Ebabil Kuşları ve Ebrehe’nin Sonu

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Lasey tarafından 13 Şubat 2019 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin


    Ebabil Kuşları ve Ebrehe’nin Sonu

    Ebabil-Kuşları-ve-Ebrehenin-Sonu.

    Ebrehe


    Yemen’in Sana beldesine kurulmuş Kulleys tapınağı, muazzam paralar harcayarak inşa edilmişti. Her köşesi göz kamaştırıcı süslerle donatılmış bu büyük kiliseyi yaptıran adam, dönemin Habeş İmparatorluğu’na bağlı Yemen Valisi Ebrehe idi. Hıristiyanlığı en üstün din bildiğinden Arap kabilelerinin mukaddes kabul ederek tavafa koştukları Kâbe’nin unutulup gitmesini ve herkesin Kulleys’te ibadet etmesini istiyordu. Günlerden bir gün iki bedevi Arabın mabedine girip oraya pislediklerini duyunca büyük bir kızgınlıkla Harem-i Şerif’i yıkacağına dair yemin etti. Hemen, önünde fillerin yürüdüğü büyük bir ordu hazırlayarak çöllere doğru yola koyuldu. Esir ettiği bazı adamları kılavuz olarak kullanıp Mekke önlerine kadar geldi. Kâbe’ye bir konak mesafedeki Mugammes vadisine indi ve şehrin yöneticilerinin, huzuruna çıkıp kayıtsız şartsız teslim olmalarını beklemeye başladı. Bu arada etrafa dağılan bazı askerleri Mekke eşrafının develerini yağmalamış, şehrin hakimi Abdülmuttalib’in meradaki develerini de sürüp getirmişlerdi.

    Abdulmuttalib Kâbe kenarında, şehrin ileri gelenleriyle görüşüp konuştuktan sonra Ebrehe ordusuna karşı koyacak güçleri olmadığı için savaşa girişilmemesi kararını almıştı. Sonra Vali ile görüşmek için karargaha gitti. Onu göz alıcı tahtı üstünde karşılayan Ebrehe ne istediğini sorunca: “Adamlarınız benim develerimi almışlar, onları istiyorum!” diye cevap verdi. Ebrehe hal ve tavırlarından yüksek bir şahsiyet olduğunu hissettiği bu adamın öncelikle Kâbe’nin yıkılmaması ricasında bulunacağını zannetmişti. ” Ben mukaddes bildiğiniz evi yerle bir edeceğim ama sen develerinin derdine düşmüşsün!” diye alaylı sözler söylemeye başladı. O vakit Abdulmuttalib: “Ben develerin sahibi olduğumdan onları istiyorum. Kâbe’nin sahibi ise Allah’tır ve O elbette kendi evini korur!” diye cevap verdi.

    Ebrehe ve askerleri Mina’daki Muhassir Vadisi’ne kadar geldiler. Son bir hücumla şehre girmek ve Allah’ın muazzam beytini yıkmak istediler ama ileri sürdükleri fillerin, bir adım bile yürümediklerini görünce şaşkına döndüler. Filler bakıcılarının emrini dinlemiyor, Kâbe istikametine doğru tek adım atmak istemiyorlardı. Yönleri başka tarafa çevrilince koşturup giden bu azgın hayvanlara ne olmuştu böyle?

    Ebabil-Kuşları-ve-Ebrehenin-Sonu-1-300x227.

    Ebrehe ve askerleri olanları anlamaya çalışırken birden gökyüzünü kaplayan ve kırlangıç sürülerine benzeyen siyah kuşlar gördüler. Ayakları ve gagalarında pişmiş taşlarla gelen inanılmaz sayıda kuş…

    Adına “Ebabil” denilen bu kuşlar taşlarını Ebrehe ordusu üzerine atmaya başladığında Muhassir Vadisi’nden çığlıklar yükseldi. Zira taşların isabet ettiği askerler birer birer yere devriliyor, büyük acılarla kıvranıp yerlere düşüyorlardı. Çıkan korkunç panikle neferler birbirlerini ezmeye başlamışlardı. Ebrehe ve yakınları nereye kaçıp, sığınacaklarını bilemeden vadiyi terk etmeye başladılar. Geriye, Yemen’e doğru dönmüş, bütün güçleriyle kaçmaya çalışıyorlardı. Zira göklerdeki bu garip Ordu ile hiç bir güç sahibi baş edemezdi. Yollar ve geçitler cesetlerle dolmuştu. Ebrehe de kendisine isabet eden bir taş ile yaralanmıştı. Bütün vücudu dökülüyor, her küçük er parçası düştükçe onun yerinde toplanan su, irin ve kan dışarı sızıyordu. Tarihçiler onun, bütün yolculuk boyunca feryat ve figan içinde inlediğini ve Sana’ya vardıktan bir kaç gün sonra can verdiğini yazdılar. O dev cüsseli acımasız adamın vücudu bir kuş kadar küçülmüş, eritip gitmişti.

    Yüce Allah kendi beytini, aynen Abdülmuttalib’in söylediği gibi korumuş ve ona zalimlerin el uzatamayacağını bütün âleme göstermişti. Miladın 570. yılında yaşanan bu olay Kur’an-ı Kerim’in Fil Suresinde de anlatılmış ve Hz. Peygambere karşı çıkan bütün müşriklerin Ebrehe’nin akıbetine benzer bir sona kavuşacakları ilan edilmiştir.

    Tarihin çirkin portreleri arasında yer alan Ebrehe’nin hikayesi, aklı başındaki bütün insanlar için gerçek ibret vesikalarındandır.