ENBİYA SURESİ (سورة الأنبياء) Kur’an-ı Kerim’in yirmi birinci suresi. Mekke devrinde nazil olmuştur. İbn Abbas ve İbnü’z-Zübeyr’den gelen rivayetler bu konuda ittifak bulunduğunu ortaya koymaktadır (Süyüti, ed-Dürrü’l-menŝur, V, 615; alusi, XVII, 2). Ancak Süyuti el-İtķān’da 44. ayetin Mekki olmadığını kaydetmiş (I, 47) fakat bunun mesnedini göstermemiştir. Buhari, İbn Mes‘ud’un İsra, Kehf, Meryem, Taha ve Enbiya surelerinin Mekke devrinde gelen ilk sureler arasında bulunduğunu ima eden bir rivayetine yer vermişse de (“Tefsir”, 17/1, 21/1) gerek muhtevası gerekse diğer kaynakların bu sureyi nüzul sırasına göre yetmiş üçüncü olarak göstermesi, bunun ilk gelen surelerden değil Mekke devrinin ortalarında veya sonlarına doğru gelen surelerden olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Sure 112 ayet olup fasıla*sı (م، ن) harfleridir. On sekiz peygamberin tebliğ hayatından ve çeşitli özelliklerinden bahseden ve bu sebeple Enbiya suresi adını alan surenin esas konusu, peygamberlerin hak dini yayma ve benimsetme hususunda her türlü zorluğa ve engellemelere rağmen başarıya nasıl ulaştıklarını göstermek ve hakkın batıl karşısında elde ettiği zaferi haber vermektir. Sure daha ilk ayetinde, gaflet içinde yüzen Mekkeli müşriklerin cezalandırılacakları günün yaklaştığını, onların rablerinden gelen her yeni irşad ve ikazı eğlenerek dinlediklerini, kalplerinin oyun ve eğlenceye daldığını, kendi aralarında yaptıkları gizli konuşmalarda Hz. Peygamber’in bir beşer ve bir şair, Kur’an’ın da onun uydurması, hatta saçma sapan rüyalarından ibaret olduğunu söylediklerini ve önceki ümmetler gibi maddi mucize talep ettiklerini haber verir. Halbuki Hz. Muhammed de gelmiş geçmiş bütün peygamberler gibi bir beşerdir. Peygamberlerin diğer insanlardan farkı Allah’tan vahiy almalarıdır. Peygamberleri yalanlayanlar helak olup giderken onlar ümmetleriyle birlikte mücadelelerinde galip gelmişlerdir. Aslında Kur’an, muhataplarının şanını yüceltmek ve onları büyük bir millet yapmak için gönderilmiştir (ayet 6-10). Surenin bundan sonraki ayetlerinde, geçmişte cereyan eden hak - batıl mücadelesinde zalimlerin daima yenilgiye uğradığı vurgulandıktan sonra canlı cansız bütün kainatın Allah’ın hakimiyetinin altında bulunduğu, evrendeki düzenli işleyişin O’nun varlığına, birliğine ve yetkin sıfatlarının mevcudiyetine delil teşkil ettiği ifade edilmek suretiyle son peygambere ait mucizenin kevni ve maddi değil akli, ilmi ve evrensel olduğuna dikkat çekilir (ayet 11-33). Allah’ın tebligatını ulaştıracak elçilerin melek olması gerektiği şeklinde müşrikler tarafından ileri sürülen iddiaya cevap olmak üzere insanlara gönderilen bütün peygamberlerin kendi türlerinden olduğu gerçeği çerçevesinde onların da herkes gibi fani bulunduğu, bu sebeple de hakkı temsil eden ilahi mesajın korunmasının önem taşıdığı anlatılır. Bunca açık ve etkin uyarılara rağmen vahiy ile alay edenlerin akıbetlerinin dünyada ve ahirette vahim olacağı ifade edilir (ayet 34-47). Enbiya suresinin bundan sonraki üç ayetinde Hz. Musa ile Harun’a vahiy indirildiği, Kur’an’ın da bir vahiy mahsulü olduğu kaydedilir ve özellikle önceki vahiylerden haberdar olan kimselerin Kur’an’ı inkar edişleri yadırganır. Ardından Hz. İbrahim’in tevhid mücadelesi ayrıntılı bir şekilde anlatılır, onun ateşe atıldığı halde ilahi bir himayenin sonucu olarak yanmadığı belirtilir (ayet 51-70). Müteakip ayetlerde sırasıyla Hz. Lut, İshak, Ya‘kūb, Nuh, Davud, Süleyman, Eyyub, İsmail, İdris, Zülkifl, Zünnun (Yunus), Zekeriyya ve Yahya’nın irşad ve tebliğ hayatlarına özlü ifadelerle temas edilir (ayet 71-90). Dünyaya gelişi başlı başına bir mucize olan Hz. isa annesine nisbetle anıldıktan sonra bütün bu peygamberlerle ümmetlerinin aslında bir tek ümmet olup temel ilkeleriyle aynı dine muhatap oldukları, fakat kendi aralarında parçalara ayrıldıkları ve hepsinin Allah’ın huzuruna döneceği vurgulanır (ayet 91-93). Surenin bundan sonraki ayetlerinde tevhid inancı pekiştirilir, iyilerle kötülerin akıbetleri tasvir edilir ve yeryüzüne daima iyilerin varis olacağı ilkesi hatırlatılır. Son varis ve son peygamber Hz. Muhammed’in evrensel mesajı, “Biz seni bütün alemlere sadece rahmet vesilesi olarak gönderdik” ifadesiyle dile getirilir. Enbiya suresinin faziletine dair Übey b. Ka‘b’dan rivayet edilip bazı tefsirlerde yer alan (mesela bk. Zemahşeri, III, 110; Beyzavi, IV, 285) ve söz konusu sureyi okuyanın kıyametteki hesabının kolay görüleceğinden, ayrıca Kur’an’da adı geçen her peygamberin kendisine selam verdiğinden söz eden hadisin mevzu olduğu kabul edilmiştir (bk. İbnü’l-Cevzi, I, 239-241; Zerkeşi, I, 432).