Eşlerin Birbirlerine Karşı Güveni, Sadakatı ve Vefası

Konusu 'Manevi Hayatımız' forumundadır ve Lasey tarafından 9 Ocak 2019 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Eşlerin Birbirlerine Karşı Güveni, Sadakatı ve Vefası

    Eşler arasındaki ilişkilerin insani değerler üzerine kurulu olması ve karşılıklı rıza esasına dayanması gerekir. Bu anlamda güven, sadakat ve vefakarlık iyi geçinmenin ve sağlıklı iletişimin temelini oluşturur. Eşlerin güvenilir olmaları ve birbirlerine güvenmeleri, aile huzurunun vazgeçilmez şartlarındandır. Eşlerin ve diğer aile bireylerinin birbirine güvenmediği veya güvenmediği bir aile ortamında huzurdan söz edilemez. İlk vahyin inzalin de Rasulüllah üzerine yüklenen sorumluluğun ağırlığını düşünerek, böyle bir sorumluluğun altından kalkıp kalkamayacağı konusundaki endişesini dile getirdiğinde, ilk eşi Hz. Hatice O’nu teskin ederken söyledikleriyle ne kadar güvendiğini göstermiştir. Hz. Hatice ile Hz. Peygamber’in birbirlerine karşı olan sadakatleri de bilinmektedir. Hz. Hatice’ye karşı Hz. Peygamber son derece sadakatle bağlanmış, Hz. Hatice de ona karşı aynı bağlılıkla karşılık vermiş, en zor zamanlarında maddi ve manevi desteğini esirgememiştir (Buhari 1992: Bed’ü’l-Vahyi 1)

    Sınırsız sayıda kadınla evlenmenin normal kabul edildiği, örf ve adet haline geldiği Arap toplumunda, Hz. Peygamber’in ilk eşi Hatice ile yirmi beş yıl evli kalması ve eşinin vefatından sonra yaklaşık üç yıl bekleyip yeniden evlenmemesi, ilk eşine olan sadakatı ve vefasının açık bir göstergesidir. Hz. Peygamber yıllar sonra Mariye’den doğan İbrahim’in dünyaya geleceği haberini alınca çok sevinmiş, bunun üzerine Mariye’ye gösterdiği sevgi ve ihtimamı daha da artırmıştı. Hz. Peygamber ve Mariye’nin kız kardeşi doğuma kadar ona itina ile bakmışlardır . İbrahim, sütannede iken ve daha sütten kesilmemişken hastalanmış ve bir müddet sonra da ölmüştür. Allah Rasulü, evladının ölümüne çok üzülmüş ve hissettiği hüzün sebebi ile “İbrahim benim oğlumdur. O, memeden kesilmeden vefat etti. Cennette onun süt emme süresini tamamlamak üzere iki sütanne tayin edilmiştir” diyerek eşi Mariye’yi teselli etmiş ve acısını paylaşmıştır. Vefa, mutlu bir aile yuvasının temel taşlarından biridir. Aile fertlerini birbirlerine daha sıkı bağlayan bu vasıf, sıkıntılı ve zor zamanlarda kendini gösterir. Hayatın inişli çıkışlı akışı içinde vefakar aile bireyleri birbirlerinin kıymetini daha iyi anlarlar. Hz. Peygamber’in eşlerine karşı sadakat ve vefakarlığı, o derecede olmuştur ki, vefatlarından sonra bile onlara sevgiyle, hatıralarını da hürmetle yad etmiş, vefanın en güzel örneğini sergilemiştir.

    Örneğin Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin yakınlarına olan bağlılığı ve eşine karşı vefası sebebiyle, onun vefatından sonra her koyun kesmesinde onun arkadaşlarına mutlaka bir pay göndermiş ve ayrıca kendisine eşini hatırlatan arkadaşlarını sık sık ziyaret etmiştir (Tirmizi 1992: Birr 70), (Müslim 1992: Fedaliu’s-Sahabe 74).

