Fatıma Binti Müsenna

Konusu 'Eğitim Konuları' forumundadır ve Adile tarafından 19 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Fatıma Binti Müsenna: Endülüs'ün İşbiliyye şehrinde yetişen bayan velilerden. İsmi, Fatıma binti Müsenna'dır. 12. asırda yaşamıştır. Muhyiddin-i Arabi hazretleri Ruh-ül-Kuds isimli eserinde şöyle anlatıyor:

    Ben, Fatıma binti Müsenna'ya yetiştim. 10 yıl sohbetlerine devam ettim. Dikkat ettim, hiçbir şey yemiyordu. İnsanlar yemek olarak kapısının önüne bir şey koyarlarsa, onlardan ölmeyecek kadar yerdi. Ben yanına oturduğumda, yüzüne bakmaya utanır, haya ederdim. 90 yaşının üzerinde olduğu halde, kendisini gören çok genç zannederdi. Kendi halinde yaşardı. Dünya ile alakası yoktu. Kimseden bir şey istemezdi. Bir ihtiyacı olsa, görülmesi icab eden bir işi meydana çıksa Fatiha-i şerifeyi okur, Allahü tealanın izni ile o şey hemen hallolurdu. Onun kalması için, kendi elimle hurma dallarından bir ev yaptım. Orada kalırdı. Huzûruna benden başka kimsenin girmesine müsaade etmezdi. "Niçin sadece ona izin veriyorsunuz da başkalarına müsaade etmiyorsunuz?" diye sual edildiğinde, cevaben; "Başkaları yanıma geldikleri zaman yarım olarak gelirler. Yani kendileri gelirler, fakat kalpleri işlerinin, dünyalıklarının, evlerinin, ailelerinin yanında kalıyor. Ancak Muhammed ibni Arabi benim evladımdır. Gözümün nûrudur." buyurdu. Yanıma geldiği zaman, tam gelir. Oturduğu zaman tam oturur. Diğerleri gibi, geride bir şey bırakmaz. Düşünceleri, kalbi geride olmaz." buyurdu.

    Fatıma binti Müsenna hazretleri, her an Allahü tealayı düşünürdü. Hep O'nu hatırlardı. "Ente, ente (Sensin, sensin), senden başka her şey boştur." derdi. Onun halini ve durumunu anlayamayanlar, kendisine ahmak derlerdi. Hakkında böyle uygunsuz şeyler söylendiğini haber alınca; "Asıl ahmak, Rabbini tanımayanlardır." buyururdu. Fatıma binti Müsenna o zamanda bulunanlar için, Allahü tealanın bir rahmetiydi.

    Bir Ramazan-ı şerif bayramı akşamı, Fatıma binti Müsenna, bulunduğu beldedeki caminin önünden geçiyordu. Caminin müezzini Ebû amir isminde bir kimseydi. Elindeki sopayla Fatıma binti Müsenna'ya vurunca, dönüp müezzine baktı ve bir şey söylemeden ayrılıp gitti. Gönlü incinmişti. Kırık gönülle evinde ibadet ve taatine devam etti. Kendisine sopa ile vuran müezzin sabah ezanını okumaya başlayınca, Fatıma binti Müsenna, o müezzin için Allahü tealaya dua etmeye başladı. Allahü tealanın bir veli kulunu inciten kimseyi, mutlaka cezalandıracağını biliyordu. Müezzinin başına bir bela gelmesinin yakın olduğunu bildiği ve belaya düçar olmaması için şöyle dua etti:

    "Ya Rabbi! Şu gecenin son vaktinde, herkes uyurken kalkıp senin ismini, Kelime-i şehadeti, Kelime-i tevhidi söyleyen, senin ve habibinin ismini zikreden, senin davetini, emrini, senin kullarına bildiren şu kimseyi, bana yaptığı sebebiyle cezalandırma!Onu affet. Beni kırmış olduğu için ona ceza verme! amin!"

    O gün (Ramazan bayramı günü), fıkıh alimleri toplanarak vali ile bayramlaşmaya gittiler. Ebû amir ismindeki o müezzin de, dünyalık bazı menfaatler temin etmek niyetiyle alimlerle beraber valinin yanına gitti. Vali onun kim olduğunu sordu. "Caminin müezzinidir." dediler. "Sizinle beraber buraya gelmesi için ona kim izin verdi?" dedi. Bunun maksadını anlamıştı, hemen kendisini dışarı attırdı. Daha sonra alimler bunun içeri alınması için şefaat ettiler, nihayet içeri alındı.

    Bu hal, Fatıma binti Müsenna'ya anlatıldığında, o da akşamki hadiseyi ve sabah ezanı okunurken yaptığı duayı anlattı ve; "Ben onda olan hakkımdan vazgeçtim. Yani hakkımı ona helal ettim. Allahü tealaya dua ettiğim için o, bu kadarlık bir kovulma ile işi atlatmış oldu. Ben hakkımdan vazgeçmemiş olsaydım, o müezzin mutlaka öldürülürdü." buyurdu.

    Muhyiddin-i Arabi, Fütûhat-ı Mekkiyye kitabında şöyle anlatıyor: "Bir gün Fatıma hazretlerinin yanında oturuyorduk. Bir kadın gelerek; "Ey kardeşim! Benim kocam, Endülüs'te Şeriş (yahut Şerş) beldesinde bulunuyor. Haber aldım ki, orada birisi ile evlenmiş. Siz bu hale ne dersiniz?" dedi. Ben de o kadına; "Siz ona kavuşmak (ulaşmak) istiyorsunuz değil mi?" dedim. Kadın; "Evet." dedi. Bunun üzerine Fatıma hazretlerine dönerek; "Ey anacığım! Bu kadıncağızın söylediklerini duydunuz. Ne dersiniz?" "Ey evladım! Bu kadının arzusu, ihtiyacı nedir?" dedi."Kocasının gelmesi." dedim. Fatiha-i şerife ve başka şeyler okudu. Ben de onunla beraber okudum. "Fatiha-i şerifeden, bu kadının kocasını getirmesini istedim." buyurdu. Okuduğu Fatiha, Allahü tealanın izniyle insan sûretine (şekline) geldi. Ona; "Ey Fatiha-ul-kitab! (Fatiha sûresi) Şeriş şehrine git! Bu kadının kocasını getir! Gelmek istemezse bile sen bırakma! Mutlaka getir!" dedi.

    Aradaki mesafe çok uzun olmasına rağmen, Allahü tealanın izniyle o kadının kocası bir anda evine geldi. Çoluk çocuğu çok sevindiler. Böylece, Fatıma hazretlerinin bir kerametine daha şahid olduk."

    1) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.232
    2) Nefehat-ül-Üns Tercümesi; s.703
    3) Meşahir-ün-Nisa
    4) İslam alimleri Ansiklopedisi; c.8, s.289