Erkeğin küsmesi az da olsa görülür

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Adile tarafından 30 Mayıs 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Sevgili rahmet denizi okuyucuları, hani bir söz vardır, “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” diye… Bizler tam tabiriyle bunu yaptık, öncelîkle hanımlar olarak bir özeleştiri hatta çok sert bir özeleştiri yaparak aslında çuvaldızı kendimize batırdık ve şimdi de sıra iğneyi beylere batırmada.

    Muhterem hanımefendiler; işin açığı beylere küsme, tavır yapma gibi konularda çok fazla kulp bulmak mümkün değildir. Zira kendileri dünyaya erkek olarak geldiklerinden mütevellit, yetiştirilirken bol miktarda “aslansın, kaplansın, yiğitsin, paşasın” özgüveniyle büyütülürler. Çoğu zaman da küçüklükten itibaren pek bir sınırlandırma yaşamazlar. Dolayısıyla tavır koyma, serzenişte bulunma gibi edalara ihtiyaç duymazlar. Yine çocukluk dönemlerinden itibaren de genellikle uzlaşmacı değillerdir. Örneğin, iki erkek çocuk bir oyuncağı paylaşmadığı zaman birbirlerine dalarlar ve olaylar gelişir.

    Kız çocuklarında ise durum çok farklıdır. Nazı, kaprisi, küsmeyi, gönül almayı, birbirlerini süzmeyi çok küçükken öğrenirler. Hatta öğrenmezler, fıtratlarında zaten vardır, sadece aktive ederler. Ev ahalisi de özellikle babaları bu küçük hanımların nazenin büyümesinde ellerinden geleni yapıp nazlarına, kaprislerine; çikolatalarla, hediyelerle karşılık verdiğinden bu naz ve niyazlar kızlar açısından alışkanlığa dönüşecektir.

    Hanımlar ne kadar detaycı, pimpirikli, komplike varlıklar ise beyler de bir o kadar düz mantıkla hareket eden sade varlıklardır. Yani sosyal ilişkiler konusunda hanımların beyninde dört çekirdekli işlemci var ise bu durum erkek beyninde tek çekirdekli işlemcidir. O yüzden erkeklerin naz, kapris, trip gibi devreleri kapalıdır. Anneleri de oğullarının üzerine titreyip el bebek gül bebek büyüttüklerinden bu türden karmaşık tavırlarla karşılaşmaları izdivaç mevzuları ile olur.

    İlerleyen zamanlarda tecrübe edine edine erkekler de kendilerince hanımların kendilerine uyguladıkları bu manevi yaptırımları taklit etmeye çalışabilirler. Fakat ilkin pek de başarılı olamazlar zira hanımlar bu tür tavırların zayıf noktalarını da gayet iyi bildiklerinden yaptıkları küçük jestlerle (elleriyle yaptıkları bir kek ikramıyla mesela) gönül almayı başarıp er kişinin eylemini başarıyla bloke edeceklerdir.

    Kaldı ki bu jestlere karşı erkek tarafı bağışıklık geliştirse dahi hanımların karmaşık beyin sisteminde öyle bir devre vardır ki onu işleme koymaları halinde sonuç yine ve her türlü hanımların lehine bitecektir. “Zeytinyağı reaksiyonu” da diyebileceğimiz bu yöntem yüzde yüz başarılı bir sonuç verse de sıkça kullanılması uygun değildir. Alışkanlık haline getirilmesi etkisini azaltacağından akıllı hanımlar çok önemli konularda ve çok can alıcı bir noktada bu yöntemi kullanırlar. Efendim, “zeytinyağı reaksiyonu” birden fazla savunma sisteminin bir araya gelmesiyle oluşan kontra bir ataktır. Haklıyı çok haklı, haksızı da haklı pozisyonuna getirebilme etkisi olan son derece gelişmiş bir psikolojik silahtır. Öldürmez ancak en gelişmiş silah sanayinin kimyasal ve biyolojik silahlarının toplamından daha fazla tahribata yol açar.

    İşte sevgili okuyucularımız, anlaşılacağı üzere beylerin yaptığı tavırlar aslında hanımların onlara izin verdiği kadardır. Küçük çaplı ve üstesinden kolayca gelinebilecek olaylar sonrasında ortaya çıkan bu tepkiler çoğunlukla uzatılmadan barışma ile son bulur.

    Şimdi isterseniz beylerin gösterdiği tepkilere bir bakalım.

