Fatiha suresinin kısa tefsiri Mekke döneminde nazil olmuştur, yedi ayettir. Kur'an-ı Kerim'in başlangıç suresi olduğu için "açan" manasında Fatiha şeklinde anılmıştır ve aynı zamanda "Ümmü'l-Kitab" (Kitab'ın anası/özü), "el-Esas" gibi adları da vardır. 1. Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla 2. Hamd(in övme ve övülmenin her türlüsü), alemlerin (tek) Rabbi[1] olan Allah'adır. 3. (O) Rahman'dır (dünyada bütün yaratıklara bol merhamet edendir), Rahim'dir (ahirette yalnız mü'minlere acıyıp mağfiret edecek olandır). 4. Din gününün (ahirette hesap ve karşılık görme gününün) maliki/hükümranıdır. 5. (Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) ancak senden medet umar/yardım dileriz.[2] 6. Bizi doğru yola (İslam'a) ilet (İslam ile yaşat). 7. Kendilerine (lütfundan) nimet verdiğin kimselerin yoluna (ilet); [4/69] (emirlerine asi olmuş ve) gazaba uğramışların ve sapıtanların değil (Ya Rabbi).[3] (amin…)[4] 1 Rablık bir insan, bir toplum ya da bir şey üzerinde otorite iddiasında bulunmaktır. Rab aynı zamanda besleyen, büyüten ve varlığı devam ettirme gücüne sahip olandır. Kurumsal olarak kainatta her türlü otoritenin asıl kaynağı, sahibi ve hayata hükmü geçerli olandır, ki O da ancak Cenab-ı Allah'tır. O'nun emrini beğenmemek ve dışlamak Cenab-ı Allah'ı Rab olarak tanımamaktır. [bkz. 6/102; 33/36; 41/30; 46/13] 2-Bu ayet inananların Cenab-ı Allah'a verdiği bir taahhüttür. Bilmemiz gerekir ki Allah Azze ve celle'ye kulluk, yalnız O'na ibadet etmekle değil, hem ibadet hem de emir ve yasaklarına itaatle gerçekleşir. Çünkü Allah Azze ve celle, yalnız ibadet ilahı değildir. Bunun içindir ki İslam "la ilahe illallah" ile başlar, "iyyake na‘büdü" ile yürürlüğe girer. Kur'an'da birçok yerde Allah'a kulluk emredilir. Çünkü insanları, bütün emirlerine itaatte kul etme hakkı ancak O'nundur. Zaten Allah Azze ve celle de insanları bunun için yaratmıştır (51/56). Çünkü Bir'e kul olmayan bine kul olur; Cenab-ı Allah'a kullukta yücelik ve hürlük, kula kullukta ise esaret ve küçülme vardır. Seyyid Kutub, tefsirinde; "Öyle bir zaman gelir ki insanlar, Cenab-ı Allah'ı sözde inkar etmeyebilir, O'na ibadeti de terketmezler ama o ibadeti ya birine gösteriş olarak yaparlar, ya helal ve haramı (serbestlik ve yasakları) tayin ve ilanda, başkalarının İslama aykırı emirlerine istekle itaat ederler, ya da İslama aykırı olarak bir kimseye sığınmak ve ondan bir paye elde etmek isterler ki (4/139; 35/10) bu durumda onları rab kabul etmiş, onlara tapmış ve kulluk etmiş olurlar (9/31). Böylece ‘Müslümanım' dedikleri halde (Allah korusun) şirke düşerler." der. "İslam öncesi Arap müşrikleri de ideolojileri yönünden Cenab-ı Allah'ı inkar etmiyorlar ancak O'nun, hayatlarında hükümleri geçerli olan Rab olmasını kabul etmiyorlardı. İşte Allah'a Rab, Malik (Hükümran) ve tek İlah olarak (112/1-4) inanmamak şirk olur." (Seyyid Kutub, VIII, 284). [bkz. 2/107, 138; 5/52; 6/102; 12/40, 106; 16/49, 52; 29/25; 39/64, 65; 40/60; 41/30; 43/84; 46/13] 3- Yahudiler, hıristiyanlar ve diğerleri gibi. [bkz. 2/90; 5/77; 58/14] Yahudiler dinlerini merasimleştirdiler, peygamberlerini küçük düşürdüler, devre dışı bıraktılar, hakaret ettiler, hatta bazısını öldürdüler. Hıristiyanlar ise peygamberlerini ilahlaştırdılar. "Din vicdan işidir." diye onu vicdanlara hapsettiler ve dini dünyevileştirdiler. Halbuki inancın/dinin, kişinin iç dünyasına ait bir şey olduğunu söyleyip onu vicdanla sınırlı bir alan içine hapsetmek ve kişiyi, dini yaşamından engellemek yanlış ve geçersizdir. Çünkü vicdanda olan her şey her yerde var demektir. Bu yönden bunu hegemonik/baskıcı usul ve üslupla bastırmak insan onurunu zedeleyen bir tavır olmuştur. 4- Amin, "Öyle olsun, kabul eyle" anlamındadır ve "amin" demek sünnettir. Sesli namazlarda Hanefiler'de imam ve cemaat sessiz; Malikiler'de yalnız cemaat sesli; Şafii ve Hanbeliler'de imam ve cemaatin sesli okumaları menduptur. Besmele, İmam Şafii'ye göre sureye dahil sayıldığından sesli namazlarda açıktan okunur. İmam-ı azam ve Malik'e göre yedinci ayet "gayri'l-magdubi…"dir.