylerde fani olmak yani O'nun sevdiklerini sevmek O'nun sevdiklerini kendi için sevgili bilmek.

    Fena fiş-Şeyh:
    Tasavvuf ilminde talebenin velî olan hocasının arzû ve isteklerine tabi olması, iradesini isteğini onun eline bırakması. Ölü yıkayıcının elindeki meyyit (ölü) gibi olması. Ona hiç bir işinde muhalefet etmemesi.

    Fena-i Etemm:
    Tam fena. Evliyalık makamlarının sonu, velînin ben diyecek yer bulamamasıdır.

    Fena-i İrade:
    İrade ve isteklerin yok olması.

    Fena-i Kalb:
    Mahlûkların (yaratılmışların) varlığını, sevgisini kalbden çıkarmak. Kalbin Allahü tealadan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi, unutması.
    Fena-i kalb hasıl olunca, kalbde hatara (mahlûkların düşüncesi) kalmaz. Fakat dimağdan gitmezler. (Ahmed Raûf)
    Fena-i kalb sahibi, istese de, kendisini zorlasa da, Allahü tealadan başka hiçbir şeyi hatırına getiremez. Bu fena, kalb ile olan zikrin netîcesidir. (İmam-ı Rabbanî)

    Fena-i Nefs:
    İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması. Benliği unutup, bırakması. Yani Allahü tealadan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi.
    Fena-i nefs mertebesinde, mahlukların düşüncesi de dimağdan gider, kaybolur. (Ahmed Raûf)
    Fena-i kalbden sonra fena-i nefs, sonra itmi'nan-ı nefs, sonra İslam-ı hakîkî hasıl olur. (Muhammed Ma'sûm)
    Fena fiş-şeyh, hakîkî fenanın başlangıcıdır. (İmam-ı Rabbanî)