Güzel sözler En güzel 18 mart Çanakkale Şiirleri

Konusu 'Şiir köşesi' forumundadır ve saadet tarafından 15 Mart 2019 başlatılmıştır.

  1. saadet

    saadet Moderatör

    En güzel 18 mart Çanakkale Şiirleri.

    En güzel 18 mart Çanakkale Şiirleri

    Çanakkale Zaferi (1915) ve Şehitleri Anma Günü şiirler ve sözler

    Bu yıl 18 Mart 2019 Pazartesi kutlanacak olan Çanakkale Zaferi (1915) ve Şehitleri Anma Günü 18 Mart 1915'te Türk Ordusunun Çanakkale'de düşmana karşı çarpışıp önemli büyük bir zaferle çıktı. Çanakkale Zaferimizin 104. yılında vatandaşlar 18 Mart Çanakkale Zaferi şiirleri ve sözleri ile ilgili Google'da araştırma yapıyor. En şeçkin ve en güzel Çanakkale Şehitleri Anma Günü ile ilgili şiirleri....

    En güzel 18 mart Çanakkale Şiirleri.

    18 Mart 1915 tarihinde İtilaf Devletleri'ne karşı Çanakkale'de büyük bir zafer kazanıldı. Türk ordusu büyük bir inançla İngiliz, Fransız ve diğer İtilaf Devletleri'nden oluşan büyük bir orduyu Çanakkale'de tarihe gömdü. Bu yıl 18 Mart 2019 Çanakkale Zaferimizin 104. yılındayız. Türk tarihinin önemli bir dönüm noktasını teşkil eden en büyük zaferlerinden birisi olan Çanakkale Zaferi ile düşmanın İstanbul'u ele geçirme hayalleri suya gömüldü ve Rusya Çarlığı yıkıldı. 18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili en güzel şiirleri ve sözleri için araştırıp bir araya derledik ve topladık işte Çanakkale şiirleri ve sözler


    ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

    Çanakkale içinde aynalı çarşı
    Ana ben gidiyom düşmana karşı, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale içinde bir uzun selvi
    Kimimiz nişanlı, kimimiz evli, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale içinde bir kırık testi
    Analar babalar ümidi kesti, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale üstünü duman bürüdü
    On üçüncü fırka harbe yürüdü, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale elinde toplar kuruldu
    Vay bizim uşaklar orda vuruldu, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
    Al kan olmuş suları bir tas içilmez, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale'den çıktım yan basa basa
    Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale'den çıktım başım selamet
    Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale içinde vurdular beni
    Ölmeden mezara koydular beni, off, gençliğim eyvah!
    Çanakkale içinde sıra söğütler
    Altında yatıyor aslan yiğitler, off, gençliğim eyvah!"

    En güzel 18 mart Çanakkale Şiirleri.

    ÇANAKKALE ZAFERİ
    Top sesleri geliyor ta... Anafartalar'dan,
    Düşmanlar saldırmakta, direnç kahramanlardan.
    Ağır top mermileri kalkıyor bir kucakta,
    Kahraman Türk askeri şehitliğe koşmakta!
    İnletsin top sesleri yeri göğü ne çıkar?
    Zaferle noktalandı bütün bu saldırılar.
    Mehmetçikteki inanç, komutanında deha,
    Süngüler zafer yazdı, ikan ile yıldızlara!
    Saldırdı Mehmetçikler, Allah Allah diyerek,
    Mermisi tükenince, süngüsünü çekerek.
    Boğaz'da tarih yazdı, kendi de tarih oldu,
    Savaşan düşman bile, Memet'e saygı duydu!
    Mavi deniz al oldu düşmanın kanlarıyla,
    Şahlandı Yahya Çavuş, on üçlük mangasıyla.
    Düşman filosu O'nu koskoca tümen sandı,
    Tümen değildi onlar, yalnız on üç arslandı!
    Boğaz hâlâ şahittir, tarihi boğuşmaya,
    Ne canlar verdik Tanrım, bizler o savunmaya.
    Şimdi Gelibolu'nun ıssız yamaçlarında,
    Yaşananlar hatırda, naralar kulaklarda!
    Savaşta adım adım gittik daha ileri,
    Top atışlarımızla, ıkaynattık hedefleri.
    Mermi bitti, süngü tak, boğazla yık düşmanı,
    Tarihler nerde yazmış, Mehmet gibi arslam!
    Mustafa Kemal yine inançlı ve kararlı,
    Conkbayırı sırtında kahramanca haykırdı:
    "Kılıç çek ve ilerle, tam siper yat ve savaş!"
    Mehmet ölümü öptü ve kazanıldı savaş!
    Bayır, 'kıyı, denizler hep cesetlerle doldu,
    Çanakkale bizlere şeref anıtı oldu.
    Alnımız pırıl pırıl zafere imza attıfk,
    Gökyüzüne süngüyle, Çanakkale yazdırdık!