    Ölümünden sonra Hz. Hatice’yi unutmadığını, ona ait her eşyayı hatırladığını ve onları gördüğünde sevgili eşini nasıl bir hasretle ve güzel sevgi sözcükleri ile yad ettiğini birçok örnek göstermektedir. Eşlerinin de Hz. Peygamber’e karşı sadakatle bağlı olduğu ve bunu her tülü ortam ve şartlarda gösterdiği görülmektedir. Örneğin Hz. Hatice, sahip olduğu büyük servetini bir anlamda hep Peygamberlik davası yolunda tüketmiş ve eşine büyük maddi destek vermişti. Hz. Peygamber, eşinin Allah ve Rasulü yolunda harcadığı bu servetin Cennet’teki müjdesini ona bu dünyada iken vermişti. Ahzab suresinde belirtildiği üzere, İslam’ın ileriki dönemlerinde Müslümanların hayat standardı yükselince eşleri, sade bir hayat yaşayan Hz. Peygamber’den dünyalık istemişler. Allah Rasulü de onları sade bir hayatı yaşamak ile istedikleri dünyalıkları alıp ayrılmak hususunda serbest bırakınca, eşlerinin hepsi lüks hayatı ellerinin tersiyle iterek, kanaat ve sadakat örneği göstererek onunla beraber olma şerefini dünya meta’ına tercih etmişlerdir. Hz. Peygamber, eşlerinin yetimlerine öz bir evlat olarak baktığı gibi, onlar da Rasulüllah’ın (s.a.s.) yetimlerine öz anne gibi davranıyor, annelik eksikliğini hissettirmemeğe büyük gayret gösteriyorlardı. Sevde validemiz hayatı boyunca bu konuda örnek bir davranış sergilemiş, O’nun çocuklarına annelik yapmış ve asla bu farklılığı hissettirmemişti .

    Allah Rasulü’nün eşlerinin sevgileri, sadece hayattayken değil, aynı zamanda O’nun vefatından sonra da devam etmişti. Öyle ki Hz. Peygamber’in hayatında dikkat ettikleri şeylere vefatından sonra da dikkat ediyor, sevmediği şeyleri sevmiyor, sanki hayattaymış gibi davranıyor, eşe karşı sevgi ve sadakatin ölçüsünü göstermiş oluyorlardı. Örneğin Hz. aişe, Rasulüllah’ın (s.a.s.) vefatından sonra, O hayatında kınanın kokusunu sevmediği için, saçına kına yakmıyordu. “Peki, şimdi vefat etti” denilince de “Hayatındayken sevmediğini vefatından sonra yaparsam sadakatsizlik olur.” şeklinde karşılık vermişti (Ebu Davud 1992:Tereccül, 4; Nesai 1992: Zinet 19).

    Hz.Peygamber’in örnek aile hayatından anlıyoruz ki, aile içi ilişkilerde sevgi, saygı ve samimiyet hakim olmalıdır. Aile fertleri birbirlerine karşı olan sorumluluklarını yerine getirirken bir zorlama hissetmemeli; işlerini ve görevlerini güçleri yettiğince yerine getirmeye çalışmalıdırlar. Bu noktada aile içi iletişimde şiddet yerine barış; engelleme yerine gelişme; çatışma ve sürtüşme yerine mutluluk ve huzur; hoşgörüsüzlük yerine hoşgörü temel alınmalıdır. Aile içi sorunların, sevgi, saygı, samimiyet ve paylaşım içerisinde hoşgörülü bir ortamda iletişim ve duygusal güvenlik sağlanarak giderilebilmesi gerekmektedir. Bunlarla birlikte eşler arasında iletişimin derin boyutunu etkileyen bazı etmenler vardır. Bunlardan en önemlisi de kadın ve erkeğin evliliğe, yani aile hayatına yükledikleri anlamdır. Toplumda kadının ve erkeğin evliliğe yükledikleri anlam ve değer, evlilik kurumu içindeki ilişkilerin temelini oluşturur. Eşler arasındaki sadakat ve vefakarlık duygularının ve güven unsurunun zayıfladığı günümüzde, Hz. Peygamber’in aile hayatını örnek alacak şekilde yeniden okumamız ve yaşamamız gerekliliği pek aşikardır.