    Horozlanma:
    Ergen dönemlerde başlayıp kırklı yaşlara kadar süren bir tepki şeklidir, genelde hemcinsleri arasında cereyan eder. Hoşa gitmeyen durumlarda sözlü tartışma ile kafa göz dalma öncesinde görülür. Burada er kişi fiziksel olarak göğsünü kabartır, omzunu geriye atar, boynunu uzatır, başını da biraz öne doğru çıkarır. Bu görüntü kavgaya hazır olduğunun işaretidir. Ortamda aklıselim insanlar var ise bu önemli işaretten sonrası tahmin edilerek ortam yatıştırılır ya da müdahale edilmez, ortalık Cennet Mahallesi’ne döner.

    Vurdumduymazlık:
    Yaşanmış bir tatsızlık sonrasında takınılan bu tutum bir nevi pasif direniştir. Bir kaygısızlık, bir aldırış etmeme, efendime söyleyeyim bir duyarsızlık, bir tınlamama hali hakimdir. Küsmeye benzemez, zira erkek diyaloğu kesmemiştir. Ancak yapmaması gereken her şeyi yapmaktadır. Mesela çorabını kirli sepetine atma eğitimi almış ve bunu uygulamaktayken, küsme döneminde çıkartıp halının üzerine savurabilir. Hatta gıcıklık kat sayısını yükseltmek için çıkardıktan sonra bir de koklayarak sinir zıplatmayı başarabilir. Bu tepki anneden kardeşe, eşten akrabaya herkese uygulanabilen geniş bir yelpazeye sahiptir.

    Uzaklaşma:
    En işlerine gelen yöntemdir, genelde eşlere karşı uygulanır. Yaşanılan gerginlik sonrasında gerginliğin uzamaması bahanesiyle kendilerini dışarı atarlar. Böylece arkadaşlarıyla halı saha maçı yapmak, erkek erkeğe takılmak gibi fırsatlar yakalarlar. Gerek anneye gerekse eşe karşı erkeklere rahat hareket edebilme özgürlüğü tanır.

    Dediğim dedik çaldığım düdük tribi:
    Kısa süre uygulanabilen tepkidir, yeni evli erkeklerde görülür. Yalnızken de olabileceği gibi bu tutuma erkeğin kendi tarafından gelen misafirlerin yanında daha çok rastlanır. Toy damat bu şekilde “Görüyorsunuz ki aslanlar gibi evin reisiyim, hakimiyet bende, nasıl da kazak bir erkeğim” mesajını vermeye çalışır. Ancak bu durumların sonrası çok trajik gelişir. Yaşananları aklının bir tarafına kaydeden gelin, misafirlerin ardından çeşitli yaptırımlarla eşine bu tavrın ceremesini çektirir. Acemi damat için ailesi hatta özellikle de annesi ile eşi arasında kalma süreci başlamıştır. Anne ve eş dengelerini sağlıklı kurmayı becerememesi sonucunda her iki tarafa da ağır bedeller ödemeye başlayacak, bir o tarafın bir bu tarafın gönlünü almaya çalışırken ortada bizar olacaktır. Ancak edinilen tecrübelerden sonra şakül yerini bulur.

    İşine gelirse tribi:
    Meydan okumanın Türkçesidir. Açılımı, “Şartlarım belli uyarsan ne ala, uymazsan iş kötüye gider” manasını taşır. Erkeğin durum beyanı yapmasının ardından söylediği bir sözdür. Yer yer haklı görülebilir, hatun kişinin özellikle maddi konularda diğer hanımlarla yarışmak uğruna eşini zorladığı ahval ve şeraitte erkeğin çektiği resttir. Abartılı kaprisler karşısında çaresiz kalan erkeklerin kurtarıcısı olan bu cümle, bir nevi “İşletim sistemim bu durumun üstesinden gelemedi” alt metnini taşır.

    Ceketimi alır giderim tribi:
    Uzaklaşma başlığına yakın gibi görünse de bir iki beden daha büyük bir tavırdır. Ciddi tehdit içerir, artık cana tak deme durumu er kişide vuku bulmuş demektir, acil olarak hal çaresine bakılması gerekir. Enteresan yanı nedense ceketlerine kıyamamalarıdır.

    Dediğimiz gibi bunlar ya da benzeri durumlar hemen her evde yaşanmıştır. Ancak önemli olan üstesinden gelebilmek, bu tür yaşananları evliliğin tuzu biberi olarak tatlandırıcı seviyesinde tutabilmektir. Allah huzurunuzu, mutluluğunuzu, saadetinizi, muhabbetinizi daim etsin sevgili okuyucularımız….

    Hanımlar kitabını yazar kaprisin, nazın,

    Fazlası aşık usandırır, dozu iyi ayarlayın.

    Er kişiler de tavır yapar ise

    Fazla uzatmadan gönüllerini alın.
     
    Son düzenleme: 2 Nisan 2014