    BİR YOLCUYA

    Not: Bu şiir Gelibolu yamaçlarında yazılmış


    Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
    Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
    Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda
    İstiklal uğrunda, namus yolunda
    Can veren Mehmet'in yattığı yerdir.

    Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
    Son vatan parçası geçerken ele,
    Mehmed'in düşmanı boğduğu sele
    Mübarek kanının akıttığı yerdir.

    Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti
    Yaptığı bu tümsek, amansız çetin
    Bir harbin sonunda bütün milletin
    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

    Necmettin Halil ONAN

    ÇANAKKALE
    Kalk artık canlan tarih, ben seni yazan Mehmet,
    Kanım bu topraklarda, yamaçlarda bayrağım.
    Ne yitirilmiş canım, ne duyulan merhamet.
    Ben Anadolu'yum ve bir avuç toprağım!
    Günün her doğuşunda, parlatırım süngümü
    Settülbahir'e yazdım süngü ile öykümü!
    Boğaz, deniz, bayırlar bana saygılı baksın,
    Çanakkale zafersin, Çanakkele vatansın!
    Ben, bayrağım yiğitçe yamaçlara dikilmiş,
    Benim için coşkulu nice marşlar söylenmiş.
    İnanç ile tekniğin savaştığı bu yerde,
    Bir yerim semalarda, bir yerim gönüllerde!
    Ben, eski bir toplum, hedefleri kaynatmış
    Her ateşim isabet, atışa doyamamış.
    Ve namlumun ucunda tüter zafer dumanı,
    Savaş kazanan silah, ben özgürlük fermanı!
    Toprağında yiğitler yatar kucak kucağa,
    Öğünç ile bak artık, dalgalanan sancağa.
    Atılan her kurşuna göğüs açtı toprağın,
    Çanakkale yurdumun bir şeref destanısın!
    Bağrını toplar döğmüş, Mehmetçiğin siperi,
    Şehitlerin kanıdır, dalgaların içtiği!
    Ey yüce 'kutsal anıt, yamaçların hep mezar,
    Dünya seni anlatır, tarihler seni yazar,
    Şehit kanları ile sulanmış toprakların,
    Sen savaşın şahidi, zaferin kanıtısın.
    Bizler barışın dostu, zaferin müjdeleri,
    Bize selam dur Ege! Biz yiğit Türk askeri!

    En güzel 18 mart Çanakkale Şiirleri.

    ÇANAKKALE ZAFERİ

    Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! "
    Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahud kafesi!

    Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, tüfan gibi, mahşer mahşer.
    Yedi iklimi cihanın duruyor karşına da,
    Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk;
    Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindü, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...
    Hani, ta'üna da züldür bu rezil istila!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlük-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcüd ise, hakkıyle sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
    Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tüfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam.

    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi;
    "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
    asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namüsunu, çiğnetmeyecek.

    Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
    Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
    "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına;
    Rühumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle,
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rühunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın...Heyhat,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana agüşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy
    .